Çiçeklerinizden ne zaman özür dileyeceksiniz?
Tarih: 10.05.2005 Saat: 21:38
Konu: Mantık


"İnsan nedir?" sorusuna asırlar boyunca düşünme'nin bulabildiği en köklü cevap şudur:

- İnsan düşünen/konuşan canlıdır (hayvan-ı nâtık/animale rationalle).

"Canlı nedir?" sorusuna verilen cevap ise, ne yazık ki bugün pek bilinmez:

- Canlı, duyuları olan ve iradesiyle hareket eden organik cisimdir.



Klasik Fiziğin terimleriyle ifade edecek olursak, canlılık, "hassas ve müteharrik olan cism-i nâmî"nin özelliğidir. "Beslenme, büyüme ve üreme yetilerine sahip olmak" anlamında cism-i nâmi, bitkilerden ve canlılardan oluşur. Klasik Fizik'te cisim, "beslenme, büyüme ve üreme" yetilerine sahip değilse inorganik maddelerden/madenlerden (cemadât), sahipse bitkilerden (nebatât), şayet aynı zamanda duyulara ve iradî hareket yetisine de sahipse canlılardan (hayvanât) teşekkül ederdi. Tabiatıyla bu durumda insan diğer canlılardan 'akıl' yetisiyle ayrılırdı. Bu kısa tabloda, eğer iyi dikkat edilmişse, görülecektir ki bitkiler "canlılar" kategorisinin dışında kalmaktadır. Çünkü bitkiler, tanım gereği, 'canlı' sayılmazlardı; yani iç ve dış duyuları olmadığı gibi, irade aracılığıyla yer değiştirme (müteharrik bi'l-irade) vasfını haiz kabul edilmezlerdi.

Ben değişik vesilelerle Klasik Fiziğin (hikmet-i tabiiye'nin) bu tasnifini ne zaman aktarsam, hemen dinleyiciler arasından itiraz gelir ve bitkilerin de 'canlı' oldukları öne sürülerek itiraz edilir. Beceriksizliğimden olsa gerek âdeta "bitki düşmanı" gibi algılanırım. Açıkça söylemem gerekirse, bu itirazlar bana annem ve ablam tarafından da hep yöneltilmiştir; zira onlara göre de bitkiler canlıdır, duyuları vardır, severler ve sevilirler, sözden anlarlar; beğeni ifadeleriyle karşılaşmayan bitkiler hemen solarlar, üzülüp mahzun olurlar, ilgi görmezlerse misafiri oldukları, süsledikleri, şenlendirdikleri evin sakinlerine boyunlarını büküp küserler. Okşanmak isterler, yeterli miktarda su, ışık ve ısı talep etmekle kalmazlar, sevgi de, ilgi de, iltifat da isterler. Nazlıdır zilliler, cilve bile yaparlar. Odada konuşulanları dinlerler, ara sıra kendilerine de söz gelmesini beklerler.

Ben bu açıklama tarzının hiç karşısında olmadım. Çiçeklerime su veremediğim zamanlarda bile kendilerinden özür diledim çünkü. Onlar yaşadıkça yaşadığımı hissettim. Lâkin itiraf etmeliyim ki beceriksizliğimden narin olanlarını değil, dayanıklı olanlarını seçerim; benim sigara dumanımdan rahatsız olmayanlarıyla sadece arkadaş değil, bazen dost bile olmayı başarırım. Mevsimlik olanlarının, kendilerine su taşıyan, gün boyunca yerlerini değiştiren fedakâr işçisi olmaktan kaçınmam. Ne var ki ziyaretime geldiklerinde hem annemin, hem de ablamın suçlamalarından hiç kurtulamadım. Ben kötü bir çiçek dostuyumdur onların gözünde. "Canlılar" kategorisinde saymadığım için de dinleyicilerin gözünde ister istemez nebatât karşıtı...

Şeyh-i Ekber hazretleri, değil sadece hayvanlar ile bitkiler, taşlar hakkında dahi "nâtık" sıfatını kullanır. Onların da 'konuştuğunu' söyler. Bu açıdan bakıldığında 'canlı' sıfatını 'hayvanât' mertebesinden bir tek 'nebatât" mertebesine değil, 'cemadât' mertebesine de şamil kılabiliriz. Sadece insanlar, hayvanlar ve bitkiler değil, taşlar da konuşurlar. Üstelik bazen daha derinden bile konuşurlar.

Burada küçük bir sorunun mevcudiyetinden her halde sizleri haberdar etmek gerekiyor: Bitkileri "canlılar" sınıfına dahil etmediğimi görenlerin yönelttikleri itiraz, bu açıklamaların mantığından biraz farklı. Diyorlar ki:

- Bugün bilim (fizik), bitkileri 'canlı' kabul ediyor.

İşte asıl sorun da tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü modern bilim bitkiler şöyle dursun, insanı bile 'canlı' kabul etmiyor. Modern bilim insanı nasıl can'lı kabul edebilir ki? Herşeyden evvel 'can' kavramını kabul etmiyor. Can'ı kabul etmeyen can'lıyı kabul eder mi?

Nedir şu 'can' dediğimiz, bir düşünelim bakalım! Can ve canândan söz etmek her babayiğidin harcı değildir. Modern Bilim'in can'dan vazgeçişinin üzerinden çok geçti. Descartes ilk kez hayvanların canı olmadığını söylemiş ve hatta o kadar ileri gitmişti ki -bitkiler gibi- canları olmadığından ötürü "hayvanların canı acımaz" demek gafletinde bile bulunmuştu. (Bir matematikçiden bundan fazlası beklenebilir miydi acaba?)

O halde insanı salt ete, kemiğe, sinirlere, damarlara indirgeyen modern bilim, insanı dahi can'lı kabul etmezken, nasıl olur da bitkileri can'lı kabul eder? Etmez. Bu bakımdan 'Ruh' (nous, spritus, geist), 'Nefs' (psyche, anima, seele) ve 'Tabiat' (physis, natur) gibi üç düzeyli klasik Fizik'in derin evren kavrayışını, tek düzeyli modern Fizik'le anlamak ve açıklamak asla mümkün olmaz. Aksi takdirde sormak gerekmez mi, "Eteğe kemiğe büründüm/Yunus gibi göründüm" diyen Hz. İnsan'a modern bilgi/bilim nasıl anlam verebilir? Veremez. Modern insan böylesi bir Fizik anlayışından hareketle "Hoşça bak zâtına" diyen Şeyh Galib'in öğüdünden nasıl istifade eder? Edemez. Zâtı bilmez çünkü. Evet, modern bilim zâtı nerede bulacağını bilemez.

Kuşku duyanlar varsa, onlarla birlikte kendimizi sınayalım ve soralım o halde: Zât nedir? Ne anlıyoruz zât'tan? Hani 'bizzât' deriz, 'bizâtihi' deriz, 'zâten' deriz ya, eklerini atıp geriye kalan şu zâtın ne olduğu hakkında ne söyleyebiliriz? Hoşça bakmasına bakacağız ama bir de şu zâtı bir bulabilsek, şu 'zât' denen şeyi bir düşünebilsek! Sûfilerin tabiriyle 'lübb', filozofların tabiriyle 'cevher', mantıkçıların tabiriyle 'mahiyet', kelâmcıların tabiriyle 'zât' denen şu 'öz' nedir? Yunanlılar 'ousia', Latinler 'substratum' demişler. Psikoloji'de kimileri 'ego', kimiler 'self', kimileri 'nomen' diyerek etrafında dönmüşler. Biz ise 'can' demişiz, yetmemiş 'canân' demişiz. Taşrada arayıp bulamadığımızı söylemişiz. Canı canânda bir kez olsun bulunca da peşini bırakmamış, "Ben hakikatim" demekten kendimizi alamamışız.

Modern insana göre insan canlı değildir; bizim nezdimizde ise otlar da, taşlar da canlıdır! Yeter ki biraz kulak veriniz, inanınız o zaman bu âlemde varolan herşeyin nefes alıp verdiğini duyabilirsiniz.


Yenişafak
8/5/2005







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=737