Bir tuhaflık var
Tarih: 07.08.2008 Saat: 10:18
Konu: Ahmet Altan


Mustafa Kemal’in o ünlü sözünün tam tersine inanırım ben.

Bence, “Söz konusu insan hayatıysa gerisi teferruattır.”

Bir askerle yazar arasındaki doğal farktır bu.

Askerler yazarlar gibi düşünürlerse tek bir savaş bile kazanamazlar ama yazarlar askerler gibi düşünürlerse o zaman da toplumun bireylerini savunacak pek kimse kalmaz.

Ve, insan hayatı önemsizleşir.

Bizim toplumumuz, yazarlardan ziyade askerlerin görüşlerini benimsemeye yatkın durur.

Çoğunluk kendini asker gibi hissedip “vatanı” savunmaya çalışır ve insan hayatına pek özen göstermez.

Herkesin vatanı “savunmaya” koştuğu ülkemizde herkes biraz sahipsizdir bu yüzden.

Herkes her an bir kurban haline dönüşebilir.

Biliyorsunuz, Güngören’de korkunç bir katliam yaşandı.

İnsanın insanlığından utanacağı bir alçaklıkla bir saldırı düzenlendi.

Bu saldırının faillerini yakalamak, hem saldırıların tekrarını önlemek hem de toplumdan “böylesine nefret eden” güçlerin kimliğini öğrenmek açısından çok önemliydi.

Bu saldırıdan sonra birileri yakalanıp tutuklandı.

Hükümet “faillerin” yakalandığını söyledi, gazeteler “bombacının” insanı öfkeden çıldırtacak ifadeler verdiğini yazdı, “bombacının” hücre evinde ele geçtiği söylendi, Kandil’de eğitildiği, Silopi’den giriş yaptığı da iddialar arasındaydı.

“Bombacının” resmi de yayınlandı.

Ama sonraki gelişmeler kuşku vericiydi.

Mahkeme sanıklara bombayla ilgili bir şey sormamıştı.

Sanıklar “bomba atmaktan” değil “örgüt üyeliğinden” tutuklanmıştı.

“Bombacı”, bir tekstil atölyesinde çalışan bir işçiydi.

Patronu “beş yıldır yanında çalıştığını, hiç yurt dışına gitmediğini” söylüyordu.

Yakalandığı ev “hücre evi” değil “ailesinin” eviydi.

Ailesiyle birlikte yaşıyordu.

Gazetelerde yazılanlarla “bombacının” hayatı birbirine benzemiyordu.

Bütün bunlara rağmen bu sanık bombacı olamaz mı?

Olabilir.

Ama olmama ihtimali de var mı?

Var.

Hükümet, İçişleri Bakanı, savcı, polis ve pek inandırıcı olmayan yayınlar yapan medya, bu insanın “suçluluğunu” gösteren kuvvetli kanıtları ortaya koymalı.

Hürriyet Gazetesi, “bombacının” poliste “patlattım, seyrettim” dediğini yazdı, polis böyle bir ifade olmadığını söylüyor.

Böyle bir ifade var mı, yok mu?

Varsa, polis neden “var” demiyor?

Yoksa, gazete neden böyle bir manşet attı?

Amaç ne?

Bu “bombacı” Kandil’de eğitim görüp Silopi’den giriş yaptı mı?

Eğer Kandil’de kalıp Silopi’den ülkeye giriş yaptıysa, “bombacının”, kendisi de poliste on üç saat ifade veren patronu niye “beş yıldır hep yanımdaydı” diyor?

Eğer Kandil’e hiç gitmediyse bu “söylentileri” kim yayıyor?

Ne maksatla yayıyor?

Gerçek suçlular bu yakalananlarsa, mesele yok.

Hükümet, polis ve onlarla birlikte hareket eden medya kesin açıklamalar yapar ve durumu anlarız.

Ama ya bu yakalananlar gerçek “bombacılar” değilse?

O zaman “asıl suçluları” saklamak için birileri feda ediliyor demektir.

Tabii insanın aklına “gerçekleri saklıyorlar mı” sorusuyla birlikte “gerçekleri neden saklıyorlar” sorusu da geliyor.

“İşin içinde bir bit yeniği var” duygusunu kuvvetlendiren bir belirsizlik hâkim bu olaya.

Biliyorum, savunmaktan ziyade suçlamaya yatkın bir alışkanlığımız var.

Kolay suçlayıp, zor savunuyoruz.

Hele suç, “bebekleri de kurban eden” bir katliamsa…

Hele “suçlanan” PKK gibi bir örgütse…

Ses çıkartan fazla bulunmaz.

Suçsuzları rahatça içeri kapatıp olayın üstünü örtebilirsiniz.

Kuşkular çok sorgulanmaz.

Ama biz, “söz konusu insan hayatıysa gerisi teferruattır” diyenlerdeniz.

Bu insanların suçlarını net biçimde ortaya çıkaran kanıtlara ihtiyaç olduğuna inanıyoruz.

Bu kadar çok kuşkunun bir arada bulunduğu yerde netliğe ve açıklığa ihtiyaç var.

Hükümetin açıklamaları inandırıcı değil.

Fazla muğlak.

Gazetelerin iddialarının somut bir temeli henüz bulunamıyor.

Mahkeme sanıkları “örgüt üyeliğinden” tutukluyor.

Mahkemede sorular ve savunmalar hep “üyelik” üstüne.

Hem suçsuz olma ihtimali bulunan insanların bir haksızlığa uğramaması, hem bu olayın üstünün kapatılmaması, hem de gerçek suçluların bulunması için hep birlikte “ne oluyor” sorusunu sormalıyız bence.

Çünkü tuhaf bir şeyler oluyor.

Çok fazla yalan haber ve belirsizlik karıştı bu işe.

Onca masum insanın öldüğü bir olayı aydınlığa çıkarmalıyız.

Onları kurtaramadık ama başkalarını kurtarmak için “gerçek suçluları” mutlaka bulmalıyız.



Taraf/06.08.2008







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=5397