TERCİH BATI BLOĞU
II. Dünya Savaşı’nın ertesinde, İngiltere, Rusya ve ABD sadece ‘1 Mart 1945’ten
önce ortak düşmana savaş ilan etmiş olan’ milletlerin, 25 Nisan 1945-26 Haziran
1945 tarihleri arasında San Francisco’da yapılacak konferansa katılmalarına
karar vermişlerdi. Bu konferans Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın kuruluş
toplantısıydı. CHP iktidarı, alelacele Almanya’ya savaş ilan etti ve San
Fransisco masasındaki yerini garantiye aldı.
Bu tercihin ardında, kronikleşen
ekonomik sorunları aşmak için yabancı kaynağa ihtiyaç duyulması, Sovyetler
Birliği’nin Türkiye ile ilgili heveslerine set çekmek, Batı bloğunun desteği ile
Ortadoğu’da yeniden var olmak gibi bir dizi neden yatıyordu.
ÇOK PARTİ, ÇOK KAPATMA
Batı Bloğu’na girmenin bedeli olan ‘Çok Partili’ dönemin ilk beş yılında tam 27
siyasi partinin kurulması, içteki hevesi de gösterir.1951’den bugüne kadar ise
170 kadar parti kuruldu. Bunların büyük bölümü, örgütsel ve mali sorunlar
yüzünden, bir kısmı gizli ya da açık baskılar sonucu kapandı. 1953’te Millet
Partisi, 1960’ta Demokrat Parti mahkeme kararları ile kapatılırken, 1963’te
kurulan Anayasa Mahkemesi’nce 26; 1980 darbesinden sonra faaliyetteki bütün
partiler; 1983’te MGK kararıyla iki parti kapatıldı. Böylece aslında gerçek
demokrasi değil ‘vesayeti demokrasi’ içinde yaşadığımızı öğrendik.
‘Çok Partili’ dönemin ilk ‘muhalif’ partisi, çoğu kişinin sandığı gibi Demokrat
Parti (DP) değil, Milli Kalkınma Partisi’dir (MKP). Pan Turancı ‘milli işadamı’
Nuri Demirağ’ın bir parti kuracağına dair haberler, ilk olarak 8 Temmuz 1945
tarihli gazetelerde çıkmıştı. Demirağ ayrı bir yazı konusu olacak kadar ilginç
bir şahsiyettir.
Örneğin ‘Türkiye’de sigara kâğıdına ilk yatırım yapan adam’, ‘Türkiye’nin ilk
demiryolu müteahhidi’, ‘Türkiye’nin ilk sivil havacısı’, ‘Türkiye’de ilk uçak
fabrikasını kuran adam’, ‘Türkiye’nin ilk milyoneri’, Nuri Demirağ’ı nitelemek
için kullanılan unvanlardan sadece birkaçıydı. Soyadını da, başarılı demiryolu
inşaatlarından etkilenen Mustafa Kemal vermişti. Particiliğe, bir uçağı düştüğü
için Türk Hava Kurumu’nun uçaklarını satın almaktan vazgeçmesi üzerine işleri
kötü gitmeye başlayınca girmişti.
HEM DEVLETÇİ, HEM LİBERAL
18 Temmuz 1945 tarihli kuruluş dilekçesinde Nuri Demirağ’dan başka İstanbul 5.
Noteri Hüseyin Avni Ulaş ve Cevat Rıfat Atilhan’ın imzaları bulunmaktaydı.
1920-1923 yılları arasında faaliyet gösteren Birinci Meclis’in muhalif kanadını
oluşturan İkinci Grup’un lideri olan liberal eğilimli Hüseyin Avni Ulaş yeni
partide ‘umumi kâtip’ti. Cevat Rıfat Atilhan ise ‘kafatasçı’ düşünceleri ile
tanınan emekli bir subay ve ‘muharrir’ idi.
Kendini ‘minare gibi bir adam’ diye tanımlayan Demirağ, partisinin çizgisini
‘cemiyetçi liberalizm’ olarak tanımlanmıştı ama CHP’ye muhalif olup olmayacağını
soran gazetecilere ‘hayır, katiyen’ diyerek particilikten ne anladığını
göstermişti. Partinin açılış töreninde kürsüye çıkan Hüseyin Avni Bey ise
konuşmasında “25 senedir muhalifim, ama haksızlığa, gaddarlığa, istibdada
muhalifim” demiş, sözlerini yeni partinin Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın (TpCF)
yolundan yürüyeceğini fakat yapılan hatalardan ders aldıklarını belirterek
bitirmişti. Ancak, bu sözler onun siyasi hayatının sonunu getirecekti. İddialara
göre, Nuri Bey, partisinin Kemalist rejim tarafından ‘aforoz’ edilen TpCF ile
ilişkilendirilmesinin önünü kesmesinden korkmuş ve Hüseyin Avni Bey’i uyarmıştı.
O da istifasını vermişti.
KUZULU PARTİ
Demirağ’ın Üsküdar sırtlarındaki yalısında gazetecilere verdiği kuzu çevirme
şölenlerinden dolayı adı ‘kuzu partisi’, ‘kuzulu parti’ ye çıkan MKP, 1946
seçimlerinde varlık gösteremedi. Nuri Demirağ bunu, partisine devlet yardımı
yapılmamasına, özel radyo ve matbaa kurma taleplerinin reddedilmesine
bağlamıştı. Ancak MKP’nin, hem kadim CHP ile hem de CHP’den kopan Celal Bayar,
Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü tarafından 7 Ocak 1946’da kurulan
Demokrat Parti (DP) ile yarışması çok zordu. Partisi 1950 seçimlerinde de
başarısız olunca, Nuri Demirağ parti başkanlığından ayrıldı ve DP’ye girdi.
1954’te DP’den Sivas Milletvekili seçildi ancak 1957’de hayata gözlerini yumdu.
Başıboş kalan partisi ise 1958’de İçişleri Bakanlığı’nca ‘münfesih’ sayıldı.
ORDUNUN TUTUMU
‘Çok Partili’ döneme geçişte İsmet İnönü’nün kararlı tutumuna işaret eden bir
anıyla bu bölümü bitirelim. Dönemin CHP Genel Sekreteri Orhan Birgit, DP’nin
ezici bir seçim zaferi kazandığı 14 Mayıs 1950 gecesini şöyle anlatıyor:
“Gecenin ilerlemiş bir saatiydi. 1. Ordu Komutanı Org. Noyan’ın parti müfettişi
Sadi Irmak’ı aradığını söyledi. Orgeneral Noyan, Irmak’ın eğer Cumhurbaşkanı
Hazretleri yeşil ışık yakarsa, seçimlere komünistlerin hile karıştırdığı
varsayımıyla müdahale edebileceklerini ve Milli Şef’in emirlerini beklediklerini
söyledi. ... [İsmet] Paşanın mesajı şöyleydi: ‘Milli irade nasıl tecelli
etmişse, buna başta kendisi olmak üzere bütün devlet birimlerinin saygı
göstermesi gerektiğinin bir defa daha bilinmesini istiyorum.” (Aktaran: Mehmet
Ali Birand, Can Dündar, Bülent Çaplı, Demirkırat, Bir Demokrasinin Doğuşu, Doğan
Kitapçılık, 1999, s.57)
Anlaşılan ordumuz geleneksel refleksi son anda önlenmişti.
Ancak, çok değil 10 yıl sonra, DP kapatılacak, üstelik liderleri darağacına
gönderilecekti. İsmet İnönü ise, Menderes ve arkadaşlarını ipten kurtarmamakla
suçlanacaktı.
İşçilerin ve aydınların partisi: TİP
‘İşçilerin de partisi olsun dedik, çünkü bütün partiler patronların.” Bu sözler,
13 Şubat 1961’de İstanbul Valiliği’ne verdikleri bildirimle Türkiye İşçi
Partisi’ni (TİP) kurduklarını açıklayan 12 sendikacıya ait. 1962’de kurucular,
Mehmet Ali Aybar, Sadun Aren, Behice Boran, Adnan Cemgil gibi aydınları partiye
davet ettiklerinde Türkiye siyasi tarihinde yeni bir sayfa açılmıştı.
TİP’in kurulduğu dönemde, demokratik nitelikli 1961 Anayasası’na rağmen,
Türkiye’de, hâlâ devletin ve rejimin çıkarlarını ön planda tutan, bireyin ve
toplumun haklarını önemsemeyen bir siyasal yapı egemendi. Rejim ve onun
yönlendirdiği halk kitleleri sosyalizme ve sosyalist sisteme karşı düşmanca bir
tutum içindeydi. Ülkede düşünce ve örgütlenme özgürlüğü çok sınırlıydı. Her
türlü demokratik hak talebi komünistlik ya da bölücülük sayılmaktaydı. Dış
koşullar da kötüydü. Dünya karşıt iki kampa bölünmüştü. Türkiye, NATO üyesi
olarak Batı Bloğu’na angaje olmuş ve bu kampın başını çeken ABD’nin sosyalist
bloğa karşı yürüttüğü mücadeleyle uyumlu şekilde, komünizm karşıtlığını her
türlü sola karşı bir düşmanlık politikası biçiminde sürdürmekteydi. Kısacası
TİP’in işi zordu. Yine de, 1961 seçimlerine örgütlenmesini tamamlamadığı için
katılamayan parti, 1963 yerel seçimlerinde 9 ilde, 20 bini İstanbul’dan olmak
üzere 35 bini aşkın oy almayı başardı. Ancak, 1964 Senato Yenileme Seçimleri’ne
YSK kararıyla katılamadı. Diğer partilere yapılan hazine yardımı da TİP’e
yapılmadı.
ENGELLERE RAĞMEN
TİP, 1965 seçim kampanyaları sırasında Adalet Partisi (AP) ve Komünizmle
Mücadele Derneği mensupları tarafından ağır saldırılara uğradı. 4 temmuz günü
Bursa’daki TİP toplantısında parti üyesi Adnan Cemgil yaralı olarak sokaklarda
sürüklenmiş, canını zor kurtarmıştı. Aslında bunda şaşılacak şey yoktu, çünkü
Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Komünizmle Mücadele Derneği’nin fahri başkanlığını
üstlendiği günlerdeydik. Olayı Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulu’na taşıyan Suphi
Karaman şöyle demişti: “31 Mart irtica olaylarından beri Bursa sokakları böyle
bir vahşet yaşamadı. Hükümetin kılı bile kıpırdamadı. Yoksa hükümet Selanik’ten
bir Hareket Ordusu’nun gelmesini mi bekliyor?”
Bütün bu baskılara rağmen TİP, 1965 genel seçimlerinde, ‘milli bakiye’
sisteminin de yardımıyla, 54 ilde, 370 bin oyla 15 milletvekili çıkararak bir
grup kurmayı başardı. 1966 seçimlerinde buna bir de senatör eklendi. Mehmet Ali
Aybar, Rıza Kuas, Muzaffer Karan, Tarık Ziya Ekinci, Sadun Aren, Yahya Kanbolat,
Cemal Hakkı Selek, Adil Kurtel, Behice Boran, Yunus Koçak, Şaban Erik, Yusuf
Ziya Bahadınlı, Ali Karcı, Kemal Nebioğlu, Fatma Hikmet İşmen ve Çetin Altan’dan
oluşan grubun Meclis’te yaptığı etkili muhalefet, siyasi tarihimizde ‘TİP
muhalefeti’ olarak geçecekti. TİP, 1967-1968’de 10 sözlü, 47 yazılı soru
önergesi ile hükümeti sıkıştırdı, Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla tam 42 dava
açtı.
ÇETİN ALTAN’A SALDIRI
TİP milletvekillerinin Meclis’teki konuşmaları AP’liler tarafından laf atmalar,
küfürlerle kesiliyordu. Bu saldırıların en ünlüsü 10 Şubat 1968 gece yarısı
02.00’de kürsüde konuşan TİP milletvekili Çetin Altan’a İçişleri Bakanı Faruk
Sükan’ın laf atmasıyla başladı. Altan yanıt verince AP’li milletvekilleri
kürsüye saldırdılar, çıkan olaylarda Kemal Nebioğlu, Sadun Aren ve Yunus Koçak
yaralandı. Çetin Altan’ın bir gözü bir daha iyileşmemek üzere zarar gördü.
Ancak TİP en çok kendi iç çatışmalarından zarar gördü. Parti yönetiminin
bürokratikleşmesi, şehirli elitlerle Anadolulu partililer arasındaki mesafe de
partiyi zayıflatmıştı ama esas tartışma 1968’de Sovyetler Birliği’nin
Çekoslovakya’yı işgali üzerine yaşandı. Mehmet Ali Aybar işgali destekleyen
Behice Boran ve arkadaşlarına tepki göstererek 1969’da genel başkanlıktan istifa
etti. 1969 seçimleri, TİP’in önünü kesmek için Seçim Kanunu’nda yapılan
değişiklikler yüzünden başarısızlıkla sonuçlanıp parti ancak iki milletvekilliği
(Mehmet Ali Aybar ve Rıza Kuas) kazanınca aydınlar partiden uzaklaşmaya
başladılar.
VE MALUM BAHANE
Partinin sonunu ise ‘Kürt Meselesi’ getirdi. Partinin içinde başından beri Naci
Kutlay, Tarık Ziya Ekinci, Kemal Burkay, Canip Yıldırım, Mehdi Zana gibi
isimlerin oluşturduğu bir ‘Doğulular’ grubu vardı. TİP literatüründeki adıyla
‘Doğu Meselesi‘ Türkiye’nin gündemine ilk kez genel başkan Mehmet Ali Aybar’ın,
1963’te Gaziantep’te yapılan Genel Yönetim Kurulu’ndaki açış konuşması ile
getirilmişti. 1966’da Malatya Kongresi’nde Doğu Meselesi parti kararlarına
girdi. Bu sorunu kamuoyuna mal etmek için ağırlıklı olarak 1967’de çeşitli il ve
ilçelerde ‘Doğu Mitingleri’ düzenlendi.
1970 tarihli 4. Büyük Kongre’de Kürt meselesine ilişkin alınan karar, 1971
muhtırasından sonra, partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasına gerekçe
yapıldı. Kapatma kararından sonra TİP liderleri 15 yıla kadar değişen hapis
cezalarına çarptırıldılar. Mahkûmlardan bir kısmı 1974 affıyla serbest kaldı.
1975 yılında Behice Boran partiyi yeniden canlandırmaya çalıştı ancak başarılı
olamadı.
Ama 1 Mayıs 1979 kutlamaları İstanbul’da yasaklandığında buna karşı duran tek
grup TİP’lilerdi. Bu meydan okumanın cezası da sıkı bir meydan dayağı olmuştu.
12 Eylül 1980 darbesiyle TİP ikinci kez kapatıldı. TİP’in kadrolarının önemli
bir kısmı bugün Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖDP) içinde ama o ‘altın günlere’
dönmek çok uzak bir hayal gibi görünüyor.
‘Milli Görüş’ sahneye çıkıyor
Osman Yüksel Serdengeçti’nin Cebeci’deki evinde toplanan bir grup, Cumhuriyet’le
birlikte yeraltına itilmiş olan İslamcı hareketin siyasal hayata girmesinin
yollarını tartışmıştı. Önce hepsi de Türk-İslam sentezcisi olan Yeni Türkiye
Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Millet Partisi’nin
birleştirilmesini planlamışlar, ancak Millet Partisi’nin buna olumlu
yaklaşmaması üzerine yeni bir parti kurmaya karar vermişlerdi. Hareketin fikir
babasının Nakşibendî Şeyhi Mehmet Zait Kotku olduğu söylendi. Parti’nin genel
başkanlığına 1969’da Konya’dan bağımsız milletvekili seçilen makine mühendisi
Necmettin Erbakan getirilmişti. Erbakan’ın kamuoyunun dikkatini çekmesi,
‘Anadolu burjuvazisi’ni örgütlemek için kullandığı TOBB Başkanlığı’ndan ‘tekelci
burjuvazi’ tarafından indirildiğinde, kendisini odasına iki gün kilitlemesiyle
olmuştu.
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “İyi olmuş parti kurdukları, bakalım elli sene
sonra oranları kaça düşmüş öğreniriz” demişti. Adalet Partisinden istifa eden
Hüsamettin Akmumcu ve Hüseyin Abbas’ın partiye katılımıyla TBMM’de üç sandalyeye
sahip olunca, İnönü Malatya’da tekrar konuştu: “Bir mühendis efendi çıkmış, İmam
Gazali’yi ve İmam Rabbani’yi okutacağız diyerek, iktidara geleceğini ümid
ediyormuş. Böyle şey olmaz.”
MİLLİ NİZAM MARŞI
Partinin amblemi ‘şahadet parmağı havada sağ el’di. Bir de parti marşı vardı:
“Hür Dünya’nın göbeğine/Milli Nizam yazacağız/Kuşların göz bebeğine/Milli Nizam
yazacağız/Yola, ağaca, pınara/Esen yele yağan kara /Yağmur yüklü bulutlara/Milli
Nizam yazacağız/Koç burcuna, yay burcuna /Bebeklerin avucuna/Minarelerin
ucuna/Milli Nizam Yazacağız/Herkes duyacak, bilecek/Gizlenmez gayri bu
gerçek/Yaprak yaprak, çiçek çiçek/Milli Nizam yazacağız.”
Necip Fazıl Kısakürek ve Eşref Edip gibi İslam entelektüellerinin sahneye
çıktığı Ankara Büyük Sinema’da 8 Şubat 1970 günü yapılan kuruluş toplantısında,
Necmettin Erbakan “Biraz önce sizlere Milli Nizam Partisi kurucuları takdim
olundu. Ama sizden niçin saklayalım, niçin partimizin hakiki kurucularını bu ilk
açılış gününde zikretmeyelim?” demiş ve devam etmişti: “Açıkça ilan ediyorum ki,
bizim partimizin kurucuları Sultan Fatih Hazretleri, Sultan Yıldırım Hazretleri,
Sultan Murat, Sultan Melik Şah, Ulubatlı Hasan, Orhan Gazi, Nizam-ül Mülk,
Akşemseddin, Sultan Yavuz, Kılıçarslan, Alparslan, Gelenbevî hazretleri, Sultan
Hamid’tir.”
YARGI İŞBAŞINDA
Erbakan Hoca, 23 Mayıs 1970 günü Karabük ilçesinde, Site Sinema’sında ‘Esselâmun
aleykum’ diye başladığı konuşmasını “150 yıl önce Selanik’te kurulmuş Hareket
Ordusu’ndaki subaylar kandırılmış ve Sultan Abdülhamit Han tahttan
indirilmiştir. MNP milletin iman davasını kendisine şiar edinmiştir. Türkiye’de
bugün üç yol var; Birinci yol; Solculuk, sonu komünizmin yolu, bu yolda CHP var.
İkinci yol; Kozmopolit masonluk yolu. Bu yolda AP levhası var. Üçüncü yol; MNP
yolu. Bu yol sağı temsil eden; Hak Yolu, İman Yolu” diye sürdürmüş, konuşmasını
tekbir getirerek dinleyen partilileri 1973 seçimlerinden sonra Ayasofya
Camii’nde namaz kılmağa davet etmişti.
4-9 Temmuz 1970 tarihinde Tekirdağ Çankaya Kahvesi’nde iktidara geldikleri zaman
Ayasofya’yı müze halinden çıkartıp, cami haline sokarak ilk cuma namazını
topluca kılacaklarını söylemiş ve yanındakilerle Rüstem Paşa Camii’ne giderek,
akşam namazında imamlık görevi yapmıştı.
6-17 Eylül 1970 tarihinde Bafra’da Cumhuriyet Meydanı’nda kanuni mecburiyetle
parti adı altında toplandıklarını, Avrupa ve Avrupalılığın Batılılık, Avrupa’nın
taharet dahi bilmeyen hippiler olduğunu, 50 yıllık batıl devreden kurtulup 1000
yıllık hakka teslimiyet, devrine geçeceklerini ifade etmişti.
İRTİCA TEHDİDİ
Yukarıda bilgiler, 4 Nisan 1971’de MNP’nin 2820 Sayılı Siyasi Partiler
Kanunu’nun 92, 94, 97, 101’inci maddelerine aykırı faaliyetlerde bulunmak
suçuyla kapatılmasını isteyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın dilekçesinden
alınma. Anayasa Mahkemesi jet hızıyla karar verdi ve 20 Mayıs 1971’de partiyi
kapattı. MNP yöneticileri hakkında herhangi bir ceza davası açılmadı ama
Necmettin Erbakan, ‘sağlık nedenleri’ ile İsviçre’ye gitti ve 2,5 ay ortalığın
yatışmasını bekledi. Dönüşünün AP’nin iktidarını engellemek isteyen cuntacıların
davetiyle olduğu söylendi. Nitekim MNP’nin kadroları, benzer bir tüzükle, 11
Ekim 1972’de, Milli Selamet Partisi (MSP) adıyla yeni bir parti kurdular.
İdeolojisini ‘Milli Görüş’ olarak tarif eden MSP’nin genel başkanlığına MNP’nin
de kurucusu olan Süleyman Arif Emre getirilmişti. Kuruluş çalışmaları içinde yer
alan Erbakan, partiye resmen 1973’ün Mayıs ayında katıldı. 20 Ekim 1973’te genel
başkan olan Erbakan, 1974 Kıbrıs Harekâtı ile ‘Kıbrıs fatihi’ unvanını almayı
bile başardı! 12 Eylül 1980’e kadar, Türkiye’nin siyasal yaşamında etkin bir rol
oynayan MSP, cunta tarafından diğer partilerle birlikte kapatıldı. Gerçi,
Erbakan Hoca’nın 36 yıla kadar hapsi istenmişti ama 4,5 yıl süren MSP davası tüm
sanıkların beraatıyla sonuçlandı.
MATRUŞKA PARTİLER
21 Eylül 1983’de kurulan ve 1987’de genel başkanlığına yine Necmettin Erbakan’ın
getirildiği Refah Partisi (RP), 1987 seçimlerinde yüzde yedi olan oyunu, 1995’te
yüzde 21’e çıkardığında belki kimse ummamıştı ama 1997’de Erbakan başbakandı.
‘28 Şubat postmodern darbesi’ İslamcı muhalifeti yine sahneden aşağı itti.
1998’de partinin kapatılmasında gerekçe yine ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı’
olmaktı. Üstelik bu kez iş sağlam tutulmuş, beyan ve eylemleri ile partinin
kapatılmasına neden olan Necmettin Erbakan ve altı arkadaşına beş yıllık siyaset
yasağı konmuştu.
1997’de RP’nin kapatılma olasılığına karşı kurulan Fazilet Partisi (FP) ise 1999
seçimlerinde yüzde 15,4 oy almakla kalmayıp, ‘başörtülü’ Merve Kavakçı’yı
Meclis’e sokunca, Yargıtay Başsavcısı hemen harekete geçti. Yine laikliğe aykırı
eylemlerden dolayı 22 Haziran 2001’de FP kapatıldı. FP’nin kapatılması üzerine
‘Milli Görüş’ hareketi ikiye bölündü. Erbakan ve çevresinde yer alan
‘Gelenekçiler’, kapatılan FP’nin genel başkanı Recai Kutan’ın başkanlığında 20
Temmuz 2001’de Saadet Partisi’ni (SP) kurdular. İstanbul Büyükşehir eski
Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve çevresinde yer alan ‘Yenilikçiler’, 14
Ağustos 2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) kurdular.
Kurulu düzene ciddi eleştiri getirmek bir yana, düzenin bir parçası olmayı seçen
‘İslamcı retorik’ partilerine bile tahammül edemeyen rejimin, kurulu düzene
ciddi eleştiri yapan ilk ‘İslamcı parti’ AKP’ye nasıl davranacağını tahmin etmek
için müneccim olmaya gerek yok.
ÖZET KAYNAKÇA:
Cemil Koçak, Türkiye Tarihi, C. IV, Cem Yayınevi, İstanbul, 2000; Taner Timur,
Türkiye’de Çok Partili Hayata Geçiş, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994; Artun
Ünsal, Umuttan Yalnızlığa, Türkiye İşçi Partisi 1960-1971, Tarih Vakfı Yurt
Yayınları, 2002; Kemal Bağlum, Anıpolitik, Bilgi Yayınları, 1991; Mustafa
Müjdeci, “Dönemin Türk Basınına Göre Milli Kalkınma Partisi”, http://www.nuridemirag.com/basindamkp.doc.
Düzeltme ve Özür: Geçen haftaki yazının 99 Günlük ‘Güdümlü’ Muhalefet başlıklı
bölümünde, Meclis Başkanı, Kazım Karabekir değil, Kazım Özalp olacaktı.
Taraf
30/03/2008