Mustafa Hatipler: Sizce Hangisi ?
Tarih: 09.05.2005 Saat: 05:17
Konu: Makale


...düşünen insan; sadece kendine düşman ülke açısından değil, kendisini iyi yönetmeyen, yönetimde çağın dışında kalan, ülke kaynaklarını kendi insanına sunmak yerine belli bir kesime sunan, ya da ülke menfaatlarını, kent kaynaklarını komprodorlara peşkeş çeken, “şahsi menfaatlerini müstevlilerin menfaatleriyle tevhid edenlere” peşkeş çeken, yönetmeyi ihale vermekten ibaret gören yönetimler açısından da son derece tehlikelidir.



Düşünen insan gücü, tarihten bu yana karşı ülkeler için sürekli büyük bir tehlike olarak algılanmıştır. Bir ülkenin silahlı gücü ne denli önemliyse, akıl gücü olarak adlandırabileceğimiz düşünen insan potansiyeli de o denli önemlidir. Bu akıl gücü ifadesinin içine, ‘düşünen’, ‘bir düşünce sistemi üreten’, ‘düşünce sistemlerini sorgulayan’, ‘yeni bir şeyler ortaya koymak için çırpınan’.... insan tabirlerini koyabiliriz.

Düşünen insanı; ülke kaynaklarını almak isteyen karşı ülke ile, kendi ülkesini yanlış yöneten yönetici kesimi büyük tehlike olarak addeder. Onları yaşatmamak için de her türlü çirkinliği yaparlar.

Düşünen insan kendi ülkesinin yer altı ve yerüstü zenginliklerini yoketmek isteyen güce karşı en etkin bir defans gücü olmakla kalmaz, kendi ülkesinde kendini yönetenlerin yanlış yönetimlerine karşı durabilecek bir güç unsuru olma özelliğini de taşır. Tarihte bunun değişik örnekleri mevcuttur. Fransızların meşhur Alsas-Loren savunması ve sonrasında o bölgeyi hiç de direnmeden Almanlara teslim etmesi hadisesi, düşünen insan potansiyelinin olmamasının sonuçlarını ortaya koyar.

Nitekim savaş sonrası o bölgeyi savunan generale , neden direnmeden bölgeyi teslim ettiği sorulduğunda, generalin; “bu teslimatın sebebini bana değil, bölgede vatansever insan yetiştirememiş öğretmenlere sorun” demesi düşünen ve vatanını seven insanların yokluğunda nelerin olduğunu görmek bakımından önemlidir.

Bu manada düşünen insan; sadece kendine düşman ülke açısından değil, kendisini iyi yönetmeyen, yönetimde çağın dışında kalan, ülke kaynaklarını kendi insanına sunmak yerine belli bir kesime sunan, ya da ülke menfaatlarını, kent kaynaklarını komprodorlara peşkeş çeken, “şahsi menfaatlerini müstevlilerin menfaatleriyle tevhid edenlere” peşkeş çeken,yönetmeyi ihale vermekten ibaret gören yönetimler açısından da son derece tehlikelidir.

Bu yüzden az gelişmişliğin temel yönetim anlayışında kısır çekişmeler, bir ileri iki geri saymalar vardır. Bu yüzden düşünen insan her türlü iftira ve yalan kampanyaları ile mutlaka bertaraf edilmesi gereken bir varlıktır.

Düşünen insan sorgulayan insandır, oysa dünyanın her yerinde yanlış yönetim uygulayan yönetici sorgulanmaya, hesap vermeye asla tahammül gösteremez. Öyleyse yapılacak şey nafile bir uğraşı olarak düşünen insanı yoketmek için harcamak için ne gerekiyorsa o yapılmalıdır.

İspanya’nın Franko’sunun meşhur “3 F” uygulamasının temel amacı budur. Futbol, Festival ve Fuar’larla bir şekilde kitleler oyalanacak, meşgul edilecek; düşünceye asla geçit verilmeyecek. Buna depolitizasyon tuzağı da diyebiliriz. Esasen geri kalmış ülkelerin hemen hemen tümünde yaşanan futbol tutkunluğunun altında yatan gerçek de budur. Bu tuzak yeterli olamıyor, buna rağmen hala birileri düşünüyor, hatta “ne olacak bu memleketin hali” diyebiliyorsa bu takdirde ekonomik sorunlar tuzağı ile düşünceye, düşünen insan tehlikesine geçit verilmeyecektir.

Tıpkı eski Roma’da olduğu gibi. Neron döneminde, o günün dev ekonomisi büyük bir kriz içinde, halk sokağa düşmüş, halk aç, halk çaresiz. Yönetim bazı yanlışlıklar içinde ama halk hareketini engellemekte zorlanıyor. Bir şekilde düşünce engellenmeli. İşte böyle bir anda, tam bu sırada, bir gemi kaptanı savaş arabasına atlayarak trübünlere dalar ve tribündeki yöneticilere, “tüccar donanması Mısır’da yük beklemektedir. Gemiler ya açlıktan ölmek üzere olan insanlar için tahıl yükleyecekler veyahutta yarışmalar için arena’da kullanılmak üzere özel kum yükleyecekler. Söyleyin hangisini istersiniz? “diye sorar.

“Siz deli misiniz ? Burada durum kontrolden çıkmıştır. İmparator delirmiş, ordu isyanın eşiğine gelmiş, halk da açlıktan ölmek üzere. İlahlar aşkına kumu getirin.” Diye cevap veriri trübünlerdeki bir yönetici ve ekler; “biz getireceğiniz kumla, onların ıstıraplarını zihinlerinden sileriz”…

Zihinlerden silinen sadece ıstıraplar mıdır, yoksa ıstıraplarla birlikte varoluş sebebi sayılacak hasletler midir, yoksa topyekün bir unutkanlık mıdır...

Ne dersiniz, sizce hangisi yüklenmeli gemiye, tahıl mı yoksa kum mu... çiçek mi çiçek çi mi yoksa kar temizliği yapacak olanlar mı….

Bizce A.İlhan’ın dizeleri … Bizce Kuva-yı Milliye…

“bana bir şimşek çak
sala veriliyor görünmez minarelerden,
İzmir’ de istirdat’ı yaşamaktayım
bir yangın soluğu sokak içlerinden
kordonboyu’nda muzaffer atlılar
fahrettin paşa’nın süvarisi
bana bir şimşek çak
yolumu aydınlatacak
gazi’nin gözlerinden
mavi bir şimşek
kuva-yı milliye mavisi
aynı emaneti taşımaktayım
‘hürriyet ve istiklal benim karakterimdir’
çünkü hain sinsi ve korkak
aynı düşmana karşı
savaşmaktayım”


Sahi sizce hangisi….

 

üyemiz mh22'ye teşekkürler







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=733