Gazeteciler üzerine birkaç düşünce
Tarih: 18.06.2008 Saat: 15:39
Konu: Makale


1- Ölümlere yol açan kene belasından yakında tamamen kurtulacağız. Çünkü dün gelen habere göre sonunda kene bir gazeteciyi de ısırmış.

Bunun da anlamı açık. Kenelerin tümünün soyu yakında ortadan kalkacak demektir bu.

Bir gazeteciden başka canlılara geçebilecek ölümcül hastalıkların haddi hesabı yoktur.

Bırakınız ısırmayı, bir gazeteci ile yakın temas bile canlılara tehlike arzedebilir.

Bir gazeteciyle yakın temastan ve bazı durumlarda ısırılmaktan bile tehlike altında kalmayacak tek canlı diğer gazetecilerdir.

Bu nedenle tüm gazetecilerin hayattaki tek arkadaşı yine gazetecilerden ibarettir ve gazeteciler işte bu yüzden sürüler halinde gezinirler ortalıkta.

2- İyi bir başlık ne olurdu biliyor musunuz; ‘ADAM keneyi ısırdı’. Bu muhteşem olurdu. Çünkü gazetecilik ilkesine göre kenenin adamı ısırması değil adamın keneyi ısırması gerçek haberdir. Ben iyi gazeteci olduğunu ispatlamak için sokağa çıkarak, köpeği ısırıp daha sonra bunun haberini yapmış olan gazeteciler bile tanıdım.

3- Ben Hasan Cemal’in dün çok derin düşünen, çok felsefi bir insan olduğunu anladım. Çünkü James Bond’un yazarı Ian Fleming günde 500 kelime yazabilen bir insanın iyi roman yazabilmesinin imkansız olduğunu söylemiş.

Çünkü, bu kadar az yazabilen insanın derin düşünceyle ve hayatın anlamıyla filan çok vakit kaybettiği sonucuna varmak doğaldır. Bu kadar düşünen bir insanın da iyi bir yazar olabilmesi mümkün değildir demiş. Bu kritere göre Hasan Cemal belki de Türkiye’nin en büyük düşünürü sayılabilir.

4- Ben uzun zamandır Milliyet gazetesinde bir sorun olduğunu hissediyordum. Örneğin; manşet atmaya sıkılıyormuş veya manşet gibi banal şeylerin kendilerine layık düzeyde şeyler olmadığı gibi bir havaları var.

Bu, 007 kriterine göre Türkiye’nin hemen hemen en büyük ve önde gelen düşünürlerinin o gazetede toplanmasından olabilir.

5- Ben içinde hiç siyaset bulunmayan manşetten, içinde fikir bulunmayan köşe yazısından ve içinde güzel kadının mutlaka olması gereken fotoğraflardan hoşlanıyorum. Sadece bunlardan ibaret gazete idealimdir. Bu da başka bir ekol. Kendimi de düşünceden alabildiğine arındırmaya çalışıyorum.

‘Gündem’ başlıklı yazılarım ise beni çok sıkmıyor. Çünkü o yazıları hayatın anlamını hiç düşünmeden veya anti-Hasan Cemal bir tavırla yazıyorum.

6- Uzun vadeli hedefim, başyazılarını Erman Toroğlu’nun yazdığı bir gazetede yayın yönetmenliği yapmaktır. Çünkü o halk gibi düşünüyor, halk gibi hissediyor, onların ne konuştuğunu anlayabiliyor. (Bu benim açımdan büyük bir meziyet. Çünkü ben halkın ne dediğini katiyen anlamıyorum). Başmakaleyi o yazsa hepsinin birer siyasi makale başyapıtı olacağına eminim.

7- Türkçe’nin ya tamamen değiştirilmesi ya da İngilizce’nin resmi dilimiz olarak kabul edilmesi hemen gerekiyor. Çünkü arzu ettiğim gazetede az kelimeden oluşan, kısa kelimelerle kurulmuş cümlelerle hoş, canlı başlıklar atmak kolay olmuyor.

Bugün kullandığımız resmi dil tam da Milliyet gazetesinin özel olarak kullanması için icat edilmişe benziyor. Oysa ben Çekleri yendiğimiz akşam ‘THEY CHECKED OUT’ diye başlık atmak istedim arkadaşlar çok soyut olur diye beni uyardılar.

8- Bir de arzu ettiğim dünyada ‘THEY CHECKED OUT’ başlığını otomatik anlamayan insanların gazete okumalarını da istemiyorum.

Uzun vadeli amacım, tabloid bir AKŞAM’ı hem de İngilizce yayınlamak. O gazetede umarım Erman Toroğlu başyazar olur da ben onun yazısını her gün İngilizce’ye de çeviririm, buna gönülden talibim.

9- Bir diğer başlık da ‘A Nihat to remember’. ‘A night to remember’. Bilmem anlatabiliyor muyum?.

Don’t you just love English!.

Akşam/18.06.2008







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=5312