
‘Dövüş Kulübü’, ‘Tıkanma’ gibi sert romanların yazarı Chuck Palahniuk,
aslında partilerde bir köşeye çekiliveren sıkılgan bir insan olduğunu söylüyor.
Yine de edebiyat etkinliklerinde çeşitli çılgınlıklar yapıp odakta kalmayı
seviyor. Amerika’nın en ünlü ve en tartışmalı yazarlarından biri değilken
Palahniuk Freightliner’da dizel tamircisiymiş. İsviçre’nin küçük yolcu
uçaklarının hidroliklerinden bahsederken neden bahsettiğini bildiği hissini
veriyor.
İsviçre’de bunaltıcı bir Locarno sabahı. Ünlü ‘Dövüş Kulübü’nün ünlü yazarı
Chuck Palahniuk bir gün önce yaptığı korkunç uçuşu anlatıyor neşeyle.
“Hidrolikler bozuldu. Tam inişe geçiyorduk ki bir anda alarmlar çalmaya başladı.
Zürih’e geri uçup oraya iniş yapmak zorunda kaldık. İniş çok zor oldu. Ondan
sonrası da zaten tam bir kaostu.”
Palahniuk ile tanışınca insanın onun hakkındaki fikri değişiveriyor. Eğer onu
sadece romanlarından ve ‘Dövüş Kulübü’, Choke’ ve ‘Snuff’ gibi yabancılaşma ve
sapkınlık yüklü hikâyelerinden tanıyorsanız sinirli kavgacı kötü niyetli
şeytanlık ve öfkeyle dolu bir insanla karşılaşmayı beklersiniz. Gerçek ise
bundan çok farklı: düzgün bir gömlek giymiş olağanüstü derecede kibar bir adam
Chuck Palahniuk.
‘Aslında aşkı yazıyorum’
“Bütün kitaplarım aslında aşk hikâyeleri özellikle de aşk üçgenleri anlatıyor”
diye açıklıyor Locarno Festivali’nde Clark Gregg’in filmleştirdiği ‘Tıkanma’nın
dünya prömiyeri için İsviçre’de bulunan Palahniuk. Filmde üçgenin köşelerini ne
idüğü belirsiz bir işte çalışan seks bağımlısı ana karakter Victor (Sam Rockwell)
onun üstüne çok düşen annesi (Anjelica Huston) ve genç bir doktor (Kelly
Macdonald) oluşturuyor.
Palahniuk ‘Tıkanma’ için istediği kadar aşk romanı desin, kitap dehşet verici
bir ortamda yazılmış. 1999 yılında tam kitabı yazmaya başlamadan önce babası
öldürülmüş. Öldürülen babasının işleriyle ilgilenmenin ‘muazzam stres’inden
bahsediyor. “Gecenin bir yarısı arabamla babamın evinden kendi evime dönüyordum.
Dağlardayken sürekli gezmek zorunda olan birinin muhtemelen bir pazarlamacının
hikâyesini yaratmaya başladım. Hayatından bunaldığında arabasını yolun kenarına
çekip farların ışığında birkaç adım yürüyüp sanki bir araba kazasının, kalp
krizinin ya da bir cinayetin kurbanıymış gibi yere yatıyor...”
Fikir pazarlamacının bir polis tarafından kurtarılmasıydı. Polis nazikçe
nabzını kontrol edip ona sarılıp her şeyin yoluna gireceğini söyleyecekti. O
gece arabayı kullanırken Palahniuk o ruh halinde bu sahneyi gerçekleştirmeyi
ciddi ciddi düşünmüş. Neticede yapmamış ama bilinç akışı ona Victor fikrini
vermiş. ‘Tıkanma’un antikahramanı Victor restoranlarda insanlar onu kurtarsın
diye boğulma numarası yapıyor. “İnsanların kollarında böyle muazzam bir duygusal
boşalma yaşayabiliyordu. İnsanlar da onu avutup her şeyin yoluna gireceğini
söylüyorlardı. ‘Tıkanma’un hikâyesi buradan doğdu. Benim dibe vurmuşluğumdan.”
‘Tıkanma’ için araştırma yaparken Palahnuik seks bağımlılarının tedavi
gördüğü kliniklerde zaman geçirmiş. Phil adında bir hastayı özellikle
hatırlıyor. Phil bir müteahhitmiş. İriyarı, mutlu bir evliliği olan, birkaç
çocuklu bir adam. Ancak gizli gizli kadın elbiseleri giyip rastgele yabancılarla
seks de yapıyor. “Bu adamı yolda görsem hakkında düşüneceklerimle tanıdıktan
sonra hakkında öğrendiklerim arasındaki fark şok ediciydi. Bu durum insanlara
başka bir açıdan bakmama sebep oldu ve görünüşte en sıkıcı insanın bile
inanılmaz bir gizli hayatı olabileceğini farkettim,” diye anlatıyor Palahniuk.
Utangaç olduğunu ve partilerde kenarlarda köşelerde saklandığını itiraf edyor.
“İnsanlarla ne konuşulur hiçbir fikrim yok. İnsanların yanında nasıl olmam
gerekir hiçbir fikrim yok.” Bu yüzden gazetecilik okumuş. Çünkü bu meslek ona
insanlarla konuşmak ve onlara soru sormak için bir ehliyet vermiş. Kurgu
romanlar yazmak da ona benzer bir özgürlük veriyor. Ama utangaçlığına rağmen
yazarların davet edildiği ya da yazarlığıyla var olduğu ortamlarda şov yapmayı
da ihmal etmiyor. “Yazarların katıldığı birçok etkinlik çok sıkıcı ve gösterişçi
oluyor. O çocukların sıkılmalarını gerçekten istemiyorum. Etkinlikleri
çılgınlaştırmak için sarf ettiğim efora değiyor, çünkü o zaman bir başka
etkinliğe katılma ihtimalleri daha yüksek oluyor.”
Palahniuk’e çelişkili bir figür demek hafif kalır. Bu ağzı sıkı adam göz önünde
olmaktan açık bir zevk duyuyor. Özel hayatı hakkında çok şey biliyoruz.
Ailesinin sıkıntılı geçmişi babasının öldürülmesi ve büyükbabasının
büyükannesini öldürdüğü gibi. Gay olup olmadığı konusunda da birçok yazı
yayımlandı ve birçok blog’da bu konuda sorular soruldu. Palahniuk bu konuda
konuşmayı reddediyor: “Hayatımdaki ölmüş insanlar kapsamında özel hayatımı
konuşmak kolay. O insanların şu anda bundan rahatsızlık duyacaklarını
hissetmiyorum. Ama şu anda hayatımda olan insanlar, arkadaşlarım ve ailem
konusunda çok korumacıyım. Çizgiyi orada çekiyorum.” Cinsel tercihini konuşmakta
son derece rahat olduğunu söylüyor ama arkadaşları ona bunu yapmamasını söylemiş
ve ailesi de cinselliğinden bahsettiği zaman rahatsız olduklarını söylemiş.
Onun yerine yazıyı konuşmayı tercih edeceği çok açık. Sürekli baştan okuduğu F
Scott Fitzgerald’ın ‘Muhteşem Gatsby’sinden açın konuyu örneğin. Hemen
heyecanlanıyor. “Çocukken ne yapman gerektiği söylendiyse hepsini yapıyorsun ama
sonra bir sonraki hareketinin ne olacağını bilemediğini fark ediyorsun. O güzel
şeyleri yapmaya devam ediyor ama eğer bir şeyleri farklı yapmazsan hayatın
boyunca o hayal kırıklığına uğramış çocuk olarak kalacağını da fark ediyorsun.”
Bir başka deyişle eğer ‘Dövüş Kulübü’ ve ‘Tıkanma’nın nereden geldiğini bilmek
istiyorsanız Jay Gatsby’ye bakın.
(The Independent)