Bizim Başbakan durmadan ‘üreyin’ çağrısı yapıyor. İlk önce ‘Üç çocuk yapın’
dedi. Sonra Viagra dopingli bir cümle daha etti, sayıyı altıya kadar çıkardı
İki kişiden fazlası bir araya geldiğinde aralarında ya münakaşa ya da sonu
cinayetle biten kavga çıkan bir ırka neden durmadan ‘çoğalın’ çağrısı
yapıldığını bir türlü anlayamamıştım.
Bu benimki bir önyargı değil. Gözlemden oluşturulan bilimsel bir tespit.
Örneğin; dün ben pancar üreticilerinin toplantısında yaşanan bir münakaşanın
sonuçlarının fotoğrafını gördüm. Hayli vahşi ve kanlı görüntüler vardı.
Kavga biraz uzasaydı sonunun büyük bir pancarcı katliamı ile sonuçlanacağı
muhakkaktı.
Memlekette pancarcı da dahil her meslek grubunda haddinden fazla insan sayısı
zaten varken ve Türkiye bir Malthusyen kâbus haline dönüşmüşken, bizim Başbakan
durmadan ‘üreyin’ çağrısı yapıyor.
İlk önce ‘Üç çocuk yapın’ dedi. Sonra Viagra dopingli bir cümle daha etti,
sayıyı altıya kadar çıkardı.
‘Neden?’ diye düşünüyorum o günden bu yana. ‘Bize kastı nedir ki?’ Bunun
cevabını arıyor ama bulamıyordum.
Sonunda dün ‘nüfus biyoloğu’ denilen meslek grubunun çalışmalarını anlatan bir
makale okuyordum. Sorumun cevabını orada buldum.
Nüfus biyologlarının ‘absürd çoğalma’ (Absurd proliferation) diye
adlandırdıkları bir bilimsel tespitleri var.
Buna göre absürd biçimde çoğalmaya başlayan bir tür (Bu, ister bitki, isterse de
hayvan olsun) sonunda hızla yok olmaya doğru gidecektir.
Bu, tarihi ve tabiatı izlemekten oluşturulmuş bir bilimsel sonuç.
Başbakan da bir tür hayvan sayılabilecek Türkleri absürd çoğalmaya teşvik
ettiğinden anladım ki o; Türklerin tür olarak ortadan yok olmasını amaçlıyor.
Bu fikri ilk önce ben ortaya atmış olsaydım makul karşılanabilirdi belki ama
durmadan halk çocuğu olduğunu filan ileri süren Başbakan, Türkleri neden tür
olarak ortadan kaldırmaya karar verdi, doğrusu onu anlamadım.
Galiba ona da gına gelmiş durumda.
Ki; ben bilinçli olarak halktan uzak dururum. Ben bile sadece onları uzaktan
izleyerek bitip tükenmiş durumdayım. Afakanlar basmış durumda bana halktan.
Başbakan bizzat onların içinde, halkın telefonlarına bile çıkıyor.
Dolayısıyla onun sonunda türü tamamen ortadan kaldırmaya karar vermesi son
derece doğal.
Adamcağız ‘hiç olmazsa emekli olduğumda biraz kafa dinlerim’ diye düşünüyor
olmalı.
Bu plan çok güzel. Ben tüm kalbimle destek veriyorum da tek sorun şu: Türklerin
çoğaldıkları andan tür olarak yok olacakları ana kadar geçen zamanda sabır
gösterebilmemiz ve tahammüllü olmamız. Çünkü çıkın bakın etrafa, istediğiniz
semtte yürüyün. Bu diyeceğim sınıflar üstü bir şey. Herkes aynı tavırda.
Hiçbir anne-baba çocuğunun, kendileri dışındaki hiçbir insana sevimli
gelmeyebileceğini nedense düşünmüyor. Tek çocuklu insanlar bile bana kalabalık
gibi gelirken, çocuk sayısı altıya çıkınca, bunun bilim kurgusal bir ortama
uygun olacağını düşünüyorum.
Arada bir Başbakan’ın çağrısına şimdiden uymuş bazı absürd insanları da
görüyorum sokakta. Bu tür insanlar genellikle çocukları olduğu için toplumda
kendilerine öncelik, saygı ve ilk geçiş hakkı verilmesi gerektiğini düşünüyor.
Bu Nişantaşı’nda da böyle, Topkapı’da da. Dünyadaki tüm çocuklar da gerektiğinde
tahripkâr ve hatta potansiyel olarak seri katil olduklarından durum had safhada
tehlikeli ve gergin şu aralar.
Dolayısıyla ben çok çocuklu aile görünce aklıma daima Jonathan Swift’in ‘A
modest proposal: For preventing the children of poor the people in Irealand from
being aburden to their parents of country and for making them beneficial to the
public’ adlı broşürü gelir.
Türkçesi ‘Fakir insanların çocuklarının ailelerine ve memleketlerine yük
olmalarını önlemek yolunda mütevazı bir öneri’.
Mütevazı dediği öneri ise, bu çocukların pişirilip, kızartılıp yenilmesiydi.
Bu nedenle hem Başbakan’ın ‘üreyin’ çağrısını hem de onun nihai çözüm
oluşturulacak türü yok etme planını da destekliyorum.
Yani Başbakan ne yaparsa destekleyeceğim. Umarım bu tavrım hükümete yakın
kaynaklar tarafından dikkate alınır.
Anne ve babaların düşünme melekelerinin çocuk yaptıktan sonra nasıl aşağıya
çekildiğini açıklamak açısından şu anımı yazmalıyım:
Jonathan Swift’in mütevazı önerisinden yola çıkarak ben bir zamanlar havlayan
köpeklerin apartmanlardan atılmasının yerine ağlayan bebeklerin daha fazla
gürültü çıkarabildikleri gerekçesiyle sokağa atılmalarını talep etmiştim.
Yazı çıktı ve ertesi gün bir baba beni aradı ‘Sen benim çocuğumun sokağa
atılmasını nasıl isteyebilirsin?’ dedi.
Aptal insanların evrensel özelliği, genel olarak söylenen bazı lafların özel
olarak kendilerine söylendiğini sanmalarıdır.
Adama cevap olarak bu lafları söyleyerek başladım sözlerime. Daha sonra da
kendisinin ‘bir b..a yaramayan bir o. çocuğu olduğunu’ söyledim. Daha sonra da
‘inşallah yakında geberirsin’ dedim.
O zamanki yayın yönetmenim bu tavrımın iyi bir halkla ilişki tavrı olmadığını
söyledi. Ona da ‘cehenneme kadar yolu olduğunu’ söyledim.
O gün çok formundaydım anlayacağınız...
Akşam/ 23.05.2008