Emekli subaylar tarafından kurulan ve yönetilen, eski cumhurbaşkanından, yani
devletten de para yardımı alan "sivil" toplum örgütleri, seçimi AKP'nin
kazanmasını engellemek için mitingler düzenlemişlerdi geçen yıl...
Bu mitinglere beş yüz bin kadar kişinin katıldığı oldu.
Elbette büyük bir başarıydı, önemli bir rakamdı bu, ama ancak on milletvekili
çıkarmaya yetiyordu, yaklaşık!
Nitekim çıkardılar da. Bu mitinglere katılanların büyük kısmı oylarını CHP'ye,
bir kısmı da MHP'ye verdi. Hesapça, bunlar koalisyon yapacaklardı, Türkiye
kurtulacaktı.
Ancak boyut bu kadardı işte... Etki alanı da, elde edebileceği de bu kadardı bu
eylemin.
Bu rakam, Aydın Doğan yayın grubu ve onunla aynı doğrultuda çalışan bazı küçük
gazeteler tarafından çarpıtıldı, büyütüldü.
Beş yüz bin kişi, bir buçuk milyon yapıldı.
Sonra fısıltı gazetesi, katılan sayısını üç milyona, beş milyona da çıkardı.
Buna inananlar, inanmak isteyenler, "wishful thinking"i düşünce sananlar,
seçimden sonra korkunç bir hayal kırıklığına uğradılar: Bu beş milyon kişi
nereye gitmişti yahu?
(Seçim sonucunu daha aylar öncesinden doğru gören ve gerçeği yazan bizlere
ettikleri hakaretler bu yazının konusu dışındadır.)
Şimdi bakıyorum da, "ulusalcı" çevrelerde yeni bir hayal kırıklığı fırtınası
esmekte...
Tuncay Özkan diye bir adamın bir televizyon kanalı varmış, bunu bilmemkaç milyon
dolara satmış.
Bu adam Internet'te bir de site kurmuş, "biz kaç kişiyiz" şeklinde yoklama
yaparak ülkedeki ulusalcıları "tesbit" mi ediyormuş, taraftar mı topluyormuş,
buna benzer birşeyler birşeyler...
CHP'yi ele geçirecekmiş, geçiremezse ayrı bir parti kuracakmış, iktidara
gelecekmiş falan filan.
Bu saçmalıklar büyütülüyor, büyütülüyor, sonra iş, kerimesini Tuna Bekleviç'in
partisine sokup da beklentisi çıkmayınca üzülenlerin vardığı noktaya varıyor:
Derin bir hayal kırıklığı ve ardından müthiş bir öfke.
Tuncay Özkan büyük gazeteci havalarıyla "piyasaya" çıktığı zaman şaşırmıştım,
otuz yıldır bu işin içindeydim, kimdi bu çocuk yahu?
Kanal da, "reytingi meytingi" olmayan, "marjinal" bir yayın...
Ne olacaktı? Ne bekliyordunuz? Bir "kalpaksız kuva-yı milliye" hareketi mi?
Yoksa "beni de içeri alın" diye yırtınan numaracı, kahraman mı kesilecekti?
Adam batma noktasına gelmiş, malını uygun fiyatla başkasına devrediyor, kârlı da
çıkıyor, ne var bunda küfür edecek? Adam ticaret yapıyor, "ulusalcılık" satıyor,
müşteri de iştahlı, alıyor, ne var bunda şaşacak?
Sonra döndüm gazetelerde okudum, bu adamın "biz kaç kişiyiz" diye sordukları,
"bir milyon kişiyi biraz geçiyormuş"...
Eh, o da kabaca yirmi milletvekili eder. Oldu otuz.
Internet Cafe'de sivilcelerini sıkarak gazozunu yudumlayıp siteleri dolanan ve
buralara "tıklayan" çoluk çocuğun da seçmen olduğunu varsayarsak...
Hadi yüz kırk da ben koyayım, yüz yetmiş olsun, koalisyon doğsun! Hükümet kurmak
için geri kalan yüz kişiyi de Kök Tengri gönderir, dağları delip Ergenekon'dan
çıkarsınız.
Sabah / 15 Mayıs 2008