Darbeden birkaç gün sonra... Hayır, eski darbe, 27 Mayıs yani... Milli Birlik
Komitesi üyelerinden biri gazetecileri toplamış, sormuş:
"Eee, söyleyin bakalım çocuklar, sağcı mı olalım solcu mu?"
Bu soruya, MBK'nın içindeki "kendi çocuklarından" bazıları sağcı olalım şeklinde
yanıt vermişlerdi de birkaç ay içinde tasfiye edilmişlerdi hani... Tasfiye
işlemi elbette çok "kibarca" yapılmıştı, kafa göz yarmadan, önemsiz bir ülkeye
"ataşe tayini" şeklinde falan...
Cuntanın iç çekişmesini, "bürokrasi denetiminde hafif solculuk yapalım" diyen
kanat kazanmıştı.
Burada önemli olan sağcı ya da solcu olmak değildir.
Burada çarpıcı olan, "bir şeyci olmaya" keyfe keder karar verilebilmesi, daha
doğrusu, şu ya da bu etkene göre rahatlıkla bir şeyci ya da başka bir şeyci
olunabilmesidir!
Çünkü bu memlekete ne lazımsa, yani bürokrasi neyi uygun görürse o yapılır ve de
"bizzat" bürokrasi tarafından yapılır, bu işe kimse karıştırılmaz.
Bu bürokrasinin elinde beyni yıkanmış biz saf çocuklar da, altmışlı yıllarda
Atatürk'e kızardık, "isteseydi sosyalizme geçebilirdi, niçin geçmedi" diye...
Koskoca Kemal Tahir bile bu tuzağa rahatlıkla düşüvermişti: Aaah ah, keşke 1917
devrimi daha önce yapılabilseydi de, madem Batı'ya yöneleceklerdi, Osmanlılar
"bu ikinci ve değişik Batı'ya" yönelselerdi... Diyordu!
İstediğin zaman, gözüne kestirdiğin bir şeye yönelebiliyordun yani... Emir ve
komuta zinciri içinde!
Hani, NATO'dan pat diye çıkıp Putin'le ittifak yapmak ve Gürcistan'ın
bölünmesine katkıda bulunmak gibi bir şey canım!...
Bir egzantrik yazarla iki emekli bürokrat "öyle yapalım çocuklar" deyince
yapılabilen bir şey...
Oysa aynı Kemal Tahir, "bizde devrimler daima 'hele bir iktidara geçelim, gerisi
kolay' kafasıyla yapılır" da demişti... İstim hep arkadan geliyordu ama istimin
rengi kara ya da kızıl olabiliyor, basıncı yüksek ya da alçak çıkabiliyordu.
Öyle olmasaydı, 1908 yılında "imparatorluğun bütün halklarının eşitliği ve
kardeşliği" ilkesiyle devrim yapan İttihat ve Terakki, daha iki yıl geçmeden
"Türk ırkçılığına" o kadar kolay yönelemezdi.
Öyle olmasaydı, 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi'nde liberalizmi kabul eden
anlı şanlı cumhuriyetçiler, on yıl sonra açık seçik faşizme yelken açamazlardı!
Öyle olmasaydı, Milli Şef İsmet İnönü demokrasiye "emirle" geçmezdi. 1925
yılında canı istiyor diktaya gidiyor, 1945 yılında canı istiyor çok partili
sisteme dönüyordu...
Fakat bu kendine özgü demokrasinin kurallarını da gene kendisi koymuştu, Celal
Bayar onun yerine geçerse gene onun çizdiği "çerçevede" geçebilirdi. Nitekim de
öyle oldu. Liberalizme dönülebilirdi, fakat bürokrasinin uygun gördüğü oranda...
Şimdi de, tarihin, toplumun ve dünyanın nereden gelip nereye gittiğini bir türü
göremeden, bir türlü görmeye yanaşmadan "AKP'yi devirmeye" heveslenen
bürokratlar var, onların bir de partileri var, ramazan ayından sonra ikincisi de
yoldaymış... Bunun, canları istedi diye olabileceğini sanıyorlar.
"Eskaza iktidara gelirlerse, farklı ne yapacaklar?" sorusunun yanıtı da yok.
Hele bir gelsinler, istim kolay sanıyorlar.
Olmazsa "çocuklara" sorarlar, basının karta kaçmış şirret çocuklarına...
Sabah / 18 Ağustos 2008