Osmanlı-Türk romanında Batılılaşmanın etkileri kadın bedeni üzerinden
tartışılmıştır. 'Şıpsevdi'de de yine yanlış Batılılaşma eleştirisinden
kaynaklanır romandaki cinsellik, zina, eve erkek alma...
Birkaç hafta önce bu sayfalarda Ahmet Mithat Efendi ile ilgili yazımı "bayrağı
Hüseyin Rahmi Gürpınar'a devr etti" ifadesiyle bitirmiştim. İlk dönem Osmanlı
romanına Ahmet Mithat Efendi vurmuştu damgasını, 20. yüzyılın parlayan yıldızı
ise onu ustası bilen Hüseyin Rahmi'dir. Ustasının halkçılığını benimsemişti
Hüseyin Rahmi; özellikle ilk romanlarında yine ustası gibi aşk, cinsellik,
evlilik, ahlak, sadakat, yanlış batılılaşma, saf erkekler ve tehlikeli kadınlar
gibi konular üzerine yoğunlaşmıştı. Ancak boynuz çırağı geçmiş, Hüseyin
Rahmi'nin romanları İstanbul'un geniş bir coğrafyasına, toplumsal tabakalarına
ve o tabakaların sorunlarına çok daha derinden nüfuz etmiştir.
Gürpınar'ı, Everest Yayınları'nın başlattığı yeni edisyon sayesinde yeniden
hatırlıyoruz. Edisyonun Milli Eğitim müfredatı içindeki ilk iki kitabı
"öğrenciler ve genç okurlar için sadeleştirilmiş" metinler halinde
yayımlanmıştı. Şıpsevdi ise hem orijinal hem de sadeleştirilmiş versiyonuyla
çıktı. Yazarın dilini ve üslubunu koruyan bu yaklaşım umarım yayın dünyası için
bir gelenek halini alır.
Ahmet Mithat'ın desteğiyle edebiyat âlemine katılan Hüseyin Rahmi, daha ilk
romanı Şık'ta geleneği izleyerek züppe tipi üzerinden yanlış Batılılaşmanın
yıkıcı etkileri üzerinde durmuş, bir sonraki romanı İffet'te ahlaki tercihlerle
yoksulluk arasında kurduğu ilişkiyle toplumsal meselelere doğru açılacağının
sinyallerini vermişti. Ama Hüseyin Rahmi'ye o yıllarda ün kazandıran iki romanı
vardır ki, 'genel ahlaka aykırı' oldukları gerekçesiyle dönemin sansürüne
takılmışlardı; Metres ve Mürebbiye. Hüseyin Rahmi'nin her iki romanında da
'erkek yiyici' kadın olarak gayri Müslimleri kullanması Osmanlı romanının
alışılagelmiş bir temasıdır. Ancak, daha önceki dönemlerden farklı olarak,
müslüman kadınların gayri ahlaki ilişkilerinde bir artma görülür.
Nitekim, Hüseyin Rahmi'nin Şıpsevdi'sinde, Müslüman bir ailenin rezilliği ayyuka
çıkar. Ancak bu kitabın yasaklanma nedeni farklıdır: Dönemin sansürcüleri,
1911'de Alafranga adıyla yayımlanan Şıpsevdi'nin barındırdığı 'haşerat' ve
'mikrop' sözcüklerine takılmışlar, yasaklama kararını yazarın bu sözcüklerle 2.
Abdulhamit'in hafiyelerini kast ettiğini düşünerek almışlardı. Gürpınar'a göre
Şıpsevdi bir "istibdat şehidi"didir.
'Alafranga'lık kolay mı?
Alafrangalığın, yani yanlış Batılılaşmanın yıkıcı etkileri üzerine kurulu
hikâyesiyle, romanın ilk ismi daha uygun aslında. Kısaca özetleyelim: Batı
hayranı, Pevlevizade Meftun Bey babasının ölümünden sonra amcası tarafından
himaye edilmiş, eğitim için Fransa'ya gönderilmiş, bilimden ziyade Paris'in gece
hayatını etüd etmiş haylaz bir genç. Amca ölünce İstanbul'a dönmüş, Erenköy'deki
baba yadigârı köşkte aile büyüğü pozisyonuna geçmiştir. Hikâye, çoğunluğu
kadınlardan müteşekkil ailesine Batılı adetleri ve görgü kurallarını öğretmesi
ve alafranga hayat tarzını uygulatması etrafında gelişen önce komik sonra trajik
olaylarla gelişir. Yandaki köşkün sahibi zengin ama cimri Kasım efendinin
kızıyla evlenerek rantiyelik alanını genişletmek isteyen Meftun, kurduğu türlü
kumpaslarla etrafındaki herkesin hayatını mahvedecek, bir başına kaldığında
Paris'e dönmek zorunda kalacaktır...
Osmanlı-Türk romanında Batılılaşmanın yıkıcı etkileri kadın bedeni üzerinden
tartışılmıştır. Şıpsevdi'de de yine yanlış Batılılaşma ve alafranga hayat
eleştirisinden kaynaklanır romandaki cinsellik, geceleri eve erkek alma, zina,
çocuk düşürme, hatta bir tür toplu seks partisine kadar varan ilişkiler...
Hüseyin Rahmi, natüralist eğilimlerinin de etkisiyle, mümkün olduğunca çıplak
tasvir ediyor şehvet dakikalarını; "Şaban ve Zerafet... İki sevgili birbirlerin
iyice mıncıklaya mıncıklaya bağırttıktan sonra nihayyet çimdik konusunda
silahları bırakırlar. Uzun bir öpüşmeyle bu bırakış mühürlenir... Zerafet kırıta
kırıta gerdanını sevgilisinin iştahlı dudaklarına uzatır. Şaban yapışır. Can
verici renkli bir şerbet içer gibi o siyah gerdanı çeker, çeker, çeker, sonra
havyar yer gibi dudaklarıyla çim çim çim ısırıp yutuyor gibi yapar." Kendi
görüşlerini ise, bu sevişme anını gizlice izleyen Meftun'un ağzından dinleriz;
"Tabiat kanunu öyle şiddetli bir zorlayıcıdır ki kanunların gereğine her şeyi
uydurur, boyun eğdirir. Şimdi burada içen, söyleyen, çağıran, bağıran, oynayan,
sevişen, öpüşen Zerafet'le Şaban değil, işte bu tabiat kuvvetidir.
Schopenhaur'in dediği gibi bu sevişenlerin vücutlarında, damarlarında,
kanlarında insan kuşaklarının tohumları var. İşte onlar, varlık dünyasına gelmek
için hapishanelerini yarmaya uğraşıyorlar. Kendilerini meydana getirecek iki
vücudu birbirine yaklaştırmaya uğraşıyorlar. Elalemin hovardalık, zamparalık,
çapkınlık, sevişme, sevda gibi edebi veya sıradan, daha çeşitli adlarla
andıkları gerçek işte bu."
Bir yandan Meftun ve çevresini yozlaşmış bir kültürün temsili olarak sunar
Hüseyin Rahmi, öte yandan kadın ve erkeklerin cinsel arzularını -psikolojik
tahlillerle- kaçınılmaz insani duygular biçiminde aktarır; "Bağcı Kerim Ağa'nın
iki iştahlı pazısı arasında iyice sıkılıp da kadına acıkmış öyle bir erkeğin
şehvet titremeleri altında vücudu sarsıldığı gece, sanki Azize'nin namus
tellerinden birkaçı gevşemiş, yahut kopmuştu. O âşık hamleler arasında kalbinin
derinliklerinden çözülüp göğsünde boşluklar bırakarak uçtuğunu duyar gibi
olmuştu. örünüşte bir felaket gecesi adını verdiği o tatlı geceyi, o aşık
saldırışlarını hatırladığı zaman, herifin ateşli dudaklarının yüzünde
dolaştığını o anda gene duyar, o pos bıyıkların dokunuşlarıyla yanakları gene
gidişir, sıkıntılı gösterdiği o zevk anlarını tekrarlarcasına, anısında gerçeğe
döner gibi olağanüstü bir hal oluşurdu." Görülüyor ki, orta yaşın üzerindeki
Azize hanımın, Meftun'un yarattığı alafranga hayata kapılıp ahlaki değerlerini
yitirmesi alay konusudur, ama Hüseyin Rahmi, yine de -toplumsal değer yargıları
ve geleneksel ahlak tarafından- bastırılmış cinselliğinin Azize hanım açısından
nasıl bir kayıp olduğunu sezdirirmeyi ihmal etmez.
Edebiyat alanında Türk aydınlarını ilk etkileyen Zola doğalcılığının
izleyicilerinden olan Hüseyin Rahmi için sanat ve edebiyat bir eğitim aracıydı.
Geri kalmışlık nedeni olarak gördüğü din, düşünce, davranış ve inançları
değiştirmek için yazmıştır romanlarını. Bir yazısında belirttiği gibi, "her
eserinde, karilerini, avamî şathiyat arasında yüksek bir felsefeye doğru çekmeye
uğraşmıştır." Kendine özgü realizmini öyelesine abartmıştır ki bu abartı onu
natüralizme götürecektir. İlerleyen yaşlarında ise toplumdan umudunu kesmiş,
pesimist bir yazar olarak çıkar karşımıza. Gelir farklılıklarından cinsel
hayata, aile kurumundan eğitime, iki yüzlü ahlaki değerlerden siyaset sahnesine
kadar aklınıza gelen ne varsa ağır bir eleştiriden geçirilecektir. Derinlikli
olmamakla birlikte, sosyalist bir dünya görüşünden de söz edilebilir. Bu
nedenle, toplumsal sorunlara sınıfsal bir açıdan yaklaşmayı bilmiş ve sisteme
belki de o ana dek yapılmış en radikal eleştiriler Hüseyin Rahmi'nin kaleminden
çıkmıştır. Ne var Gürpınar'ın toplumculuğu bu eleştirinin ötesine geçmeyecektir.
"Avam için, avamı yükseltmek için" şiarından hareketle, halkın okuyabileceği
romanlar yazmıştı Gürpınar. Halkı kolaylıkla çekebilecek hikâyeler aramış, bu
hikâyeleri çekici kılacak kişi, mekân ve olayları bir araya getirmiş, mizahi bir
üslubu, basit bir dili tercih etmişti. Romanlarının en büyük zaafı romanın bütün
öğelerinin Gürpınar'ın toplum hakkındaki görüşlerinin taşıyıcısı olamaya memur
edilmesidir. Amaç bu olunca kişiler derinleşmez, diyaloglar sarkar, kurgu
gevşer, kötü olaylar ardarda sıralanır. Ama bütün eksikliklerine rağmen öyle bir
fazlası vardır ki Gürpınar külliyatının, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin
değerini koruyacaktır. Bu külliyat 19. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk
yarısına kadar geçen sürede İstanbul'un bütün insan ve mekan zenginliğini
yansıtır. Museviler, Ermeni ve Rumlar, Levantenler, arabacılar, bıçkınlar,
randevu evi sahibi madamalar, polisler, küçük memurlar, zengin tüccarlar,
mirasyediler, kısaca İstanbul ahalisinin tekmil-i birden, kimi zaman acıklı kimi
zaman gülünç sahnelerle ve kendilerini çok iyi yansıtan lehçeleriyle boy
gösterirler.
Romana gönül vermiş, bütün dünyasını yazmak üzerine inşa etmiş, yaşamının
neredeyse tamamını yazarak kazanmış, romancı yakıştırmasını belki de herkesten
çok hak etmiş edebiyatımızın en başarılı örf ve âdet romancısı Hüseyin Rahmi,
her yaşa hitap eden, her dönemde farklı bir okuma keyfi veren bir yazardır.
ŞIPSEVDİ
Sadeleştirilmiş Metin
2008, 475 sayfa, 18 YTL.
ŞIPSEVDİ
Orijinal Metin
2008, 475 sayfa, 18 YTL.
H. R. Gürpınar'ın eserleri Everest Yayınları'ndan yayımlanmaktadır.
Radikal Kitap
02/05/2008