Yenildik ulan! Yenildik işte!
Tarih: 20.05.2005 Saat: 13:07
Konu: Ahmet Zeki Gayberi


Alışkanlığa varmış pis bir mağlubiyet hissidir artık varoluşumuzu açıklayan…

İdeoloji, insanı diri kılar! Ota-boka, topa-popa yapışacağına inancına yapışırsın… Ama kesinlikle devrim, inkılap, kızıl elma veya devlet değildir devrimcinin son durağı! Bir kez daha gerçeğin şok edici soğuk yüzüdür öykünün finalinde bizi bekleyen…

Tanrıları çoğalan bir çağın inanç paradoksundan uzak, yenilginin duayenleri, çaresizliğin ustalarıyız artık baba!





“Hüzün ki en çok yakışandır bize” (Hilmi Yavuz)

Kırılgan, acılı, hazin öykülerimiz vardır her birimizin.
Gönlümüz buruk, nahif, kederlidir.
Kebabımız, çiğköftemiz ne kadar acılı ise bilinçlerimiz de bir o kadar yaralıdır.
Toprağımız bile kırılgandır. Her üç-beş senede bir kustuğu öfkesiyle, evlerimizi başımıza yıkar da yine son günümüzde sarılırız bağrına. Ondan kopamayışımızın gizli kodu belki de burada saklıdır.
‘Yenilgi yenilgi büyüyen zafer’lerimiz, ‘yenilip de ezilmediğimiz’ hüsranlarımız gizlidir bu topraklarda.

Periyodik olarak kayıp, yitik, vuruk, savruk, tutunamayan ve yenik kuşaklarımız vardır. Iskalanmış hayatlar, boşa çekilmiş kürekler, uçurtma diye gökyüzüne salınan gençlik hayallerimiz, çalınan umutlarımız, trajik hikayelerimiz, çalınan dinamizmimiz, sağaltılan enerjimiz vardır. Velhasıl alışkanlığa varmış pis bir mağlubiyet hissidir varoluşumuzu açıklayan…
Umut, sadece ama sadece fakirin ekmeğidir. Bizim umutlarımız bile dilimizin varmayacağı, elimizin ulaşamayacağı kadar uzaktır.

İslamcısının, Sosyalistinin, Komünistinin, Ülkücüsünün, Tarikatçısının, aşıkının, rasyonalistinin, şairinin, liberalinin, işsizinin, işlisinin, varsılının, yoksulunun vardır mutlaka hüzünlü bir hikayesi…
İdeoloji, insanı diri kılar! Ota-boka, topa-popa yapışacağına inancına yapışırsın… Sonra? Sonrasını sormayın! Hiçbir teoride, kitapta yazmayan, hiçbir ağabeyin, reisin, liderin, imamın, ulu hocanın, başkanın, şefin söylemediği büyük bir boşluktur. Kapkara, kocaman, yalnız bir boşluk!

Ama kesinlikle devrim, inkılap, kızıl elma veya devlet değildir devrimcinin son durağı! Bir kez daha gerçeğin şok edici soğuk yüzüdür öykünün finalinde bizi bekleyen…
İsyan, duruş, haykırış, eleştiri, aykırılık, karşı çıkma, direniş damarları kurutulmuş kayıp kuşakların, maceraları hep dramatiktir.
Pop şarkılarının sözlerine dikkat edin, arabeskten beter zehir zıkkımdır. Zıp zıp zıplarken bar neonlarının altında tempo tutulan pop-nakaratlar, ‘keder, ayrılık, kahpe kader” kokar…
Yenildiğimizi, tutunamadığımızı, yalnızlığımızı ve çaresizliğimizi, hiçbir şeyi isteğimiz doğrultusunda değiştiremeyeceğimiz gerçeği, duvar gibi suratımıza çarptığında öğreniriz.

Hayatı ve realite denen naneyi, yenilmeyi öğrenmekle başlarız. Ne diyordu Beckett; “Hayat, daha iyi yenilmekle, yenilmeyi daha iyi öğrenmekle sürer gider!”
Her mağlubiyetin ardından, yaptığımız, sığındığımız tek şeydir; çaresizlik! Unutmanın, unutmuş olmanın, unutmayı isteyişin metazori çaresizliği…
Ümitlerimizle, ideallerimizle, hayallerimizle başladığımız bu devrimci varoluşların, ciğer parçalayan, beyin patlatan sancılı çaresizliğinde ustalaştırır bizi hayat!
Doğrusu, yazının sonunda şöyle afili bir ‘umut’ mesajı vereyim diye düşündüm ama içimden gelmedi be abi!

Tanrıları çoğalan bir çağın inanç paradoksundan uzak, yenilginin duayenleri, çaresizliğin ustalarıyız artık be baba!







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=764