Ergenekon'un korkusu ve gücü
Tarih: 30.03.2008 Saat: 01:16
Konu: Siyaset


Ergenekon çetesi ile ilgili haberlere bakılırsa, işin içine girmeyen kalmamış anlaşılan... Emekli askerler, gazeteciler, gazete holdingleri, öğretim elemanları, irili ufaklı parti örgütlenmeleri, dernekler...

Muhteşem bir korkunun orkestrasyonunu yapmak için oldukça ciddi ve örgütlü şekilde uğraşmışlar. Ve besledikleri bu korkuya dayanarak, oldukça etkili olabilecek bir güç odağı oluşturmuşlar. Ama bir tür 'cehennem senaryosu' kurgulamış olsalar da zavallı bir hal var bütün bu çabaların içinde... Zavalı, ama aynı zamanda komik ve saf bir çabalama...



Her şeyden önce dayandıkları mantık 'Soğuk Savaş' döneminden kalmaydı. Ergenekon'un o zamanki ataları olan 'Gladio' ya da 'Kontrgerilla' gibi örgütlenmeler 'zamanın havası'na uygun olarak, iki kutuplu dünyanın liberal-kapitalist yakasında tezgahlanan 'komünist düşman' inşasının parçalarıydılar. O zamanlar dünyada ve Türkiye'de bu örgütler inanılmaz vahşet senaryolarına imza attılar; örneğin İtalya'da Gladio'nun kontrolundaki faşistler, komünistlerin yükselmesini engellemek üzere tren garlarını bombalayıp onlarca kişiyi katlettiler ve silahlı mücadele yürüten Kızıl Tugaylar da şiddet sarmalını tamamlayan ve Gladio'nun kaos tezgahlarının parçası oldular. Türkiye'de de 1960'lı yılların sonundan itibaren, sol-sağ cuntaların, sol-sağ çatışmalarının tam göbeğinde yer aldı kapitalist dünyanın ABD ve NATO güdümlü bu gizli çete örgütlenmesi. 1977'de 1 Mayıs işçi bayramını, 1978'de Maraş'ı kana buladılar. Yerli sol ve sağ örgütler bu uluslararası çetenin bilerek veya bilmeyerek taşeronluğunu yaptılar.

Ama o zamanlar bu keskin kutuplaşmaların dayandığı bir dünya algısı vardı. Klasik modernleşme mantığına uygun olarak zaten dünya ikiye bölünmüştü ve tezgahlanacak her oyun bu en büyük ikili karşıtlığın içinde bir yere oturma şansına sahipti. Ve biz bu oyunun ayrıntılarına hiçbir zaman tam olarak vakıf olma imkanına sahip değildik. Çünkü o dönemin iletişim teknolojilerinin kısıtlılığına bağlı olarak, el yordamıyla yapılan analizler ve çıkarsamalar dışında, bu korkunç tezgahlara dair yeteri kadar bilgilenme imkanı yoktu.

Oysa, Soğuk Savaş sırasında ortaya çıkan Gladio ve benzeri örgütler 'işlevlerini' kaybetmiş olmalarına rağmen, bugün bunların türevleri benzer bir mantıkla, korkuya dayanarak 'düşman yaratma' ve güç devşirme tekniklerini kullanınca işin suyu çıktı...

Gerçi bu işin suyunun çıktığı ayan beyan görülünceye kadar ara aşamalardan da geçmedik değil. Tezgahlar aslında yakın zamana kadar devam etti. Mesela 28 Şubat'ta Batı Çalışma Grubu marifetiyle sergilenen, gazete haberlerine dayanan ve ancak aptallar için hazırlanan brifingler bir miktar işe yaradı. Soğuk savaş içinde toplumda ürettikleri travma ve korkularla kimliği inşa olan 'sağcı' kutup marifetiyle sahnelenen 'Kanlı Pazar' ve Maraş katliamlarının geriye bıraktığı bellek araçsallaştırılarak toplumun bir kesimini 'islamofobik' yapmayı becerdiler.

Ancak bugün “kaos çıkaracak eylemleri” tezgahlayanların beslenebilecekleri doğru dürüst ideolojik referansları bile yok. Soğuk Savaş sırasında iki kutupta da bizzat toplumsal kesimlerin ürettiği ideolojik kamptan faydalanmak, bu kampları sömürmek kolaydı. Ancak artık toplumsal hayatın karmaşıklığı bu türden kampları doğdukları anda geçersiz kılıyor. Bu yüzden Ergenekoncuların ve Ergenekoncu mantığı taşıyanların iddiaları, korku politikaları zavallı kalıyor.

Danıştay saldırıları, Danıştay'a saldıranların dile getirmeye çalıştıkları beceriksiz gerekçeler, “tehlikenin farkında mısınız?” sayıklamaları, geçmişten devşirmeye çalıştıkları “dinci tehlike ve korkusu” kendilerinden menkul 'çağdaşlıklarını' kat be kat aşan başörtülü kadınların yeni zaman modernlikleri karşısında boşluğa düşüyor. Liberal kapitalist bir yapının ve zenginleşmeye çalışan yeni toplumsal sınıfların partisi olan, bu nedenle Türkiye'deki diğer partilerden hiçbir farkı olmayan AKP'yi laiklik karşıtı, şeriatçı bir odak olarak göstermeye çalışmaları, AKP'yi devirecek darbeyi yapmak için kaos yaratma çabaları entelektüel, ideolojik olarak ve kültürel ve toplumsal sermaye bakımından ne kadar fakir olduklarını ve zaman dışı kaldıklarını gösteriyor.

Çünkü her ne kadar klasik modernliğin ikili karşıtlıklar vasıtasıyla ruhlarımızda bıraktığı tahribat hâlâ bir ölçüde mevcut olsa da, artık bu tür tezgahların kutup yaratma potansiyeli mümkün değil. Çünkü bilgilenme tarzımız artık farklılaştı ve çoğullaştı. Hayatımıza yön vermeye çalışırken, kendilerini kutsal pozisyonlara yerleştiren 'uzmanlar' bizi kesmiyor artık. Bilgimiz çoğullaşırken, hayatımız da çoğulaşıyor. Modern zamanların en toparlayıcı kelimesini kullanarak “milliyetçiyiz” derken bile, bu kelimeye farklı anlamlar yüklüyoruz. Bir zamanlar, bir sınıfın veya zümrenin çıkarlarını tüm toplumun çıkarlarıymışçasına -görünmez kılınmış iktidar mekanizmaları ve ikna teknolojileriyle- benimsenmesini sağlayan ve 'normalleştiren' modernlik, çağdaşlık, milliyetçilik gibi kavramlar bizzat pratikler içinde darmadağın oluyor. Soyut hedefler yerine bizzat izlenen güzergah, tecrübe önem kazanıyor.

İşte gelecek hakkında belirsizlik yaratan bu süreç korkular yaratsa da toptan, tek bir referansa dayanan bir korkunun yerleşmesi artık mümkün değil. Bizim Ergenekoncuların korku tezgahları ve politikaları geçmişten besleniyor, tutmuyor ve hızla açığa çıkıyor. Ve onlar tam da bu açıklıktan korktukları için ortalığı 'karartmaya' çalışıyorlar. Bu çabalarında yaslandıkları güç inşa mantığı ise bütün 'anti-amerikancı' dillerine rağmen, bizzat o Amerika'nın araçsallaştırdığı korku politikalarından ve korku karşısında devreye soktuğu güç politikalarından besleniyor.

Ergenekon'un akibeti yargılama süreci sonunda belli olacak. Bu çete tam anlamıyla dağıtılacak mı, kökü kazınacak mı belli değil. Ancak içinde yaşadığımız süreçten geçen Türkiye korkularını aşmak için inanılmaz bir tecrübe kazanmış olacak. Ve bundan sonra atılacak Ergenekonvari adımlar çok daha zavallı ve komik olacak...

Öte yandan, Türkiye bu umudu yaşarken, hâlâ karanlık bir cepheye sahip... Ergenekon ruhu açığa çıkmış olsa da, son Nevroz'da Van'da, Yüksekova'da ortaya çıkan şiddet manzaraları Gladio ruhunun bir takım devlet görevlilerinin kafasında devam ettiğini gösteriyor. Yani kutuplardan beslenen, kendi halkını düşman ve potansiyel terörist gören, böyle gördükçe de o inşa edilen 'düşmanları' gerçekten kutup haline getiren bir zihniyet varlığını sürdürüyor.

İşte Ergenekon sadece Ergenekon'la sınırlı olmadığı için, Soğuk Savaş'tan beslenen ikili karşıtlıklar ya da kutuplar mantığına karşı gösterilecek direniş, ötekileştirilmiş olan insanlarda kendini bulmaktan geçen demokratik mücadele daha çok önem kazanıyor...

İşte bu yüzden, Ergenekon ruhuna rağmen, geçmiş Mevlid Kandiliniz, Nevroz'unuz ve Paskalya yortunuz -Surp Zadik- kutlu olsun... Newroz piroz be... Krisdos Harvay i Merelots...





Gazetem.net
27/03/2008
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=5131