Avni Özgürel: Bir asır sonra aynı tartışma
Tarih: 06.04.2008 Saat: 19:03
Konu: Tarih Üzerine


İttihad Terakki mağdur ettiği alaylı askerlerin protestosunu kendine gerekçe yaptı. 2. Abdülhamid çatışmaya sebebiyet verilmemesi için 1. Ordu Kumandanı'na direnmeyeceğine dair yemin ettirdi

Günümüzde AKP hakkında açılan kapatma davasıyla yeniden başlayan laiklik tartışmaları ve endişesi cumhuriyetle başlamış değil, mazisi hayli eski. Osmanlı döneminde mesele laiklik olarak değil gericilik ya da irtica diye gündemdeydi. Kadızadeler hareketi diye bilinen fıkhi tartışmanın sebep olduğu 'Softa Ayaklanması'nın İstanbul'u ve sarayı az uğraştırmadığı bilinir.



Ama şüphe yok ki 'irtica' denildiğinde akla ilk gelen 31 Mart Vak'ası.. Miladi takvime göre de 14 Nisan hadisesi..
Selanik'te dernek olarak kurulup bir dizi zaaf içinde sürüklenen İstanbul'u uzaktan kontrol edecek gücü kazanan İttihad Terakki Cemiyeti'nin
fedailerinden İsmail Mahir Paşa'nın 6 Nisan'da kendilerine muhalif gazetecilerden Hasan Fehmi Bey'i öldürtmesiyle başladı hadiseler.. Ardından gazeteci Ahmed Samim'in katledilmesiyle tırmandı gerginlik. Ve nihayet ordu içinde harbiye mezunu subaylarla alaylı tabir edilen asker ocağında yetişip rütbe almış subaylar çekişmesi sürerken İttihadçıların alaylıları askeriyeden uzaklaştırma kararıyla fitil ateşlendi..

Doğrusu basında yansıyan 'yangın' havası da olayların büyümesini sağladı.
İttihad Terakki yanlısı gazetelerle saray yanlısı basının kalem kavgasının teması 'iç savaş'tı.
Bu ortamda 3. Ordu'nun Selanik'teki tümenlerinde 'Nigehban-ı Hürriyet' ya da 'Muhafız-ı Meşrutiyet' taburları oluşturuldu ve bunlar Taksim'deki Topçu Kışlası'nda görevli askerlerin uzun zamanadır haklarını alamamadıkları için kalkıştıkları protestosu gösterisi sırasında 'Adalet İsteriz' manasında 'Şeriat İsteriz' sloganıyla bağrışmalarını 'ayaklanma' olarak değerlendirip 'Hareket Ordusu' adı altında İstanbul'a sevk edildi. Başlarında subay bulunmayan, başçavuş ve çavuşların komuta ettiği Topçu Kışlası askerleri Ayasofya ve Sultanahmet Camii çevresinde toplanmışlar, halktan hamallar, seyyar satıcılar, işsiz güçsüz pek çok kişi de onlara katılmıştı. Haklarını alamamalarının sorumlusu olarak gördükleri sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa'yla, Meclis-i Mebusan Reisi Ahmet Rıza bey'in azlini istiyorlardı. Ancak olaylar öyle gelişti ki kalabalık o an oradan geçmekte olan Adliye Nazırı Nazım Paşa'yı Ahmet Rıza Bey zannederek öldürdü. Aynı şekilde milletvekili Arslan Bey de İttihadçı gazetecilerden Hüseyin Cahid (Yalçın) zannıyla kurşunlara hedef oldu.

Bu sırada 2. Abdülhamid'in olayları sona erdirmek için yaptığı girişimlerden sonuç alamadığını da kaydetmek lazım. Padişahın 2. Tümen Komutanı'nı Yıldız Sarayı'na çağırıp çatışmalara müdahale etmesi için emir verdiğinde 'Ordu kumandanından emir almadan harekete geçemeyeceğini' söylediği bilinir. Sonradan bu tereddütlü tavrından dolayı pişman olduğunu söylemiş olsa da içinde bulunulan durumda ittihadçı kadroyla birlikte hareket eden Mahmud Muhtar Paşa'nın bu yönde emir vermeyi reddettiğini ekleyeyim.

Said-i Nursi yatıştıramadı

Bu sırada olaylar devam ediyordu. Ve İttihatçı şımarıklığından şikâyetçi dindar kalabalıkların katılmasıyla hadise büyüme istidadındaydı. Said-i Nursi gibi bazı din adamlarının durumun bir tuzak olduğunu söyleyerek ortalığı yatıştırma çabaları sonuç vermeyince İttihadçılar İstanbul'a el koyma zamanının geldiğine hükmederek Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu'nu başkente girmeye zorladılar. İstanbul'daki kıtalarda görevli komutanlar olayın vahim bir noktaya gitmekte olduğunu ancak o zaman gördüler. Ama iş işten geçmişti.. 1. Ordu Kumandanı Nazım Paşa duruma müdahale edeceğini söylemek için Yıldız Sarayı'na gittiğinde
2. Abdülhamid'ten 'Şu ana kadar yapılamayan şeyler için artık vakit çok geç. Müslümanın Müslümanı kırmasına izin veremem..' cevabını aldı. Daha ötesi padişah Hareket Ordusu'na silahla karşı koymayacağı konusunda Nazım Paşa'ya yemin ettirerek söz aldı.

Sonuç malum. 25 Nisan'da Hareket Ordusu işgal gücü gibi İstanbul'a girdi. Ünlü Yıldız Sarayı yağması gerçekleşti, 27 Nisan 1909'da Meclis-i Umumi silahların gölgesinde toplanıp 31 Mart Vak'ası'nı tertip etmek suçlamasıyla 2. Abdülhamid'i hal kararı aldı. Ardından sıkıyönetim ilan edildi ve bir dizi idam kararının çıktığı ünlü 'Divan-ı Harb-i Örfi' kuruldu.

Demokrasi müzesinin yeri

Demokrasi mücadelemizin yansıyacağı bir müze ve belgeliğin kurulması gereğini uzun süredir yazıyorum. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın benimsediği bir proje bu. Ziverbey Köşkü demiştik olmadı. Mabeynci Ziverbey'e ait olup 12 Mart döneminde emniyet güçlerince kullanılan ünlü sorgu ve işkence mekanı şimdi özel mülk ve içinden kebap kokuları yükseliyor.
Ancak ümitsiz olmamak lazım. Sirkeci'de şimdi adliye binası olarak kullanılan Sansaryan Han ya da eskiden Bab-ı Seraskeri binası olup Bekirağa Bölüğü diye isimlendirilen bölümü hapishane olarak kullanılan, halen İstanbul Üniversitesi'nin mülkiyetindeki Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin faaliyet gösterdiği bina da düşünülebilir..
Sansaryan Han'ın nasıl bir yer olduğunu kavramak için herhalde Reha Oğuz Türkkan'ın anlatımı kâfi: 'İstanbul'a nakledildiğimizde, Emniyet'in Sansaryan Han'ın en üst katındaki hücrelere kapatıldık. İşkenceler orada uygulandı. 'Mutena Oda' adı verilen, iki metre yükseklikte, 50 cm eninde ve tepesine Nazi Almanyası'ndan alınma özel yapılmış şiddetli acı veren ampuller yerleştirilmişti. Yukarıdan kelepçelerle asılı duruyorduk. Butün bunlar Sansaryan Han'ın sekizinci katında oluyordu. (...) Sansaryan'ın
en alt kattaki mahzenlerinde de hücreler vardı. Sırf beton, lağımla ıslak, akrepli yerlerdi. Ne yatak vardı, ne oturacak bir şey..."
Sansaryan'da uygulanan işkence yöntemleri ve tutuklulara eziyeti iş edinmiş 'Parmaksız Hamdi'ye ilişkin hatıradan bol bir şey yok..
Bekirağa Bölüğü'ne gelince adı imparatorluğun son yıllarında ölçüsüz şiddet ve saldığı korkuyla hatırlanan hapishane komutanı Bekir Ağa'nın adıyla anılsa da 'Tırnakçı' lakabıyla bilinen ünlü işkenceci Salim Bey'in dehşet tüneliydi orası.
Özetle mekan bulunur. Tarihi yarımadayı yeniden yapılandırma
niyeti ciddiyse orada Sirkeci'de, Sultanahmet'te adliyenin bulunması
hata zaten. Ayrıca herhalde Günay'ın girişimde bulunması halinde İÜ de Demokrasi Müze ve Belgeliği'ne yer açar.

Sinan'a saygı...

Osmanlı İmparatorluğu çağlar ötesine sadece güçlü/güçsüz/ padişahlar ya da büyük kumandanlarla değil sanatçılarla taşındı.. Yunus'lar, Fuzuli'ler, Şeyh Galip'ler, Baki'ler, Levni'ler...
Mücevher kıymetindeki bu isimler arasında kuşkusuz Mimar Sinan'ın yeri çok özel. Sinan, Türk/İslam kültürünün anıt isimlerinden biri. Süleymaniye, Selimiye, Mağlova Kemeri gibi onlarca göz alıcı yapıda imzası bulunan Sinan estetik anlayışı yanında mühendislik çözümlemeleri bakımdan da yapı tarihinde kendisinden önce de kendisinden sonra da eşine raslanmayan büyük bir usta.
Ne yazık ki biz Sinan'ı çağdaşı iki büyük İtalyan sanatçı Leonardo Da Vinci ve Michelangelo Buonarroti kadar dünyaya tanıtmakta başarılı olamadık.. Sinan'ın inşa ettiği ve uzunluğu 50 kilometreyi bulan İstanbul su kanalı projesi büyüklük, önem ve milimetrik hassasiyette mühendislik tekniği bakımından günümüzün ölçüleriyle herhalde ancak Ay'a insan gönderme projesiyle kıyaslanabilir..

Geçtiğimiz yıl Vakıflar genel Müdürlüğü ve Vakıflar Bankası'nın desteğiyle History Channel için Grand Sinan adlı bir belgeseli yapmıştım. İlgilenenler bu akşam 2. bölümünü seyredebilir. Ayrıca Çekül Vakfı, Multi Turkmall şirketinin sponsonluğunda 'Sinan'a Saygı' projesini başlattı. Fotoğraf yarışması, Sinan Envanteri, Sinan Kitaplığı, Sinan Gezi Haritaları, Sinan Eserleri Eskiz Yarışması ve Ağırnas'ta Sinan Evi çevresinde bir dizi etkinliği kapsıyor proje. Geçtiğimiz hafta 210 sanatçının 419 eserle katıldığı Sinan eserleri fotoğraf yarışması sonuçlandı. Uygar Korça'nın Selimiye'yi resmettiği 'Ustanın Mührü' adlı fotoğrafının birinci seçildiği sergi Ayasofya'da.. Çekül Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Metin Sözen hocaya ve destekleriyle projenin gerçekleşmesini sağlayan Multi Turkmall'a teşekkür borcumuz var.




Radikal
06/04/2008







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=5156