Türban takmaya özgürlük tanıyan değişiklik, Yüce Yargımız tarafından ESSAHTAN
bozularak YOK EDİLDİ ya.
Onca yıl süren mücadelenin ardından türbanlarını takarak üniversiteye gidebilme
İnsanlık Hakkı’na kavuşmuş olan kızlarımız, geçen cuma günü de türbanlarını
takarak gitmişlerdi üniversiteye. Van Üniversitesi’ne.
Kapıda kızlarımıza Yüce Anayasa Mahkememiz’in 2’ye 9 üye kararıyla alınmış
kararı tebliğ edildi: ‘Yassah!’ çekildi!
Türbanlı Kızlardan Biri, ağlama krizine girdi. Arkadaşları koluna girip sakince,
çayır çimen bir yere götürdüler. Kız hıçkıra hıçkıra ağlıyor. İnanılmaz bir
haksızlığa maruz bırakılan kız çocuğu hıçkırıklarıyla.
Benim gözlerim yaşardı. Tüylerim diken diken oldu. Ağladım ağlayacağım. Zira ben
nankör biriyim Sn. Dinleyicilerim. Bu kızlardan nefret etmek yerine, “Cumhuriyet
kazanımlarımıza nasıl arkanı çevirirsin, seni gidi Cahil Kız! Seni gidiş baş
açma özgürlüğünün/saç salma hürriyetinin kadrini kıymetini bilmeyen Densiz!”
diye bağırarak bu kızları İkna Odaları’na (akılları başlarına gelinceye kadar:
gerekirse on yıllarca) kapatmayı istemek yerine-
Türbanlı Kızlar türbanlarıyla üniversitede okumak gibi bir insanlık hakkından
mahrum bırakıldılar diye, onca yılın akabinde onlara en nihayet tanınmış bu
kadarcık bir hak ellerinden alındı diye, en çok da başlarını açacaklar diye
ağlıyorlar diye- benim de ağlamam geliyor. Dayanamıyorum.
Sanırım; buna benim düşük Kemalist Katsayım, içimde tam geliştirilememiş İdeolog
Öğretmenanım, kazanımlarımıza sahip çıkma güdüsünden nasipsizlik gibi
eksiklerimin yanı sıra; bu kızlara aynen kendi kızım ağlarsa ne hissedersem öyle
hislerle yaklaşmam- Yani: zayıflık, basiretsizlik, şuur yoksunluğu gibi
maalesef, maalesef ‘özelliklerim’ neden olmakta.
Sonra o Ağlayan Türbanlı Kız ‘Erkekler nerde?’ diye yerindi. ‘Erkekler nerde?’
Erkekler aldılar (anlaşılan) anında mesajı. Yarım saat içinde başını erkeklerin
çektiği bir yürüyüş alayı, rektörü protesto ediyordu pankartlı mankartlı.
Ben ‘Erkekler nerde?’ diye sorduğu için Türbanlı Kız’dan, semtlerini koruma
bilinciyle hiçbir eyleme imza atmadıkları için Beşiktaş Çarşı’dan, yalnızca
mizaha ve ciciliklere sıvandıkları için Genç Siviller’den, kendilerini
militarizm batağından kurtarmaya dair bir irade sergileyemedikleri için Kürt
Hareketi’nden-
Bende bir özdeşleşme/hissiyatlanma/aidiyet/sahip çıkma vs. vs. yaratan her nevi
durumdan bir laf, bir eylem, bir süreklilik, bir eksiklik, bitmeyen bir,bir,bir
nedenle anında soğuyup uzaklaşma hastalığıyla varoluyor olsam da-
Ağlarken hüngür hüngür, ‘Erkekler nerde?’ diye sahip çıkılmayı (erkeklerince)
beklemeden önce, arkadaşlarının kollarında ağlarken gözlerimi dolduran Türbanlı
Kız’ı günlerce ve gecelerce düşünmeden edemez oldum.
Hayır! ‘Ben neden böyleyim?’ diye değil. (Onu romanlarımda düşünüyorum.) Bu
Kemalistler niye böyle? Diye.
Zira içimdeki korumacı/kollamacı/kızının haksızlığa uğratılmasına dayanamayan
anneci yanı uyandırdı Türbanlı Kız. “Kemalistler niye duymaz bu acıyı
içlerinde?”
sorusunu kartopuladı: “Benim hissettiklerimi NASIL olur da onlar da
hissetmezler?”
Onların muhtemelen ‘Hain!’ “Nankör!’ ‘Şuursuz!’ yollu biteviye (ben ve
benzerlerimle ilgili düşüncelerini) onlardan yana ‘Nasıl olur?’ ‘Vicdanları yok
mudur?’ ‘Bu kızları nasıl sevmezler, beğenmezler?’ Yüksek Empati Şurası
Modeli’nde değerlendirmeye aldım.
Zira Türbanlı Kız bir Kimlik Savaşı vermiyor yalnızca. Bir Şahsiyet Savaşı da
veriyor. Kimliğini ararken şahsiyetini, benliğini inşa ediyor. Kemalist
Başöğretmen’e karşı. Karşın.
Türbanlı Kız, metafor olarak da, bir yeniyetme.
Çocukken şirindi: kıvırcık saçları, çilleri ve minnacık ayakları vardı.
Yeniyetme haliyle, gitti başını bağladı!
Kemalist Öğretmen, adı üstünde anne değil öğretmen, onun başörtüsüne tarlada,
köyünde, evinde, arka bahçede ve muhtelif varoş semtlerinde kaldığı sürece
karışmazdı. Başörtüsüyle tarla çapalayabilir, Kemalist Evler’e temizliğe
gidebilir, çok tutturursa kasaya filan oturabilirdi.
Türbanlı Kız, beslemeydi.
Kemalist Düş’ün Kezban’ıydı. Başını açıp salon-salomanje hayata geçebilecek
rafineliğe erişmediği sürece ‘beslemelere has meşgalelerle’ yeniyetmeliğini (ve
erişkinliğini) örtülü mörtülü geçirebilirdi.
AMA bu Türbanlı Yeniyetme dikleniyor. Bir kimlik, kişilik mücadelesi veriyor.
Kemalist Öğretmen’in lisesine, üniversitesine devam ediyor. SINIF ATLADI!
Eğitimsel olarak da.
ADAY! Bu Toplum’da çok daha iyi yerlere adaylığını koymakla kalmadı; Çankaya’ya
kadar sızdı. Başbakanın, bakanların, Merkez Bankası başkanının karısı!
Kemalist Başöğretmen yeniyetmenin bu isyankârlığını ‘iğrenç’ buyor. “İslam’da
örtünme farz değildir” gibi hocalamalarla İslam’da neyin yapılası olduğunu da
Türbanlı Yeniyetme Kız’a O öğretsin istiyor.
Atatürk’ün karatahtaya Latin alfabesini yazarken meşhur resmi vardır ya.
Yalçınkaya da, Sezer de, Kanadoğlu da, Mümtaz Soysal da, İlhan Selçuk da, Tuncay
Özkan da, Ergenekon Çetesi de, Doğu Silahçıoğlu da, Şener Eruygur da, Yaşar
Büyükanıt da, Yaşar Nuri de DÜŞLERİNDE kendini o karatahtanın başında,
yeniyetmelerden oluşan bir ulusa (çocukken iyilerdi: itaatkâr, uysal,
şirinlerdi) ders verirken görüyor.
Ders Almayan Çocuklar’a NE YAPMALI peki?
İşte hepsinin, bugünlerdeki temel derdi! Şirinliğini yitirmiş/çocukluğundan
yeniyetmeliğe geçmiş/kişilik+kimlik savaşı veren bu baş belalarıyla NASIL
başedilmeli? Ne yazmaları gerekiyor karatahtaya Latin harfleriyle?
“SUS! OTUR!”
Radikal/ 14/06/2008