Dışarıda
Tarih: 18.08.2008 Saat: 10:45
Konu: Ahmet Altan


Bazen yaşamak, kendimize bir hapishane inşa etmek anlamına geliyor.

O hapishanenin içine girip yavaş yavaş dışarısıyla ilişkimizi kesiyoruz.

Sadece o dört duvarın arasında olanlar ilgilendiriyor bizi.

Çeşitli olaylarla dolu o kıpır kıpır dünya bize yabancılaşıyor.

Hayatın binlerce yüzü olduğunu, yaşamanın zevk alma anlamına da geldiğini, acı kadar neşeye de yer bulunduğunu, korkuların yanında sevinçli şaşkınlıkların da barındığını unutup gidiyoruz.

Türkiye gibi ülkeler hayata duvarlar örmeyi kolaylaştırıyor.

Zaten geleneklerimizde içe kapanma önemli bir yer kapladığından dünyadan çabuk kopuyoruz.

İnsanların neler yaptığıyla ilgilenmiyoruz bile.

Halbuki insanlar çok ilginç işlerle uğraşıyorlar.

Şaşırtıcı işlerle.

Şu sırada en eğlenceli ve en şaşırtıcı işler Pekin’de yaşanıyor.

İnsan beyninin mucizeler yarattığı bu çağda, bu muhteşem yaratıcılık insan bedeninin yeteneklerini de artırıyor.

Phelps diye 23 yaşında Amerikalı bir çocuk var.

Geçen Olimpiyatlar’da altı altın madalya almış.

Bu Olimpiyatlar’da şu ana kadar yedi altın madalya daha aldı.

Siz bu satırları okurken belki de sekizinci altını almış olacak.

Olimpiyatlar tarihinde tek başına toplam on üç altın madalya almış kimse yok.

Düşünsenize bu çocuğun evinde on üç altın madalya duvarlara asılacak.

Belki de on dört.

Bir altın madalya kazanabilmek için bir sporcunun dört yıl boyunca Olimpiyatlar’a nasıl hazırlandığını düşünebiliyor musunuz?

Bir yüzücü gününün büyük kısmını havuzda antrenmanlarla geçiriyor.

Ayrıca ağırlık çalışıyor.

Taktik çalışmalar yapıyor.

Ve, bunu dört yıl boyunca her gün tekrarlıyor.

Phelps ise bir sporcunun bir yarış için yaptığını, sekiz ayrı yarış için yapıyor.

Üstelik bu sekiz yarışın taktikleri, çalışma biçimleri, yüzme stilleri birbirinden farklı.

Bir adam sekiz kişi gibi yaşıyor.

Sonra Olimpiyatlar’a geliyor.

Ve gelirken “sekiz altın madalya almak” istediğini açıklıyor.

Bugüne dek bir Olimpiyatta en fazla altın madalya alan sporcu, Amerikalı yüzücü Spitz.

Phelps, onun rekorunu şimdiden egale etti.

Son yarışı da kazanırsa bir Olimpiyatta sekiz altın alan ilk insan olacak.

Bunun için nasıl bir irade, nasıl bir kondüsyon, nasıl bir ihtiras, nasıl bir güç, nasıl bir yetenek gerektiğini tahmin edebiliyor insan.

Phelps’in yeteneklerine insan beyninin yarattığı yenilikler de yardım ediyor.

Mayolar değişiyor örneğin.

Bu mayolar su içindeki sürtünmeyi en aza indiriyor.

Antrenman teknikleri değişiyor.

Bir yarışın içinde yapılacak olanları, nerede hızlanılacağını, nerede atağa kalkılacağını neredeyse metre metre hesaplayan, rakipleri videolardan izleyen taktik çalışmalar yapılıyor.

Ve sonunda insanlık tarihinde eşi görülmemiş mucizeler yaratılıyor.

Sadece bu yarışları izlerken bile “bombalarla, cinayetlerle, çetelerle, yalanlarla” dolu bir ülkedeki yaşamanın saçmalığını kavrıyorsunuz.

“Başka bir şeyler daha var bu hayatta” diyorsunuz.

Sonra Jamaikalı 21 yaşında bir genç çıkıyor ortaya.

Ayağında altın rengi ayakkabılarıyla yüz metre yarışına giriyor.

Daha yarışın ortasında rakiplerini metrelerce geride bırakıyor.

Ve son on metreyi neredeyse dans ederek, kollarını iki yana açarak, elini göğsüne vurarak ve yan yan koşarak geçiyor.

Bütün bu gösteriye rağmen dünya rekorunu kırıyor.

Olağanüstü bir güç ve güven.

Olağanüstü bir bedensel yetenek.

Ayakkabılarından mayosuna kadar teknolojinin son ürünleri.

İnsanın koşmasını kolaylaştıran pistler.

Yarışı kazandıktan sonra ayakkabılarının reklamını yaparak poz veriyor.

Her pozu herhalde milyonlarca dolar kazandırıyor ona.

Yeteneği paraya çevriliyor.

Bu, onun hak ettiği bir para.

Yeryüzündeki altı milyar insanın hepsinden…

Hatta bugüne dek yaşamış bütün insanlardan daha hızlı koşuyor.

O kadar hızlı koşuyor ki rakipleriyle eğleniyor.

Bir hayat veriyor spora…

Ve spor da ona bir hayat veriyor.

Ünlü Fransız gazetecisi Lazaref’in dediği gibi, “Sen bir işe hayatını verirsen, o iş de sana bir hayat verir.”

İnsanlar tarihleri boyunca yarışmayı ve eğlenmeyi sevmişler.

Şimdi bir şölen daha yaşıyorlar Pekin’de.

Biz de seyrediyoruz.

İnsanlığın bir parçasıyız biz de.

Kendi ırkımızdan olmasa da kendi cinsimizden olanların başarısı, onların hikâyesi, hayatı ilgimizi çekiyor.

Hapishanemizin dışında da bir şeyler yaşandığını fark ediyoruz.

Hayat sadece buradan ibaret değil.

Neşeli, canlı, coşkulu bir şey yaşamak.

Başkalarını seyrede seyrede biz de bir gün bu “bombalı, skandallı, cinayetli” hapishanenin duvarlarını yıkacağız.

Başka bir hayat olduğunu keşfedeceğiz.

Herhalde bizim “büyük devrimimiz” de o hapishanenin duvarlarını yıkarak başlayacak.
 


Taraf - 17.08.2008







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=5412