Türkiye'nin zorlu AB üyeliği süreci, Avrupa yanlısı yeni-İslamcı AKP'yle,
kendisini Avrupalı sayan ama AKP'yi meşru veya gayrımeşru yollardan devirmeyi
kafasına koymuş görünen laik yapının güç savaşıyla gölgeleniyor. Partiyi kapatma
çabası, iktidarı elde edemeyenlerin açık bir darbesi
Bir Avrupa ülkesi hayal edin ki, iktidar partisine aniden kapatılma davası
açılsın, başbakan ve cumhurbaşkanına siyaset yasağı istensin, üstelik bunlar
belli grup çıkarlarının siyasi kuşatması altında derdini halka anlatıp büyük bir
seçim zaferi kazanan hükümet iş başına geldikten sadece birkaç ay sonra
yaşansın. Türkiye'ye hoşgeldiniz.
Türkiye, AB'yle zorlu üyelik müzakereleriyle boğuşuyor; bu durum büyük ölçüde
Fransa ve Almanya'da hükümetlerinin ümit kırıcı tutumundan kaynaklanıyor. Fakat
üyelik ümitleri Erdoğan'ın Avrupa yanlısı yeni-İslamcı hükümetiyle kendisini
Avrupalı sayan ama AKP'yi meşru veya gayrımeşru yollardan devirmeyi kafasına
koymuş görünen yerleşik laik yapı arasındaki güç savaşıyla da gölgeleniyor.
İstediği kadar anayasal meşruiyet gibi bir incir yaprağıyla örtülmüş olsun, bu
çabalar seçimlerde iktidarı elde edemeyenlerin çıplak bir darbesi anlamına
geliyor. Bu darbe başarıya daha da yaklaştığı takdirde, Türkiye Avrupa'yı
gerçekten unutabilir.
Bu mücadele çözülmüş gibi görünüyordu. Geçen yaz Türkiye, ordunun internet
sitesinde kısa bir ültimatom yayımlayıp, eşinin başörtüsü takmasından dolayı
Gül'ün güvenilir bir cumhurbaşkanı olamayacağını ve Mustafa Kemal Atatürk'ün
kurduğu cumhuriyetin laik mirasını koruyamayacağını beyan etmesinin ardından
anayasal bir krize sürüklenmişti. Bunun üzerine Erdoğan erken seçime gitti ve
AKP'nin oy oranı büyük bir artışla yüzde 47'ye ulaştı. Türkler demokrasiden yana
kesin bir tavır alırken, generaller bizzat kendi beceriksiz dijital
muhtıralarına takılıp sendelemiş oldu. Ve bugün Türkiye'nin cumhurbaşkanı Gül.
Şimdi de Yargıtay başsavcısı Anayasa Mahkemesi'nden, AKP'nin laiklik karşıtı bir
siyasi program yürüttüğü iddiasıyla siyasi düzeni tepetaklak etmesini istiyor.
Dava bir erdemsizlik örneği.
Orta Anadolu'nun dindar, fakat dinamik ve girişimci orta sınıflarının sesi olan
AKP'nin gizlice teokrasi kurmak istediğini öne süren iddianame, güçlü bir sınıf
kininin işaretlerini veriyor. Hükümetin asıl suçu, reformlar ve AB üyeliği
konusunda, özellikle de Gül'ün seçilmesinin ardından rehavete kapılması.
Başörtüsü 301 kadar önemli değil
Bu bir utançtır. Büyük bir zaferle yeniden seçilen Erdoğan, hele Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda yeni bir anlaşma umudunun doğduğu şu dönemde, güçlü
bir zemine sahip. Fakat bu gücünü Türkiye'yi kasıla kasıla dolaşıp popülist
nutuklar atarak ve başörtülü kızların üniversitelere gitmesine izin veren yasayı
çıkartmaya çalışarak kullanıyor. Kemalist kıyafet yasaları kadınların eğitim
görmesini kısıtlıyorsa, burada bir eşitlik sorunu var demektir. Ancak sözgelimi,
ceza yasasının yazarların 'Türklüğe' hakaret gerekçesiyle yargılanmasına yol
açan 301. maddenin kaldırılması kadar önemli değildir. Erdoğan ayak sürümeyi
bırakıp önderliğini yaptığı anayasal devrimi devam ettirmeli.
Financial Times
(Başyazı, 21 Mart 2008)
Radikal
24/03/2008