Düşünceye ve sanata kadınca katkılar
Tarih: 03.04.2005 Saat: 05:59
Konu: Deneme


Kabul etmek gerekir ki modern Batı'da düşüncenin ve sanatın tarihi bazı ilginç kadınların katkılarıyla zenginleşmiştir; zira bu ilginç kadınlar (!) olmasaydı, düşüncenin ve sanatın tarihi, Batı'da mevcut halinden çok daha farklı bir biçimde yazılmak zorunda kalınacaktı.

Lou Salome'yi kim bilmez? Nietzsche, Freud ve Rilke'yi derinden etkileyen genç kadının adıydı Lou Salome. Ne ilginç ki hâlâ hayranları var ve hayranları çokluk erkek değil, aksine kadın!

Peki ya Kafka'nın Felice'si ile özellikle Milena'sı? Bu iki kadın olmasaydı, Kafka yazdıklarını nasıl ve ne surette yazabilirdi, işte bu soruya cevap vermek çok zor. Heidegger uzmanları, "Hannah Arendt" adını anmadan bu varoluşçu filozofun biyografisine adım bile atamıyorlar neredeyse. Hiç de haksız sayılmazlar.

Buna karşın karısı "Elfride" olmasaydı, Heidegger Freiburg'u terkedip Berlin'e gitmek zorunda kalacak ve belki de meşhur aforizması "Dil Varlığın evidir; kulübe ve ev Varlığı birbirine rabteder; insan da işte bu evin yanıbaşında ikamet eder" (Die Sprache ist das Haus des Seins, Hütte und Haus bergen das Sein, der Mensch wohnt nahe diesem Haus) diyemeyecekti.



Kulübeyi Heidegger'e satın aldıran karısı Elfride, ışığını yakan ise sevgilisi ve öğrencisi Hannah olmuştu. Simone de Beauvoir'u paranteze alın, karşınıza başka bir Sartre çıkar. Eşi Helena Weigel'le birlikte Elisabeth Hauptmann, Ruth Berlau, Margarete Steffin ve diğerlerinden oluşan ünlü haremi (Brecht&Co.) olmaksızın herhalde bu sanatçının tiyatrosundan da sözedilemezdi. Peki, Asja Lacis olmaksızın Walter Benjamin'in satırları ağzını açabilir miydi? Sanmıyorum.

Eşi Martha Berneis, Sigmund Freud'un hayatını düzene koymasını sağlayan sessiz ve güçlü bir kadındı. Lou Salome, Freud'un sadece takipçiliğini yapmakla kalmadı, usul usul ilham periliğini de yaptı. Bertha Pappenheim ise "Anna O." adıyla hayatına girip hiç karşılaşmadığı, hatta hiçbir yardımını görmediği bu genç ve hırslı adama dünya çapında şöhret kazandırdı.

Nitekim dünkü yazımda Rifat N. Bali'nin "Yirminci Yüzyılın Başlarında İstanbul'un Fuhuş Aleminde Yahudilerin Yeri" başlıklı makalesinden hareketle Bertha Papenheim'in Psikanalizin ilk hastası "Anna O." olduğuna işaret etmiştim. "Bertha Pappenheim" dosyasını meraklılarına bırakıp bu yazımızda biraz da "Anna O."yu tanımaya çalışacağız.

En iyisi, bir köşeyazısının sınırlarını pek zorlamadan gezimizi Margaret Muckenhoupt'un "Sigmund Freud: Bilinçdışının Kâşifi" (Çev. Füsun Akatlı, Ankara, 2000) adlı eserinden istifadeyle sürdürelim:

- "1880'de Freud'un dostu Josef Brauer, Anna O. adında bir hastayı görmeye başlamıştı. Asıl adı Bertha Pappenheim olan bu genç kadın, hastalandığında 21 yaşındaydı. Zengin bir Yahudi ailenin kızıydı, kültürlü ve zekiydi. İngilizcesi gayet akıcıydı, Fransız ve İtalyan edebiyatlarının iyi bir takipçisiydi. Ama Brauer onun "ailesiyle sınırlanmış monoton bir hayat" sürdürdüğünü yazmıştı. Belirtilerinin başladığı sırada, aylarca tüm vaktini hasta babasının bakımıyla uğraşmaya vermiş bulunuyordu. Anna O., Brauer'e baş ağrıları, uyuşukluk, felçler ve çeşitli görme sorunları şikâyetleriyle geldi.

Ertesi yıl, yılanlar ve iskeletler gördüğü halüsinasyonlar (varsayımlar) başladı ve Almanca konuşma yeteneğini kaybetti (iletişimini İngilizce ve Fransızca olarak sürdürüyordu). Zaman zaman iki kişilik arasında gidip geliyordu: Biri kederli, fakat onun dışında normal, diğeri bunalımlı, kaba ve halüsinasyonlara eğilimli. Zaman içinde bu kişilikler birbirinden daha kesin çizgilerle ayrılmaya başladı."

Muckenhoupt, Pappenheim'a ait bir resmin altında da şu bilgileri verir:

- "Bertha Pappenheim başağrısı, felç ve bir dizi başka problem ile Freud'un arkadaşı Joseph Breuer'e başvurmuştu. Breuer hastanın adını gizli tutmak amacıyla diğer doktorlarla yaptığı görüşmelerde ondan Anna O. adıyla bahsetmiştir. Breuer'in tedavisi altındaki bu hasta psikanalize giren ilk hasta olmuştur."

Freud'a 1924'de "Katartik yöntem psikanalizin ayrılmaz bir göstergesidir ve deneyimin tüm yayılışına ve kuramın her değişimine karşın onun içinde hâlâ çekirdek olarak korunmaktadır" dedirten sağaltım yöntemi (katharsis), değil Freud'a, tüm katkılarına karşın Breuer'a bile atfedilemez. Çünkü "konuşma kürü" (talking cure) olarak Psikanaliz literatürüne geçen bu teknik, ne ilginçtir ki aslında Anna O.'nun kendi marifetidir:

- "Anna O.'nun 'konuşma tedavisi' adını verdiği bu tedaviyi ilk önerenin Breuer değil, Anna'nın kendisi olduğunu hatırlamak önemlidir. (...) Anna O. 'konuşma tedavisi' yöntemini de, tedavinin zamanlamasını da (babasının 1881 baharında ölmesinden bir yıl kadar sonra) kendi seçmişti." (s. 54)

1880'de başlayıp 1882'de sona eren tedavi sürecinde Freud'un sadece bir tıp öğrencisi olduğunu kaydedelim. İki arkadaşın bu konunun hikâyesini kaleme almaya başlamaları, 10 yıl sonrasına, yani Haziran 1892 tarihine rast gelir. Hikâye, Freud'un ısrarlarıyla önce makale olarak 1893'de (Ön-Bildiri), daha sonra kitap olarak 1895'de neşredilmiş olup Ön-Bildiri "olgular ve onları temel değerlendirişlerinde anlaşan ama yorumları ve tahminleri konusunda her zaman birleşmeyen iki yazar arasındaki doğal ve haklı farklılıktan kaynaklanmaktadır" uyarısıyla okura sunulmuştur.

Hikâye her yönüyle ilginç! Bu bakımdan güzel bir özet olması itibariyle Serol Teber'in 28 Ocak 2001'de Cumhuriyet Dergi'de yayımlanan "Psikanalizin İlk Hatası: Anna O." başlıklı bir yazısının yanısıra, J. Breuer ile S. Freud'un birlikte yayımladıkları "Histeri Üzerine Çalışmalar" (Çev. Emre Kapkın, İstanbul, 2001) adlı belgeyi ilgilenenlere tavsiye ederim.

Not: 5 Nisan 2005 Salı günü Taksim Atatürk Kitaplığı'nda Mantık Atölyesi bir aylık bir aradan sonra yeniden faaliyete geçiyor. Çaresisiz; o nedenle düşünmeyi sürdüreceğiz.

 

Yenişafak
03/04/2005







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=606