‘Çifte hakikat’
Tarih: 29.04.2005 Saat: 03:28
Konu: Makale


Din ile Felsefe arasındaki ayırdedici sınırı, onların iki ayrı alan olarak konumlandırılmaları belirler.

Bu belirlenimin tarihöncesi de, İbn Rüşd’ün, daha sonra Brabant’lı Siger tarafından Hıristiyan düşüncesine aktarılan ‘Çifte Hakikat’ doktrinidir: Felsefenin ve Teolojinin hakikatlerinin birbirinden farklı olması! Ernst von Aster, Felsefe Tarihi Dersleri’nde, Siger’in ‘Çifte Hakikat’ doktrinini şöyle açıklıyor: ‘Felsefe bakımından doğru olan bir şey, İlahiyat bakımından yanlış olabilir.



Felsefe ile İlahiyat ayrı ayrı sahalar oldukları için felsefenin doğru bulduğu bir hakikati dindar bir adam, pekala ve haklı olarak yanlış telakki edebilir.’ von Aster, Siger’in tezinin Kilise tarafından onaylanmak şöyle dursun, mahkum edildiğini bildirir ve bu durumun ‘İbn Rüşdcülüğün felsefe tarihi sahnesinden yeniden çekilmesine sebep ol[duğunu]’ söyler.

Gerçekte, İbn Rüşd’ün ‘Çifte Hakikat’ doktrinini mi, yoksa dini rasyonel teolojiye indirgemek biçiminde ifade edilebilecek bir yaklaşımı mı savunduğu tartışılabilir. Gene de, İbn Rüşd’e ait olsun ya da olmasın, bu doktrin bugün İslam teolojisinin karşı karşıya bulunduğu birçok meselenin çözümüne katkıda bulunabilir.

‘Çifte Hakikat’ doktrininden neyin anlaşılması gerektiğini açıklığa kavuşturmak için, ‘oyun’ metaforunu kullanacağım. Dini ve felsefeyi iki ayrı oyun gibi düşünelim: Kuralları, normları birbirinden farklı iki oyun: -mesela, futbol ve basketbol gibi... Nasıl ki futbolun ve basketbolun kuralları farklıysa, biri ayakla öteki elle oynanan iki ayrı oyunsa, din ve felsefe de iki ayrı oyun gibi düşünülebilir. Bu iki oyunun kurallarının birbirine karıştırılması (mesela, futbolcunun topa ayakla vurmak yerine elini kullanması ya da basketbolcunun topu ayağıyla vurarak potaya göndermeye kalkışması, gibi) ya da, birine ait olan alanda ötekinin oynanması söz konusu olmadığı sürece, mesele yoktur. Ama ya söz konusuysa?

Din, dogmatiktir ve dogmalarının (nass’larının) sorgulanmaması kuraldır; felsefe ise, öyle değil! Felsefede dogma’lar yoktur ve her şey sorgulanabilir; her şeyden kuşku duyulabilir. Kısaca dinde sorgulama kural dışı, felsefede ise sorgulama, kuraldır. Kuralları ve normları birbirinden farklı iki oyundan birini, ötekini doğrulamak ya da yanlışlamak için kullanmak da kuraldışıdır. Ne felsefe dini doğrulayabilir ya da yanlışlayabilir ne de din, felsefeyi! Dolayısıyla da, Vahyin Akıl’a uygun olup olmadığı gibi bir mesele yoktur; -çünkü Vahyin Akıl’a uygun olup olmadığı, Akıl’ın kurallarıyla Vahyi doğrulamak ya da yanlışlamak anlamına gelecektir...

Şüphe yok: ‘Çifte Hakikat’ doktrini, Felsefe ile Din için olduğu gibi Bilim ve Din için de geçerlidir. Din’i bilimin verileriyle ne doğrulayabilirsiniz ne de yanlışlayabilirsiniz. Elbette, bilimi de Din’in dogmalarıyla doğrulama ya da yanlışlamanın söz konusu olamayacağı gibi! Bir defa daha belirteyim: Din ve Bilim, kuralları, oyun alanları, normları birbirinden farklı iki aynı oyun gibidir.

Dahası ve asıl önemlisi, bilimsel verileri dinle doğrulamaya çalışmak, Vahyin ontolojik statüsünün de sorgulanması anlamına gelir. Kur’an’ı, Bilimin sonuçlarının önceden yazılmış olduğu bir ‘kehanetler kitabı’ olarak görmek, son derece vahim ve tehlikeli içermeleri olan bir yaklaşımdır. Evet, vahim ve tehlikeli; -çünkü bu, Kelamullah’ı (haşa), Nostradamus’un sözleriyle aynı ontolojik düzeye koymak demektir. Son zamanlarda, aklımızı çelen birtakım zevatın yaptığı gibi...

Ayrıca, Kur’an’da, ‘Gayb’ın ancak Allah tarafından bilinebileceği’nin, açık bir biçimde dilegetirildiğini de unutmamak gerekir. Dolayısıyla, iki ayrı Hakikat’ın alanlarını birbirinden ayırmamak, sadece Kur’an’ın ontolojik statüsünü değil, epistemolojik statüsünü de sorgulamak (ve elbette sorgulandığı için de, örselemek) anlamına gelecektir.



Zaman
17.04.2005
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=703