Büyük laf edeceğim derken yanlış yapabilen bir yazarın yapabileceği tek şey;
yanlışını namusuyla
itiraf etmek ve öğrenmeye çalışmaktır. Bugün de boyumdan hayli büyük bir laf
etmek üzereyim...
Gündelik köşe yazarlığı insanın belki de boyundan büyük laf etmesi ustalığı
olabilir.
Boyundan büyük lafı usturubuyla edenler iyi yazar olarak kabul edilebilir belki.
Hatta usta konumuna gelenler boyundan büyük lafı yazarken, onu çok orijinal,
benzeri olmayan bir fikirmiş gibi de ortaya koyabilirler.
Ben yazı yazma işine girdiğim ilk günden bu yana, bu işin insanı boyundan büyük
laf etmeye tahrik eden yönünün olduğunun çok da farkındayım.
Çoğunlukla bu tahrike kapılmamaya da çalıştım. Ama arada bir şeytana uyup
boyumdan hayli büyük laf ettiğim de olmuştur.
Gayet tabii ki bu haddi aşma durumlarında yanlış yapma ihtimali hayli
artmaktadır. Ve çoğunlukla böyle de olmuştur. Büyük laf edeceğim derken yanlış
yapabilen bir yazarın yapabileceği tek şey; yanlışını namusuyla itiraf etmek ve
öğrenmeye çalışmaktır.
Bu uzun girişi yapmak zorundaydım. Çünkü bugün de boyumdan hayli büyük bir laf
etmek üzereyim.
Bunun farkındayım ve hayli de endişeliyim ama yine de lafımı söylemeye
kararlıyım.
Saygı duyduğum bir bilim insanı olan Celal Şengör, pazartesi günü TARAF
gazetesinde Neşe Düzel’e bir demeç verdi.
Celal hoca, dünyanın sayılı yerbilimcilerinden birisidir. O nedenle deprem riski
konusundaki tüm görüşlerini dikkatle ve ciddiye alarak okur, not ederim.
Neşe Düzel konuya benim de aklımda bulunan bir soruyla girmiş: “Burma’daki büyük
kasırgadan sonra Çin’de korkunç bir deprem oldu. Herhalde bunların bir
bağlantısı yok ama insan gene de ‘Ne oluyor?’ diye soruyor kendi kendine. Niye
arka arkaya böyle büyük felaketler yaşanıyor?”
Soru böyle. Gayet güzel bir açılış konuşması. Celal Şengör ise cevabına
‘Bunların arka arkaya yaşanması bir tesadüf’ diyerek başlıyor.
Benim itirazım işte bu noktada. Şimdi diyeceksiniz ki; ‘Koskoca hoca laf ediyor,
senin diyebileceğin ne olabilir ki?’. Kızmam, kırılmam böyle düşünürseniz. Dedim
ya boyumdan büyük laf söyleyeceğim diye.
Ben burada bir tesadüfün söz konusu olmadığını, bütün felaketlerin birbirine
bağlı olduğunu düşünüyorum.
Belki yerbilimi açısından aralarında bir bağlantı yoktur ama meselenin bir de
gökbilimi tarafı var.
Birkaç gün önce konuya giriş yaptım ya; ‘Dünyanın başına ne felaket gelirse
gökyüzünden gelir’ diye... Bu bir inanışın sonucu edilmiş laf değildi.
Gökyüzünü, evreni izleyen, inceleyen bilim insanları böyle düşünüyor ve bunları
yazıyor.
Ben de tamamen bir hobi çerçevesinde bu yazıları okuyorum.
Sonunda bazen kendimi bile ürküttüğüm sonuçlara varabiliyorum. Bir süre ‘Bunları
yazayım mı?’ diye uzunca düşündüm de. Çünkü bilimlerde bazı gerçekleri sıradan
insanlardan saklama eğilimi var. ‘Panik yaratmama’ gerekçesi ile yapılan bu
bilgi gizleme operasyonunun bir komplo olup olmadığını bilmiyorum. Olması
ihtimali de var ama kamuya açık olan bilgiler nasıl, nereye kadar saklanabilir
ki?..
Küresel ısınma probleminin farkında olmayan herhalde yoktur bu dünyada.
Bu arada güneşte de tuhaf gelişmeler yaşanıyor. Güneş çok uzun yıllardır
olmadığı kadar aktif yüzeyinde patlamalar yaşıyor ve dünyayı proton
fırtınalarına maruz bırakıyor.
Dünyamız da kainatın magnetik akımlar açısından çok fırtınalı olan bölgesine
hızla yaklaşıyor.
Zaten ısınmış halde olan dünya, tüm bu biraz önce saydığım nedenlerle daha fazla
ısınınca tepkiler veriyor. Bu, tepkileri yaşayan bir organizmanın varoluş
kavgası olarak görülebilir. (‘Gaia’ yaklaşımıdır bu). Ve tüm bu süreçlerin
sonucunda dünyada fırtınalar, volkanik patlamalar, depremler olacağı, bunun da
normal olduğu söyleniyor.
Neşe Düzel’in sorusunda unuttuğu bir nokta daha var; Burma’da büyük kasırga ile
Çin’de deprem olduğu dönemde Şili’de de büyük bir volkanik patlama oldu.
Yani anlayacağınız o günlerde olan biten birbirine bağlantılıydı ve tetikleyici
neden de gökyüzünden gelen etkilerdi.
Dahası biz o bir hafta içinde 2012 yılında olabileceklerin sadece bir provasını
yaptık o kadar.