Felsefe Terimleri Üzerine (2)
Tarih: 11.04.2005 Saat: 10:29
Konu: Makale


Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi girişimlerinin 1941 yılında başladığını biliyoruz. Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim:


O tarihte Maarif Vekaleti, Ankara’da bir Komisyon çalışması başlatmış, Komisyona İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyeleri de davet edilmiştir: Prof. Dr. Macit Gökberk’in bildirdiğine göre, Vekaletin bürokratlarının, felsefe hocalarını dinlemeyip bildiklerini okudukları anlaşılıyor. Osman Pazarlı’nın Cuvillier’den yaptığı (ve Maarif VekaletiYayınları arasında çıkan) ‘Küçük Felsefe Sözlüğü’, büyük olasılıkla, bu Komisyonun tespit ettiği terimler kullanılarak çevrilmiş olmalıdır.

1953 yılında bu defa Türk Dil Kurumu, Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi işini yeniden ele alır: Ama bu defa, felsefe hocalarının önerilerine kulak verilecek ve uzun yıllar süren çalışmalardan sonra Türk Dil Kurumu Prof. Dr. Bedia Akarsu’nun ‘Felsefe Terimleri Sözlüğü’nü yayımlayacaktır.

Geçen hafta da belirtmiştim: 1950’lerde başlayan Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi, ciddi tartışmalara neden olur. Peyami Safa’nın, Bilim ve Felsefe’nin bir ‘Medeniyet’ meselesi olduğu, dolayısıyla ya Doğu İslam Medeniyetinin Arapça kökenli karşılıklarıyla, ya da Batı medeniyetinin Latince /Grekçe kökenli karşılıklarıyla kullanılması gerektiği kanısındadır. Peyami’ye göre, mademki Batı Medeniyeti dairesine girilmiştir, o halde ‘bütün garp dünyasının müşterek kullandığı Latin ve Yunan kökleri dururken, neden Öztürkçe ıstılah kullanmaya kalkı[şıldığını]’ anlamak mümkün değildir.



Nurullah Ataç’ın Felsefe terimleri dağarı konusundaki görüşleri de, bütün Öztürkçeciliğine rağmen, Peyami Safa’nınkilere yakındır. Ataç şöyle der: ‘Bir dil, bir uygarlık yani bir medeniyet içinde ilerler, zenginleşir, o medeniyetin düşüncelerin, değerlerini söylerken yoksuldur. O uygarlığı iyice anlatamaz.[...] Türkçe için fakirdir, iptidaidir, diyen yok, ancak şimdi benimsemek istediğimiz batı uygarlığının düşüncelerini, değerlerini söylemeye elverişli değildir, onun için batı uygarlığının birtakım kavramlarına karşılıklar arıyoruz.’ Ataç, bu görüşlerini eleştiren Adnan Benk’e verdiği cevapta konuyu daha da açarak şunları söylüyor: ‘(...) Biz bugünkü dilimizle Monsieur Sartre’ın da, başka düşünürlerin de neler dediklerini, neye varmak istediklerini iyice söyleyemiyoruz. Dilimizde batı uygarlığının birtakım kavramları daha adlandırılmadı da, onun için kimimiz Frenkçe sözleri kullanıyor, kimimiz Arapça’dan bulmaya çalışıyor, kimimiz de Türkçe köklerden yeni sözler kurmaya uğraşıyor.’

Şüphe yok: Felsefe (ve Bilim) terimleri seçiminin bir ‘medeniyet’ meselesi olduğunu ilk kavrayanlardan biri Rıza Tevfik’tir: Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın ‘Rıza Tevfik’in Türk Dili Üzerine Düşünceleri’ başlıklı yazısından öğrendiğimize göre Rıza Tevfik’in bu konudaki görüşleri şöyledir: “Şi’r-i millide Türklüğün en samimi ruhunu, en asil hissiyatını söyletmek taraftarıyım, çünkü mümkündür ve lazımdır: Fakat ıstılah [terim H.Y.] bahsinde bu mümkün değildir ve o kadar da lazım da değildir’; Rıza Tevfik, Peyami’nin aksine, felsefe terimlerinin Arapça’dan alınmasından yanadır:

Geçerken belirteyim: Osmanlı dönemindeki terim çalışmalarında, Rıza Tevfik’in büyük katkıları vardır. 1913 yılında Maarif Nezareti tarafından kurulan Istılahat-ı İlmiyye Encümeni üyesi sıfatıyla hazırlamaya başladığı ve o yıl Encümen’ce tespit edilen terimler çerçevesinde ve fasiküller halinde basılan ‘Mufassal Kamus-ı Felsefe’ adlı muhteşem ansiklopedik sözlüğün, on cilt olarak tasarlandığı halde, maalesef, ancak iki cildi yayımlanabilmiştir. Birinci cilt 806 sayfa, ikinci cilt ise 400 sayfadır, Rıza Tevfik’in bu muhteşem ‘Mufassal Kamus-ı Felsefe’sinin 1915 yılında başlayan yayımı, ancak 1920 yılında tamamlanır. Lügat’te her felsefe teriminin Arapça, Yunanca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca karşılıkları da verilmiştir. Bugün bile aşılamamış bir başyapıt!

Tekrar Cumhuriyet dönemine dönmeden önce, İsmail Fenni’nin Fransızcadan çevirdiği Felsefe Lügati’ni de anmak gerekir.

(Önümüzdeki hafta felsefe terimleri bağlamında Cumhuriyet döneminde yayımlanmış olan Felsefe Sözlükleri’nden ve özellikle Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay’ın Akçağ Yayınları arasında çıkan ‘Felsefe Doktrinleri ve Terimleri Sözlüğü’nden söz edeceğim.)



Zaman
06.04.2005
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=648