‘Hölderlin ve Şiirin Özü’ (3)
Tarih: 23.03.2005 Saat: 03:56
Konu: Makale


Heidegger’in ‘Hölderlin ve Şiirin Özü’ başlıklı yazısı, Heidegger metafiziğinin temelkoyucu kavramlarıyla okunduğunda anlam kazanıyor.

Nitekim, yazıda üzerinde durulan 3. kılavuz söz, yani ‘Çok şey öğrenmiştir insan/Göklülerden nicesini adlandırmıştır o /Biz bir söyleşi olalı / Ve birbirimizden işitebileli’, ‘insan varlığının temeli[nin] dil [olduğunu] ve bu[nun] da ancak söyleşi (Gespraech) ile gerçekleş[eceğini]’ kesinler.


Heidegger şöyle der: ‘Söyleşi, dilin meydana geldiği biçimlerden biri değildir, tersine dil, yalnızca söyleşiyle özsel olandır. Dil dediğimiz zaman anladığımız şey, yani bir grup söz ve onları birbirine bağlayan kurallar, onun yalnızca yüzeyini oluşturur.’ Dolayısıyla söyleşiyi, dilin yüzeyinden farklı bir yapı olarak görmek gerekiyor. Öyleyse nedir ‘söyleşi’? Heidegger, söyleşi’yi ‘bir şey üzerine, karşılıklı, beraberce konuşma eylemi’ olarak tanımlıyor.



Peki ya ‘işitme’? Heidegger’e göre ‘işitebilme, karşılıklı konuşmanın bir sonucu değil, tersine onun ön koşuludur.’ Şöyle der Heidegger: ‘Konuşabilme ve işitebilme aynı kökten gelirler. Biz bir söyleşiyiz, bu da her zaman şu anlama gelir: Biz tek bir söyleşiyiz: Söyleşinin birliği, özsel sözdeki açık olan bir ve aynı olan [vurgu benim H.Y.] şeyin temelinde birleşip üzerinde anlaştığımız ve böylece sahici olarak kendimiz olduğumuz yerde oluşur. Söyleşi ve onun birliği bizim ‘Dasein’ımızı taşır.’

Heidegger yanılmıyorsam, şunu vurgulamak istiyor: Dil, ancak bir söyleşi olarak özdendir (Ereignis); ya da şöyle: ‘das Ereignis’ dilin özsel yanıdır ve ‘özsel’ olan, ‘bir ve aynı olan’ temelinde gerçekleşir. Öyleyse sorulması gereken şudur: ‘Bir ve aynı olan’la neyi kastediyor Heidegger?

Dil’in, Fizik ve Fizik-Ötesi’nin (metafizik), ya da algılanabilir-olan’la algılanamaz-olan’ın, ya da ‘Dünyasal (’die Erdlischen’) ile Göksel’in (’die Himmlischen’) önsel (ya da, başlangıçtaki) birliğini temellendirmedeki işlevi, Heidegger için büyük önem taşıyor. ‘Holzwege’de ‘tarihsel’ dil’in bu birliği gerçekleştirdiği, dil’in varlıkları önceden biçimlendirmiş olmasıyla açıklanır. ‘Holzwege’deki şu sözler anlamlıdır: ‘Bir ormanda yürürken, daima ‘orman’ sözcüğünde de yürürüz.’ Meşe ağacı, biz ona o adı verdiğimiz için, o olmuştur [neyse o’dur]. Dolayısıyla, bir ağacı ‘bu bir meşe ağacıdır’, diye tanımamız, yani onun o [meşe ağacı] olduğunu bilmemiz, bu adlandırmadan ötürüdür. Adlandırılmamış olsaydı, meşe ağacı, Heidegger gibi söylersek, ‘ifşa edilmemiş’ (’letheia’) olacak o nedenle de ‘hakikatleşmemiş’ olarak kalacaktı...

3. Kılavuz söz’ü açıklarken Heidegger’in, söyleşi’nin temeli olarak ‘bir ve aynı olan’dan sözederken neyi kastettiğini böylece anlamak mümkün: Tarihsel dil, Doğal-olan’la Dilsel-olan’ın birbirinden ayrılmazlığı üzerine inşa edilmiştir. Dilsel-olan ‘bir ve aynı olduğu’ şeyden soyutlanırsa, o şey onsuz o şey değildir artık.

Konuya Heidegger and Sartre: An Essay on Being and Place adlı kitabında zihin açıcı yorumlar getirmiş olan Joseph P. Fell gibi söylersem, dilsel-olan’ı soyutlarsak, geriye dilsel-olmayan hiçbir şey kalmaz: ‘Şeylerle sözcükler arasındaki ilişki [Heidegger’e göre] şudur: Şeyler, dil’de varlık alanına çıkarlar. (’what accounts for [...] the correspondance of words to things is that things come into being in language’).

Öyleyse, 3. kılavuz söz’deki ‘Göklülerden nicesini adlandırmıştır o’ deyişi, Tanrıların, adlandırıldıktan beri Dünya’da görünür oldukları anlamına gelir; dil, bu anlamda Dünyasal-olan’la Göksel-olan’ı birleştirir. Heidegger için dil, varlıkların ne iseler o oldukları yerdir. İnsanın konuşması ve birbirini işitebilmesi, dil’in iletişim için araç olarak kullanılması anlamına gelmiyor ona göre;- Varlık’ın kendisinin dilegelişi, anlamına geliyor...



Zaman
23.03.2005






Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=509