Hakan Alpin: DOKUZUNCU SANAT: EDEBİ KATALİZÖR
Tarih: 02.05.2005 Saat: 22:18
Konu: Makale


UYARLAMALI MI UYARLAMAMALI MI?

İşin en enterasan tarafı şu: Tam da 8 senedir amatör bir ruhla yayınladığımız Darkwood Sakinleri Çizgiroman Kültürü Dergisinin yeni sayısı için ana dosya olarak hazırladığımız konu bir şekilde gündeme düştü. Artık biz çalışmalarımızı yürütürken esin kaynağı mı olduk, yoksa ilginç bir tesadüf mü bilinmez; ancak bu durumun bizi mutlu ettiği ortada.

Çünkü biz çizgiroman severler, dokuzuncu sanatın müdavimleri, bir zamanlar üç kişiden dördünün çizgiroman okuduğu bu ülkede artık herhangi bir şekilde çizgiroman kelimesinin geçmesine bile çölde su bulmuşçasına sevinir olduk.



Gündeme düşerek bizi mutlu eden konuya, yani “edebiyat eserlerinin çizgiromana uyarlanmasinda sakinca var midir,” sorusuna gelirsek: Biz çizgiroman severler elbetteki hazircevaplilikla, “yoktur,” deyiveriyoruz, ancak sorunun cevabi gerçekten böyle mi; yerimizin elverdigi ölçüde bir göz atalim isterseniz.

Konu bizim gündemimize geldiğinde, en geniş kişisel çizgiroman arşivlerinden birinin sahibi olarak ister istemez elimdekileri ve içeriklerini -neredeyse- tek tek şöyle bir gözümün önünden geçirdim. Hemen aklıma, 1970’lerin sonundan itibaren tam üç sene boyunca kendi dergisinin yanında her hafta bir klasik eserin çizgiroman uyarlamasını veren Milliyet Çocuk dergisi geldi. “Resimli Klasikler” başlığıyla ilave olarak verilen bu dergiciklerde Jules Verne’in bir düzineden fazla romanından tutun da, Walter Scott’un heyecanlı şövalye romanlarına, veya Emilo Salgari’den Mayne Reid’e, Daniel Defoe’dan Louise May Alcott’a, Charles Dickens’dan Jonathan Swift’e, Jack London’dan Schiller’e, Johanna Spyri’den Alphonse Daudet’ye, Gogol’dan Mustafa Kemal Atatürk’ün Söylev’ine varıncaya kadar ardına dek açılan komple bir klasik yelpazesini karşınızda bulursunuz. Doğal olarak bu konuya dahil edilebilecek tam 150’nin üzerinde somut ve gayet başarılı örnek heybesi beni bekliyordu.

Kısacası tam da bu tartışmanın göbeğinde -ancak, karşı cenahta- yer alan Sayın Hilmi Yavuz’un, “... ama klasik romanlar için olmamalı,” ifadesinin içini derinlemesine kurt gibi oyan, kocaman bir ‘heybe’den bahsediyorum. Üstelik buna şahsen ekleyeceğim bir minik not da cabası. Edebiyat uzmanlarınca ‘klasik’ diye nitelenen pek çok eseri bazen çevirilerinin bozukluğundan, bazen günümüz dünyasına izdüşüm eksikliğinden veya atmosferlerindeki kasvetten dolayı oku(ya)mamıştım. Ancak daha sonra, yukarıda saydıklarımın yanı sıra birazdan listeye ekleyeceğim sayısız çizgiroman uyarlamasıyla -ve tabii sinema versiyonlarıyla- bahsi geçen tüm o klasikleri okuma/izleme şansım oldu.

Zaten üstad Hilmi Yavuz’un kısaca bildirdiği görüşünde de, “Bu, Batı ülkelerinde çok uzun zamandır uygulanıyor. Yazı ile çizgi arasında birtakım paralellikler kurulabilir,” ifadesini de hiçe saymamak gerekiyor. Zira aksi halde üstadın eserlerini okurken gıpta ettiğimiz zarif sanat menbasının estetik çehresine bir zül eklenebilirdi. Gerçekten de Batı -ve dahi Doğu- ülkelerinde sıkça yapılan bu tür edebiyat uyarlamalarından bahsetmek mümkün (Bir ara not olarak vermek lazım sanırım. Ünlü edebiyatçı Goethe, çizgiroman sanatına ait ilk prototip örnekleri veren bir çizer olan Rudolph Töpffer’in çalışmalarına bayılmış ve bunların yeni bir sanatın öncüsü olabilecek ürünler olduğunu daha o dönemden ısrarla vurgulamıştı.) Bunun son örneklerinden birini de Sayın Doğan Hızlan, 19 Temmuz Cuma günü köşesinden duyurmuştu. Yazar Marcel Proust’un ‘Kayıp Zamanın İçinde’ adlı eseri Fransa’da çizgiroman olarak da yayınlanmıştı. Tabii bu tür uyarlamaların bolca ve uzun süredir yapıldığı bu ülkede dahi bir kısım eleştirmen, “Marcel katledildi,” feveranlarıyla arzı endam etmekten geri durmamıştı.

Neyse ki bizim ülkemiz o açılardan daha şanslı. Şimdiye dek hiçbir eleştirmen bu konuya o aşırılıkla yaklaşmadı. Öyle ya, ta 1940’lardan beri bir tarihi roman ustası olan Abdullah Ziya Kozanoğlu başta olmak üzere, sayısız edebiyatçımızın eseri çizgiromana uyarlanmıştı. Hatta Sayın Kozanoğlu’nun bu konuda ayrı bir sıfatı da mevcut: Eserlerinden yapılan çizgiroman uyarlamalarına ait senaryoları bizzat kendisi yazmaktaydı. Kozanoğlu ile çalışan pek çok ressamdan biri de Münif Fehim’dir. 1947 yılında Çocuk Sesi dergisinde yayınlanan ‘Altınbağ Kahramanı’, detaylı çizim tekniğiyle çizgiroman tarihine geçmiştir. Ratip Tahir Burak da Kozanoğlu ekolüne yolu düşen çizerlerdendi. 1959’daki ‘Kırk Şehitler Kalesi’ ve ‘Hilal ve Salip’in konusunu yine bizzat Kozanoğlu kaleme almıştı. Çizgiromancı Şahap Ayhan da 1946 tarihli ‘Gültekin’de aynı yazara senaryosunu teslim etmişti. İsmi sürekli Kozanoğlu ile anılan çizer ise Suat Yalaz’dır. 1955’de ‘Attila’nın Oğlu Dengiz’le başlayan birliktelikleri, dönemin Akşam gazetesinde yayınlanan ‘Cengiz Han’ın Hazineleri’ne uzanmıştı. Burada ortaya çıkan Kaan tipi ise, ikilinin ayrılmasından sonra yoluna Karaoğlan olarak devam etmişti.

Kozanoğlu dışında da bazı şöhretli yazarlar çizgiromanlara senaryo vermişlerdir. 1940’larda yazar Reşat Ekrem Koçu’nun Çocuk Haftası dergisine senaryolaştırdığı ‘Deniz Kurtları’nı Orhan Tolon çizmişti. Halikarnas Balıkçısı Cevad Şakir Kabaağaçlı, Büyük Ateş dergisinde Münif Fehim için bir eserini yeniden kaleme almıştı. Çizer Ertuğrul Edirne 1970’lerde Orhan Kemal’in ‘Yalancı Dünya’sını çizgiromana uyarlarken, Kara Murat’dan alışık olduğumuz resim altı yazısı olan tarzı kullanmıştı. Peki, Türk kültürünün temel klasiklerinden olan Dede Korkut öyküleri kaç defa çizgiromana uyarlanmıştır dersiniz? Bu konuda en fazla ürün veren iki ressam ise Ekrem Dülek ve Mehmet Tekdal’dır. 1990 tarihinden itibaren Kültür Bakanlığınca yayınlanan ve sayısı 50’yi aşan çizgiroman albümleri arasından bazılarının Türk Destanları olduğunu ve bu konuda uzun yıllardır es geçilen bir eksikliğin giderilmeye çalışıldığını da ayrıca belirtmek lazım.

Bu arada H.G. Wells’in ‘Invisible Man/Görünmeyen Adam’ına varıncaya dek sayısız Batı kaynaklı roman da çizgiroman ressamlarımızın fırçasından geçmiştir. Tabii bunlara Kara Murat, Karaoğlan ve birtakım ‘Kılıçlı Kahraman’larımızın senaryolarının arasında gezinen Walter Scott izdüşümleri, sahneleri de kolaylıkla eklenebilir. Ancak konumuz sadece edebiyat uyarlamaları olunca bu lokal esinlenmeler -şimdilik- devre dışı kalıyor...

1950’lerden beri ülkemizde -bir nevi misyonerlik faaliyeti olarak- İncil’den öyküler ‘Güzel Hikayeler, Güzel Hayatlar’ tanıtım başlığıyla Fransa’da basılıp Türkçe olarak okurla buluşuyor. Bu temaya, yani din temasına da uğradığımıza göre, olayın ilginç bir başka boyutuna da değinmek yerinde olur. Pek çok Batı ülkesinde İncil ve Tevrat’ın çizgiromana uyarlandığını biliyoruz. Bu işi gerçekleştiren çizerlere dair verilebilecek en sıra dışı örnekse sanırım Paola Eleuteri Serpieri olacaktır. Bilindiği gibi Serpieri, ülkemizde bir dönem benim yayın yönetmenliğimde çıkan ve müstehcen bulunup toplatılarak hakkında dava açılan erotik kadın çizgiroman kahramanı Druuna’nın da yaratıcısıdır.

DİĞER ÖRNEKLER

Ülkemizde çizgiroman olarak yayınlanmış diğer edebiyat uyarlamalarından belli başlıları ise şöyledir:

- Resimli Dünya Klasikleri, 1950, Cem Yayınları, İstanbul (Demir Maske, Notrdam’ın Kamburu, Beyazlı Kadın).

- Resimli Klasikler, 1962, Gür Yayınları, İstanbul (Kont Monte Kristo, Çalınan Taç, Tom Sawyer, Denizler Altında 20.000 Fersah, Define Adası, Robin Hood, Üç Silahşörler).

- Resimli Klasikler, 1968, Mehmet Tunagör Yayınları, İstanbul (Monte Kristo, Üç Silahşörler, Robenson Crusoe, Define Adası).

- Korku, 1967 ve 1971, Suat Yalaz ve Mehmet Benli, İstanbul (İçeriklerinde Edgar Allan Poe, H.P.Lovecraft, Mary Shelley ve Bram Stoker’ın eserlerinden sayısız çizgiroman uyarlaması mevcut).

- Dünya Masalları, 1966, Bülent Şakrak, İstanbul (Klasik masallardan Pamuk Prenses vs.).

- İslam’ın Doğuşu, 1982, Tercüman Gazetesi, İstanbul (Fransızların elinden çıkmış bir çalışma ve İslami yazılı kaynaklar taranarak hazırlanmış).

- 4 Halife, Suat Yalaz, 1985, Güneş Gazetesi ilavesi, Istanbul (Suat Yalaz da hem bu örnekte, hem de senelerdir sabah gazetesine hazırladığı Ramazan sayfalarında dönemi anlatan İslami yazılı kaynaklarını kullanıyor).

- İsa Mesih, 1988, Ar Klişecilik, İstanbul.

- Ben-Hur (Lew Wallace), Jane Eyre (Charlotte Bronte), Deniz Kurdu (Jack London), Moby Dick (Herman Melville), Demir Maske (Alexandre Dumas); Çizgili Yayınlar, İstanbul.

- Drakula, Bram Stoker-Amerikalı çizerler, 1981, Evrim Yayınları, İstanbul.

- Dünya Klasikleri, Türk Ticaret Bankası, İstanbul (Jan Dark, Pompei’nin Son Günleri, Davy Crockett, Ivanhoe, Moby Dick).

Yukarıda saydığım türden ‘klasikler’ aslında 1940’ların sonundan beri bilhassa ABD’de uzun yıllardır tekrar baskıları yapılan, ‘Classic Illustrated’da yayınlanmış olan çizgiroman uyarlama çalışmalarının Türkçe versiyonlarıdır. Bu listeye eklenebilecek bir yayın da 1988’de Tercüman Gazetesinin okurlarına ‘yabancı dil öğrenmede kolaylık” sağlaması amacıyla verdiği ‘Resimli Klasikler’dir.

Dünyadaki çizgiromana uyarlanan edebiyat örneklerini biraz daha eşelersek, karşimiza mesela Edgar Rice Burroughs’un Tarzan’i (1912), John Carter’i (1915) ve Amerikali romanci Johnston McCulley’in ‘The Curse of Capistrano/Kapistrano’nun Laneti’ (1919) adli eserinde yarattigi karakterden yola çikilarak önce sinemaya sonra da çizgiromana uyarlanan Zorro’su geliyor. Sadece bunlar da degil; Philip Wylie’nin ‘Gladiator’ adli eserinden uyarlanan Superman, veya Phil Nowlan tarafından yazılarak Ağustos 1928’de piyasaya çıkan Amazing Stories dergisinde yer alan ‘Armeggedon 2419 A.D./Yıl 2419 Kıyamet’ başlıklı bir bilimkurgu öyküsünden adapte edilen Buck Rogers adlı çizgiroman kahramanları da buna hemen eklenebilir. Ya da Ian Fleming’in sinemaya da uyarlanan klasiği James Bond’u ve Maurice Leblanc’ın romanlarından uyarlanarak 1948’den itibaren Fransa’da yayınlanan Arsene Lupin’i unutmak mümkün mü?

SONUÇ NİYETİNE

Bir sanat dalında üretilen, ister klasikleşmiş, ister bu sıfata ulaşamamış herhangi bir eserin başka bir sanat dalına transferi, ortaya çıkan her örnekle tartışma konusu olmakta. Kaldı ki, çizgiromanın beslendiği kaynaklar da sadece ve çoğunlukla edebiyat eserleri değildir. Ancak sanatlar arası bu uyarlamaya, “kısıtlayıcı,” tanımlamasıyla karşi çikilacaksa, mesela sinema tarihini meydana getiren filmlerin yaklaşik dörtte birini yeniden gözden geçirmek gerekecektir. Çünkü sinema tarihine yer etmiş belli başli yapimlarin arasinda edebiyat uyarlamalari oldukça fazladır. Bunların hangi ölçekte kısıtlanmış olduklarının da böyle düşünmeyenlere açıklanması faydalı olacaktır.

Öte yandan, sinema sanatına uyarlama ruhsatı verip, karşimiza sadece dokuzuncu sanati ‘kısıtlayıcı’ diye alıyorsak, o durumda da ortada bir haksızlık var demektir. Üstelik çizgiromandan kopup gelen bazı ilk çıkışların da başta sinema sanatı olmak üzere diğerlerine uyarlandığını hatırla(t)makta fayda var. Bu bağlamda, bu satırların edebiyat-sinema-çizgiroman üçgenindeki uyarlamalar konusunda 800 sayfalık bir kitabı tamamlama aşamasında olan yazarının zevkle izlediği sayısız yapım sözkonusudur. Elbette tam anlamıyla “berbat” edilmiş veya başarısız kalmış uyarlamalar da yok değildir. Ancak onlar ne eserin orjinine, ne de eser sahibine bir halel getirmiyor bence. Zira bu durumda konu edilmesi gereken yalnızca o uyarlamaya imza atmış olan kişilerin başarisi veya başarisizligidir.

Her biri (yüz)yıllar öncesinden kopup gelen edebiyat eserlerinin gerek çizgiromana, gerekse sinema, tiyatro ve saire gibi diğer sanat dallarına uyarlanmaları, onların nitelik kaybına uğramaları gibi bir sonucu kesinlikle vermez. Olsa olsa ‘klasik’ diye nitelenen o eserlere -ve tabii sahibine- ayrı ve farklı bir zenginlik katar. Bu fikir aykırılığının merkezinde değerlendirilen İnce Memed için de geçerlidir. Aksi bir durum sözkonusu olsaydı, yazarı Sayın Yaşar Kemal onun çizgiromana uyarlanmasına karşı çıkardı. Halbuki Sayın Kemal’in tek sitemi, eserinin çizgiroman versiyonunun yarım kalmış olmasıyla ilgili; “...ağzının yandığı durum,” da sanırım bu. Eserine zenginlik katacağına inanmasa, 1978’deki çizgiroman adaptasyonundan hemen sonra romanının 1983 yılında (Peter Ustinov’un hem yönetmenliğini, hem de Abdi Ağa rolünü üstlendiği) ‘Memed, My Hawk’ adlı filmle sinemaya uyarlanmasına da 'hayır' derdi diye düşünüyorum.

Sonuçta, bir diğerine göre çok değişik anlatım teknikleri olan sanat dalları arasındaki bu adaptasyonların yeni kazandırıldıkları sanat dalı uyarlamasının ‘iyi’ ya da ‘kötü’lüğü ancak ve sadece o eserle ilgili olarak değerlendirilmelidir diye düşünüyorum. Bu durumda da sözkonusu uyarlamaları(n hepsini) görmeden yapılacak olumsuz bir genelleme, pek çok başarili uyarlamaya ve bunlari yapanlara büyük haksızlıktan başka birşey olmayacaktır.







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=716