Avrupa baktı ki Türkiye bir türlü bu “birliğin” kurallarını anlamıyor; sonunda
“adamını” gönderdi, “Git de anlat” diye.
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı, yani Avrupa Birliği’nin en üst düzey siyasi
yöneticisi olan Barroso, hem Başbakan Recep Tayip Erdoğan’la birlikte yaptığı
basın toplantısında hem de parlamentodaki konuşmasında Avrupalı olmanın
kurallarını çok net ve açık bir biçimde anlattı.
“Avrupa Birliği bize ne karışıyor” diye soranlara verdiği cevap, neden
karıştıklarını iyi açıklıyordu doğrusu.
“Birliğimizin üyesi olmaya adaysınız, biz size karışırız.”
Avrupa Birliği’nin, “insanların” daha özgür, daha mutlu, daha zengin yaşaması
için devletlerin davranışlarına koyduğu kurallar var.
Bu birliğin üyesi olan devlet, vatandaşlarını ezemez, hırpalayamaz, keyfince
cezalandıramaz, onların fikirlerini söylemesini kısıtlayamaz, inançlarını
yaşamasını engelleyemez.
Eğer Avrupalı olmak istiyorsanız Türkiye’de yaşayan her bireyin bütün bu
haklardan yararlanacağını kabul edeceksiniz.
“Devleti korumak için insanlarımızı öldürürüz, sustururuz, mahkemelerde
süründürürüz, onlara işkence yaparız” diyemezsiniz.
Avrupa, bir devletin “ancak kendi vatandaşlarına baskı yaparak” varolabileceğine
inanmaz.
İnanmamakta da haklıdır.
Kendi vatandaşına düşman bir devlet olamaz çünkü.
Devletin tek bir amacı vardır, o da insanlarına daha iyi hizmet vermektir.
Her devlet görevlisi, toplumun ve vatandaşın hizmetkârıdır.
“Ben devletten maaş alıyorum, demek ki diğer vatandaşlardan daha önemliyim”
türünden ve ancak diktatörlüklerde rastlanabilecek bir saçmalık, Avrupa
Birliği’nin kuralları arasında bulunmaz.
Türkiye’de, Avrupa Birliği’ni kötüleyen bütün askerler, politikacılar ve
gazeteciler aslında “halkın ve insanların” ezilmesi alışkanlığının
sürdürülmesini talep ederler.
Onlar bunu ister de, biz onların isteklerini niye paylaşalım?
Onlar bizi ezerek kendilerine kazanç sağlıyor ama biz sadece kaybediyor ve
eziliyoruz.
Barroso, Türkiye’de çok tartışılan laikliğe Avrupa’nın yaklaşımını da açıkça
ortaya koydu.
“Dine ve dinsize saygı gösterilmeli.”
Bir insan inançlıysa onun bu inancına saygı göstereceksiniz.
Onun inancını sorgulayamaz, kınayamaz, ayıplayamaz, yasaklayamazsınız.
Eğer, “inanmıyorsa” onun inançsızlığına da saygı göstereceksiniz.
Kimse kimseye baskı yapmayacak.
Şeriat endişelerini de, “laikliği darbe bahanesi” yapmayı da ortadan kaldıran
bir tarif bence bu.
Kimse, kimseye karışmayacak.
Devlet hiçbirine karışmayacak.
Devlet, birinin birine karışmasına engel olacak yalnızca.
Ayrıca “şiddet” içermediği sürece, her fikri söyleme hakkına sahip olacak
insanlar.
Çünkü ülkenin ve dünyanın sahibi onlar.
Kendi gelecekleri için en doğru fikrin ne olduğuna inanıyorlarsa onu açıklama
hakkına sahipler.
Hiç kimseyi fikirlerinden dolayı cezalandıramazsınız.
Bilmiyorum, “301. Madde’nin değiştirilmesine” karşı çıkan “sosyal demokrat” CHP,
bu ölçüyü kavrayabildi mi?
Avrupa bize şunu söylüyor:
Fikirlerden korkmayın...
İnançlardan korkmayın...
İnsanlarınızdan korkmayın...
Şiddetten, hukuksuzluktan, yasaklardan ve baskılardan korkun.
Bütün bu kuralların, Türkiye’de darbe isteyenlerden başka kime ne zararı var,
doğrusu ben pek anlayamıyorum.
Ben, bu ülkedeki insanların tümünün, Türküyle, Kürdüyle, dindarıyla, dinsiziyle,
Sünnisiyle, Alevisiyle, Avrupa’daki insanlar gibi özgür ve mutlu yaşamasını
istiyorum.
Devletin değil, insanın kutsal olduğuna inanıyorum.
Bir ülkenin huzurunu fikirlerin değil ancak silahın ve şiddetin bozduğunu
düşünüyorum.
Devlet içinde çeteler kurulmasından korkmuyoruz ama insanların özgürce konuşup
bir şeylere inanmasından korkuyoruz.
Sizce bu korkma biçiminde bir tuhaflık yok mu?
Biz, insanız.
Dünyadaki bütün insanların sahip olduğu haklara sahip olmalıyız.
Bize, “Siz Türkiye’de yaşıyorsunuz, insanlığınızdan vazgeçin” diyorlar.
Vazgeçecek misiniz?
Devletin ve devlet medyasının sizi “insan” olarak değil, ezilmeyi hak eden bir
“parya” olarak görmesini kabullenecek misiniz?
Sizi böyle kandırmalarına rıza gösterecek misiniz?
Avrupa Birliği’ne üye olmak demek, kandırılmamak, parya yerine konmamak,
“ülkenin efendisi” olmak demek.
Gelip bize bunu söylüyorlar.
“Siz insansınız” diyorlar.
Buna bir itirazınız mı var gerçekten?
Taraf/ 11.04.2008