Birkaç zaman önce, Kurtlar Vadisi üstüne iki yazım için bir Türkiye Cumhuriyeti
Savcısı dört kişinin şikâyeti nedeniyle, şikâyetçi başına iki yıldan (4x2=8)
sekiz yıl çarpı iki yazı söz konusu diye (8x2=16) ON ALTI YIL HAPSİMİ İSTEMİŞTİ.
Yazılar mizahi yazılardı. Ayrıca yazılardan ikincisinde, şikâyetçi dört kişiden
yalnızca birinin ismi geçiyordu.
16 yıllık denklemi (hani 4x2x2=16) dahi nasıl kurduğu bir muammaydı!
Herhalde iflah olmaz bir Kurtlar Vadisi fan’iydi. Şikâyetçiler Şaşmaz
Kardeşler’in yüce ismi, Hasan Kaçan’ın yüce ismi ve de senarist (adını şimdi
hatırlayamadığım) Havalı Bey’in yüce isminin sarakaya alındığı bir, pardon iki
yazının, on altı yıl hapisle ‘taçlandırılmasının’
en münasibi olduğunu düşünüyordu.
Ne mi oldu? Beraat ettim.
Ve fakat O DAVA benim için kapanmadı. Zira: ORANTISIZ BİR TEHDİT KULLANIMIYLA
hayatımın on altı yılına KASTETMİŞ bir savcıyı, şikâyet edebileceğim bir merci
söz konusu değil Bu Topraklar’da. (AİHM’e gidebilirmişim.)
“Yahu sen 16 yıl istemişsin iki yazıya; beraat etmiş bu yazar. Bu denli
orantısız bir ceza istemiyle mahkemeyi açtırıyor olman, nasıl bir kanun/hukuk
sistemiyle bağdaşmaktadır? Gelip şu içinden çıkılmaz Cezalama Mantığını bana
izah edebilir misin?”
Evet! Savcılardan, yurdumuzda yapıldığının TAM TERSİNE: açtıkları,
haybeye/sicillerine halel gelmesin diye/mesleki deformasyondan/ifade özgürlüğü
düşmanlığından/okudukları metinleri anlama algılama bozuklukları
yoksunluklarından AÇTIKLARI BİR SÜRÜ LÜZUMSUZ DAVA nedeniyle hesap sormak
gerekmiyor mu?
Davametrelerini ÜÇ YILDAN açan Türkiye Cumhuriyeti Savcıları’nın, “Açılan
dava oranına karşılık bu denli yüksek beraat oranı, geçtim Avrupa ülkelerinden,
dünyanın hiçbir yerinde mevcut değil. Burda hukuku, kanunları algılayışınızda
vahim bir sorun var, anlaşılan” yollu uyarılmaları, eğitilmeleri, ıslah
edilmeleri, gerekirse de cezalandırılmaları sizce- gerekmiyor mu?
Ben Adalet Sistemimiz’de vahim bir tıkanıklık, ciddi bir Düzenin Kılıcı
(bozuk) algılaması olduğu düşüncesindeyim. Dahası, işim köşe yazarlığı olduğu
için bu tıkanıklık/bozukluk/orantısızlıktan ciddi şekilde müştekiyim.
Anlaşılan: hakkında kapatma davası açılan AK Parti öyle değil.
Gerçi onlar dindar-lar.
Yani düşünsel filolarını Tevekkül Limanı’na çekip; klasörlerce, hem de tümmm
o suçlamaları yönelten Savcı Yalçınkaya’ya verdikleri ‘savunma’ ya feci şekilde
iyi niyetli/Pollyanna’ca ya da gülünç, dahası absürd, zırva.
“Ben diyorum hadımım; sen diyosun çoluk çocuktan ne haber” atasözümüzü
hatırlatan bir yanı var, uzatma filan istemeden sundukları ‘Hukukun Özü/Ruhumun
Gözü’ ismiyle vaftiz edilebilecek savunmalarının.
Yine şöyle bir Tevekkül Sarmallanması yanı olabilir hoş savunma(ma)larının:
“Buluttan nem kapıp Ergun Poyraz’ın kitaplarından DAHİ delil oluşturan 1
Savcı’ya kendimizi savunsak ne yazar, savunmasak ne yazar? Nasıl olsa ‘urun
kellesini’ tarzı bir sonuca ulaşılacaktır. Yüce Anayasa Mahkemesi ise gerekeni
muhakkak yapacaktır.”
Açıkçası “Ben kendi kapatma davamda faydalanmıyorum. Ama değiştiriyorum
böylesi antidemokratik (işkillendim mi çakarım) kapatma maddelerini” duruşunu
beklerdim,
ya da beklemek isterdim AK Parti’den.
Ama ‘Devletle kavga edilmez.
’Antidemokrasiyle de.
Çok mazbut bir 301 makyajlaması dışında hiçbir düzenleme, açma, ilerletme
çabalarını görmedik Dindar AK Partimiz’in.
Hani hazırhazır hazırlattıkları Özbudun Anayasası vardı. “Bakın, hiç de
korktuğunuz gibi değilmiş (bu cümle, Laikçi Parti Fahri Kralı Ertuğrul Özkök
beylere); işte size çağdaş mı uygun bir Anayasa. Gelin şunu tartışalım: Siz
uzlaşma ucubesi kesildiniz ya, başımıza. 12 Eylül Anayasalaması’yla şurdan
şuraya gidemeyeceğimiz; fevkâlâde meftunu olduğunuz Muasır Medeniyet Seviyesi’ne
erişemeyeceğimiz açıktır. Bir el verin de,
memlekete azcık demokrasi getirelim.”
Bunu DAHİ demediler.
Hani: Laikçi Kemalist Manyağa Bağlamış (Özünde) Antidemokratlar’ın böyle bir
önerileme karşısında dahi cırcırcırlayıp ‘Haniya da benim 70’lik kırmızı
şarabım’ filan demagoglayacakları, elbette malumumuz.
Ama insan, yani parti: AK Parti, birazcık elini taşın altına uzatır. En
azından uzatır gibi yapar. Ülkelere hakiki demokrasi dünden bugüne gelmiyor.
Mutlaka mücadelesini vermek gerekiyor.
HİÇBİR ŞEY YAPMADILAR. YAPMIYORLAR! Tevekkül. Rehavet. Miskinlik. Biat.
Kadercilik. Korkaklık. Güç Bağımlılığı. Esasında: Güçsüzlüğün/Uyuşmacılığın
İçselleştirilmesi Hali.
Berbat(h) bir AKP var ‘huzurlarımızda’. Evet Kemalistler’in ‘huzuru’, o herrr
bi şeyden kaçı kaçıveren huzurları kaçmamış oluyor bu sayede. Ellerini
kavuşturmuş (hani o meşhuuur 367 Kararı’nı almış olan) Anayasa Mahkemesi’nin
kararını bekliyorlar, kıldan ince boyunlarıyla.
Fanatik/laikçi/life-style hastası/şirret Kemalistler yatsınlar kalksınlar da Bu
AKP’ye dindar oldukları için, tevekkül miskinliğiyle, biat pratiğiyle
donatıldıkları için şükretsinler.
Bu büyük çoğunluk, bu ezici sayıda kitle dindar olmasaydı, afyonlu olmasaydı,
ezelden beri ezik büzük ve itaatkâr olmasaydı; NAH bu kadar uzun sürerdi onların
ceberut/kıymeti kendinden menkul/yarı faşist/tam devletçi Hükümranlığı!
Radikal /13/05/2008