Felsefe Terimleri Üzerine(1)
Tarih: 30.03.2005 Saat: 02:38
Konu: Makale


Cumhuriyet döneminde felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi sorununun ilk kez 1941 yılında ele alındığını biliyoruz.

Prof. Dr. Macit Gökberk, 1983 yılında Türk Dil Kurumu tarafından çıkarılan ‘Macit Gökberk Armağanı’nda kendisiyle yapılan bir söyleşide 1941 yılı şubatında, felsefe terimlerini hazırlamak üzere, Felsefe Bölümü’ndeki bütün öğretim üyesi arkadaşlarla birlikte, Ankara’ya Milli Eğitim Bakanlığı’na çağırıldı[klarını] bildirir ve şöyle der:

“Biz oraya oturulacak, konuşulacak, tartışılacak diye gittikti. Ama gittiğimizde önceden hiç düşünmediğimiz bir durumla karşılaştık. Bütün terimler daha önce hazırlanmış, listeler yapılmış ve Bakanlık’tan da dille ilgisi olan olmayan birçok kişi üye olarak kurula getirilmişti.

Bir terimden söz ediliyor; başkanlık eden kimse de ‘Kabul edenler, etmeyenler’ diyor ve o terim tabii büyük bir çoğunlukla kabul ediliyordu. Bizim de oylarımız hiçbir defasında bir rol oynayamadı sonuç olarak.” Gökberk, bunun üzerine düş kırıklığına uğradık[larını] belirtir ve “Bir işe yarayacağımızı sanıyorduk.



Oysa bize hiçbir şey sorulmadı.” der. Tek Parti dönemidir ve elbette Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın mantığı geçerlidir: “Eğer bu memlekete Komünizm lazımsa, onu biz getiririz!” Milli Eğitim Bakanlığı da, tastamam bu mantıkla, ‘Eğer felsefe terimleri hazırlanacaksa, bunu elbette biz hazırlarız!’ diye düşünmüş olmalı...
Anlaşıldığı kadarıyla Milli Eğitim Bakanlığı (o zamanki adıyla: ‘Maarif Vekaleti’) 1944 yılında A. Cuvillier’in ‘Petit Vocabulaire de La Langue Philosophique’ini, büyük bir olasılıkla, Prof. Gökberk’in sözünü ettiği bu ‘tepeden inme’ komisyon çalışmalarında saptanan terimlerle Türkçe’ye çevirtmiştir. ‘Küçük Felsefe Sözlüğü’ adıyla ‘Lise Felsefe Dersleri Yardımcı Kitapları’ dizisinden çıkan sözlüğün çevirmeni, Osman Pazarlı’dır.

Ayrıca Türk Dil Kurumu da, Dördüncü Dil Kurultayı’nın onayına sunduğu bir çalışmayla ‘Felsefe Terimleri’ni iki küçük boy kitapçıkta derlemiştir. Kim tarafından hazırlandığı belli olmayan bu kitapçıklar, Osman Pazarlı çevirisinde kullanılan terimleri kapsamaktadır.
1950 yılında ise Türk Dil Kurumu, bu kez felsefe terimlerinin hazırlanması işini resmen, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden ister. 1941 yılındaki hayal kırıklığından sonra, Felsefe Bölümü öğretim üyeleri kendi aralarında zaten bu konuda çalışmalar yapmaktadır. Prof. Dr. Bedia Akarsu’nun ilk basımı Türk Dil Kurumu’nca 1975 yılında gerçekleştirilen ‘Felsefe Terimleri Sözlüğü’, işte bu çalışmanın ürünüdür.

Prof. Akarsu, ‘Önsöz’de bu durumu şöyle anlatıyor: “Yirmi beş yıl önce Türk Dil Kurumu, felsefe terimlerinin gözden geçirilmesi için İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne başvurmuştu. Prof. Dr. Macit Gökberk’in yönetimi altında, 1950-53 yılları arasında, haftada bir iki kez toplanıp, kurumca yayımlanmış olan ‘Felsefe ve Gramer Terimleri’ni de göz önünde bulundurarak terimlerin Türkçe karşılıklarını yeniden saptadık.”
Prof. Akarsu söz etmiyor; ama anlaşıldığı kadarıyla, o dönemde terimler konusunda ciddi tartışmalar olmuştur. Mesela Peyami Safa, terimlerin ‘öztürkçeleştirilmesi’ne karşı çıkmıştır. Peyami Safa’nın ‘Osmanlıca, Türkçe, Uydurmaca’ başlığı altında kitaplaştırılan (derleyen: Ergun Göze, Ötüken, 1970) dil yazılarından biri ‘Istılah Davası’dır. Peyami Safa, hangi uygarlığın içinden felsefi düşünce üretilecekse, bunun o uygarlığın terimleriyle üretilmesi gerektiğini savunur:

“Garp medeniyeti zümresine katılmış olduktan sonra, tereddüde lüzum yok, canlı dillerde kullanılan; kökleri Latin veya Yunan, müşterek ıstılahları [ortak terimleri H.Y.] şivemize göre biraz yontarak alacaktık.” der ve şunları ilave eder: “Biz hangi medeniyet zümresindeniz?

Hiçbir kültür manzumesine nispet kabul etmeyen müstakil, avare, münferit bir ıstılah lügatine mi sahip olacağız? Öyleyse bu Yunanca, Latince bozuntuları ne? Değilse, bütün garp dünyasının müşterek kullandığı Latin ve Yunan kökleri dururken, neden Öztürkçe ıstılah [terim H.Y.] kullanmaya kalkıyoruz?”
Peyami Safa, şunu demek istiyor: İki medeniyet vardır ve Bilim ve Felsefe Medeniyetlerin diliyle yapılır. Eğer biz, Doğu-İslam medeniyet dairesinde kalsaydık, terimleri bu medeniyetin dillerinden, Arapça ve Farsça’dan yararlanarak Türkçeleştirecek, mesela, ‘Psikoloji’ yerine ‘Ruhiyat’, ‘Sosyoloji’ yerine ‘İçtimaiyat’ diyecektik.

Ama madem ki, Batı medeniyet dairesine girmiş bulunuyoruz, o zaman da, terimleri bu medeniyetin dillerinden, Yunanca ve Latince’den yararlanarak Türkçeleştirecek, ‘İçtimaiyat’ yerine ‘Sosyoloji’, ‘Ruhiyat’ yerine de ‘Psikoloji’ demeliyiz. Peyami Safa, bu durumda, ‘Toplumbilim’ ya da ‘Ruhbilim’in kullanılmasını doğru bulmadığını söylemiş oluyor.
Bu meseleye devam edeceğim.


Zaman
30.03.2005






Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=561