Türkiye'de bir süreden beri düzenin kendini yıkmakta olduğunu görüyoruz.
Bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca oluşmuş, oluşturulmuş bir hukuki yapı var
(vardı); bunun kendine göre bir mantığı, mevzuatı, teamülleri var (vardı). Ama
şimdi bunların, bizzat belirleyici hukuk kurumları eliyle yok edildiğini
görüyoruz.
Değindiğim bütün bu hukuk düzeninde, 12 Eylül rejiminin payı bir hayli büyük.
Başta Anayasa, politikayı biçimlendiren yasaların hepsi 12 Eylül revizyonundan
geçti. Bu dönemin veya bu rejimin 'demokratik' olduğunu, ülke için 'demokratik'
sonuçlar verdiğini iddia eden çıkar mı, tam bilemiyorum (çünkü her şeyin iddia
edilebildiğini görüyoruz). Ama çıksa da, inandırıcı olduğunu pek sanmıyorum.
Yani, değindiğim şu yıllar içinde oluşmuş hukuk düzeninin öyle 'özgürlükçü' bir
yanı olduğu söylenemez.
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri
yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu.
Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
İlk beklenen olmadı -yani Turgut Sunalp'ın partisi iktidara gelemedi. Gel zaman,
git zaman, beklenmeyen oldu ve AKP büyük bir çoğunlukla iktidara geldi. AKP'nin,
varolan hukuk düzeninin kendisine tanıdığı imkânları tam olarak kullandığını
söyleyemeyiz. Ama kullansa da, kullanmasa da, varlığı ve iktidarı, Kemalistleri
ve klasik devlet kadrolarını çileden çıkarmaya yetti. Bunu da, elbette, hukukta
'özgürleştirici' bir değişim talebiyle değil, olanı daha da baskıcı yaparak
(yani muhalefetten başka iktidarın da elini kolunu bağlayarak) gerçekleştirmeye
çalışıyor.
Biz aslında alışığızdır böyle şeylere. Bir 'sıkıyönetim yasası' çıkarırlar;
evlere şenlik bir şey olur. Ama iki gün sonra kendi yaptıkları yasaya
sığamazlar, yeni yeni baskılar, şeytanın aklına gelmeyecek tedbirler getirirler.
Şimdi de öyle. Devlet, AKP'yi etkisizleştirmek için, kendi baskıcı düzenini de
çiğniyor.
367 neydi? Pek akla hayale gelir bir şey değildi. Ama çıktı, Anayasa
Mahkemesi'nden. şimdiye kadar yol açtığı kargaşalık, şimdiden sonra yol
açabileceği kargaşalığın yanında çok hafif de kalabilir.
Başta Şemdinli, bu bağlamda anılması gereken çok sayıda örnek var tabii. Ben de,
zaman buldukça, bunları anmaktan geri durmayacağım. Ama şu günlerde Yargıtay
Başsavcısı'nın başlattığı kapatma davası her şeyin üstüne tuz biber ekmiş
durumda. Bunun altından, doğuracağı yığınla sorunun altından, toplumca nasıl
kalkacağız, belli değil.
Bunlar şüphesiz kötü şeyler ve bu ülkenin geleceğine olumsuz şekil verecek
eylemler. Ama şimdi bunları tartışmak yerine, yazının başına dönerek başka bir
saptama yapmak istiyorum. Düzen kendini yıkmaya başladıysa, bunun anlamı,
miadını doldurmuş olmasıdır. Demek ki, yapmak istediğini, baskıcı bir hukuk
düzenine bile uyduramaz hale geldi.
Radikal
22/04/2008