Elem ve keder içindeyim, Değerli Okur.
Belki o kadar da ‘elem ve keder içinde’ değil de, başka kelimeler içindeydim.
Ama Hürriyet Cumartesi’de Nilüfer’le yapılan röportajda “Çok üzüldüğüm bir
dönemdi, elem ve keder içindeyken bir gün silkindim, kendime geldim ve bu
sözleri yazdım” demiş Nilüfer.
Onun sözlerini çalmış olabilirim yani.
Yazdığı sözler de şahane ötesi. A-HA (1 müzik grubu) şuraya yazıyor ve hepimize
direk flaması olmasını diliyorum:
“Ben bu gemileri yakmasını da
Ben bu durumdan çıkmasını da, bilirim.”
Bu Kadın (Bu: Nilüfer yani) “Son pişmanlık neye yarar/Her şeyin bedeli
var/Buraya kadar”ı da, hani Müslüm Reklambaba’nın patlattığı Asya Şarkısı’nı da
yazmış kişidir.
Duruyor duruyor, bombanın pimini çekiyor yani.
NEDEN elemler ve kederler içinde olduğuma gelir isek (makale ilerledikçe
duyguların miktarı da artıyor tabii) Gökhan H. Özgün’ün Radikal’den ayrılması
yetmemiş gibi, ben böyle 1 ‘Separation Anxiety’nin sularında beşiğimi, pardon
ceviz kayğımı tıngır mıngır sallar iken-
Murat Belge gitti!
Şimdi böyle ‘bu durumdan çıkmasını da bilmiş’ yazıyor olsam da çarşamba gününü
Moldava’da, perşembe ve cuma günlerini Vatan Toprakları’nda ağır üzülerek ve
telefonda konuşmaktan sesim kısılarak geçirdim.
Hissiyatımı şu şekilde özetleyebilirim: Hani yarım saatliğine komşuya ya da
deniz kenarına çay içmeye inmişim de, döndüğümde bakmışım ki-
Aile Yadigârı Tablo (Rembrandt) çalınmış! (Babababa- ne klâs aile kızıymışım!)
Ben böyle durumlarda derhal kendimi suçlarım; inmeseydin/gitmeseydin çay içmeye
diye diye. ‘Senin yüzünden oldu’ Suç Mantarlığı.
Ya da bekçisi olduğum Müze’nin beş dakikalığına kapısının önüne çıkmışım da
sigara içeyim diye, salonun en değerli eseri (Rembrandt) çalınmış!
Neden Rembrandt’ladığımın farkında değilim. Ama başından beri bu Rembrandt ve
Çalınan Tablo Hissiyatlanması!
Şimdi salonda giden tablonun izlerini seyrede ede; elem ve kederler içindeyim.
Zira duvarlarını benim gibi tablo basması halinde tutanlar, o izlerin
doldurulmasının ne kadar güç olduğunu pek iyi bilirler.
Santralİstanbul’daki bitmekbilmez ‘Modern ve Ötesi’ne arkadaşım (KötüKedi)
yüzünden birkaç küçük resim verdim diye, iz görmeye dayanamayan ruhumu teskin
edebilmek için as onu oraya/as bunu buraya ne kadar debelendiğimi ve tam izi
kapayacak/kapsayacak yeni bir tablo almaya bile giriştiğimi bırrrrlayarak,
hatırlayabilirim.
‘İz Korkusu’ da diyebiliriz. ‘Bekçilik Endişesi’ de.
Zira herrr yurtdışına gittiğimde Memleket’te kötü 1 şeyler olduğuna dair
hissiyatım, bu Rembrandt Hırsızlığı artı Yargı Muhtırası’yla iyice pekişti.
1 Bekçi (Murtadella?) olarak Yurt’tan hiç çıkmamam mı icap ediyor yani? Göklerin
burnuma dayadığı mesaj BU MU?
Ama memlekette mütemadiyen kötü şeyler olduğu için, bunların bir kısmının ben
yurtdışındayken cereyan ediyor olması tres tres normal.
Bir de VEDA yazısında, yazılarını elle yazıp yolladığı için Cevdet’e teşekkür
eden kısmı yok mu Murat Belge’nin?
Orda tarumar oldum. Zira ben de yazılarımı elle yazıp yolluyor ve Cevdet’i (bir
de faksladığı yazı üstünde düzeltmeler yaparak) ekstra yoruyorum.
Yani, ta başından beri Radikal’e kan+can, akıl+izan vermiş değerli mi önemli bir
Murat Belge’yi kaybetmekle kalmadı (bünye); bir de El Yazısı Kardeşliği’nden çok
nadide bir büyüğünü de başka bir coğrafyaya göç ederken seyretmek durumunda
kaldı.
Zaten internet sitemizin tasarımının ‘bozulup’ yazarların içerlere ‘gömülmesine’
dahi henüz alışamamışken-
“Oynamayın Bu Otistik Çocuğun Dünyası’yla hanımlar beyler! Oturun oturduğunuz
yerde.”
Demesi kolay pek tabiidir ki. Ama hayatın otistik, obsessif dinlemeyen bir ritmi
var.
Bu can yakıcı/iç sıkıcı ritm, bildiği gibi atıyor. (Otistik pahasına.)
Zaten o aşırı elem ve keder günlerimde oturup bunları da yazamazdım.
Alın size 1 Yazar(lık) sırrı: ‘Elem ve kederler içindeyim’ yazan biri artık bu
duygular içinde değildir.
Zira: harbiden böyle duygular içinde olanın, 1) Mahçubiyet payı, 2) Paralize
olma tayı- vardır.
Çok üzüntüde olmak (sizi bilmem ama) beni utandırır. İçime kapandırır. Artı:
felç tayı’na/atına binip dıgıdık dıgıdık karlı dağ başlarına gidersin bir
başına, çok üzüntüler içindeysen.
Ve fakat işte hayat devam ediyor. Tokatlar da ardı ardına iniyor. Gökhan’ın
gitmesi, internet yenilemesi ve Murat Belge’nin ayrılmasıyla öyle ağır üç
metaforik tokat yemiş oldu ki iç halim-
Hani ‘dayak arzısı’ demeyelim de (bugün yine hephep depreşti Metafor
Hastalığı(m)) Nilüfer’in şarkısındaki ‘Ağbicim, ben bu işin üstesinden de
gelirim’ hali ve hatta eforisi insanın kıyılarını basıyor.
Tamam: ‘I will survive’ (bu janrın İstiklâl Marşı.)
Ve fakat: Feci bozuldum, üzüldüm. Dengem sarardı. Pardon, içim harbiden karardı.
“Yeni Yeriniz’de hayırlı yazılar!” diyerek Bu 2 Terkçi’ye sivilize 1 insan
(imitasyon) gayretkeşliğiyle, bitiriyorum.
RAdikal /25/05/2008