AKP karşıtları yenilmiş bir siyasi programı yürütmek için kusurlu bir araç
kullansa da, Türk sistemi söz konusu ihtilafı sivil yollarla çözme kapasitesine
sahip. Ortadoğu liderleri bu tür bir sisteme sahip olmadıkları için utanmalı
Pazartesi günü Anayasa Mahkemesi'nin iktidar partisi AKP'nin kapatılması
talebiyle açılan davayı görüşme kararı alması, bir dizi sorunlu meseleyi de
açığa vuruyor. Sözgelimi Yargıtay başsavcısı, ülkedeki önde gelen yazarların ve
aydınların hapse atılmasına yol açan mantığın aynısını ve benzer hukuki
taktikleri kullanıyor. Yanı sıra, bütün bu davanın, iktidar partisine iki kez
teveccüh gösteren Türk halkının iradesini engellemek yönünde küstah bir çabayı
ifade ettiğine dair güçlü bir sav da söz konusu.
Bu ve başka sorunlara rağmen, ihtilafın silahlar yerine mahkemeler üzerinden
yaşanması olgusu, hem Türkiye'nin demokratik bir toplum olarak olgunluğunu hem
de mevcut hükümetin ılımlılaştırıcı bir güç olarak telkin edici konumunu ortaya
koyuyor. Dava (Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de dahil)
AKP üyelerini radikal İslamcı bir çete olarak tarif etmeye çalışıyor, fakat bu
insanların iş başındayken sergiledikleri performans çok farklı bir nitelik
taşıyor. Başka bir Ortadoğu ülkesinde iktidar partisini kapatma girişimi,
acımasız bir tepki göstermek yönünde çok iyi bir fırsat teşkil ederdi. Davayı
açanlar hapsedilir, saldırıya uğrar, 'kaybolur' veya en basitinden vurulurdu.
Aslına bakılırsa, AKP'nin iktidara geldiği 2002'den önce benzer bir durum
Türkiye'de de yaşanabilirdi.
Demokrasi ve hukukun üstünlüğü dünyanın hiçbir köşesinde ilk başta yaşanan (ve
bazen çok da uzun süren) bazı fikir ayrılıkları olmaksızın kökleşmemiştir.
Sözgelimi ABD'nin köleliği kaldırması neredeyse bir asır aldı ve bugün bile
ülkede ırk ayrımından kaynaklı sorunlar yaşanmakta. Ortadoğu'da demokrasiyi
yerleştirmek yönündeki çabalar bilhassa büyük engellerle yüz yüze ve buna hem
Türkler hem Arapların paylaştığı Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma sorunlar
da dahil.
Batı sömürgeciliği ve emperyalizmin de bölgede bıraktığı olumsuz izler var ve
bunların bazıları Fas'tan İran'a kadar reform yanlılarının çabalarına hâlâ
köstek oluyor.
AKP son derece sabırlı davranıyor
Bu faktörlerin ışığında, AKP (ki üyelerinin birçoğu, ordunun kansız bir
darbe denebilecek müdahalesiyle devrilen İslamcı partiden geliyor) kendisine
baskı yapanlara karşı hatırı sayılır bir sabırla davrandı. Partinin devletin
insan haklarına saygı göstermesi ve yolsuzlukla mücadele konularında kaydettiği
ilerleme göz önüne alındığında bu hiç de şaşırtıcı değil. Bununla birlikte bu
durum, bölgedeki diğer rejimleri (ki muhalefet partilerine zifiri yasaklar
dayatmak, muhalefeti sessizliğe mahkûm etmek, adaylarını tutuklamak veya
engellemek, seçmenleri terörize etmek, temsiliyetle zerre alakası olmayan seçim
yasaları uygulamak ve seçim sandıklarında hile yapmak konularında bazılarının
eline kimse su dökemez) son derece utandırmalı.
AKP karşıtlarının yenilmiş bir siyasi programı yürütmek için kusurlu bir hukuki
araç kullandığı söylenebilir elbette, fakat bu Türk sisteminin söz konusu
ihtilafı sivil yollardan çözme kapasitesine sahip olduğu gerçeğini değiştirmez.
Bir ülkenin demokrasi düzeyini belirleyen şey sadece yönetilenlerin rızasından
ibaret değildir. Rejimin kendisini hukukun üstünlüğüne bağlı kılmaya istekli
olması da gerekir. Türkiye'nin mevcut hükümeti bu iki unsura da bağlı olduğunu
kanıtladı, ki bu dünyanın bu köşesinde son derece nadir gördüğümüz bir tavır.
(Lübnan'da ingilizce yayımlanan gazete, başyazı, 1 Nisan 2008)
Radikal
03/04/2008