Kapitalizm lirik şiirle ilişkisi, ister, şeylerin kültleştirilmesi
bağlamında, ister (sözcüklerin dış gerçekliğe atıfta bulunmaktan kurtulmaları
dolayımıyla) şeylerin gözden yitmesi bağlamında olsun, birbirine karşıt
yollardan da olsa, ideolojinin gizleyip örtbas ettiğini açığa çıkarma anlamına
geliyor.
* * *
Jean Baudrillard, 'Tüketim Toplumu'nda Tüketim ideolojisinin 'fetişist bir
mantık'a dayandığını bildirir. Bu fetişist mantık, nesnelerin nesne olarak,
nesnelerin dışında kalan düşünce, beden, bilgi ve kültürün de, nesne olarak bir
değer taşıyıp taşımadığına bakar.
Kısaca oyunun kuralı, budur! 'Kültür[ün], artık kalıcı olmak için üretilme[diği];
bilginin ve kültürün 'güncellik ilkesi' tarafından yönetil[diği]'; yine
Baudrillard'ın deyişiyle 'moda gibi işlevsel olarak değişmek zorunda'
bırakıldığı bir oyun...
Sanatı, Kapitalizmin bu fetişleştirici mantığının (burada 'fetişizm'den, Marx'ın
tanımladığı anlamda, toplumsal ilişkilerin nesnelerin doğal özellikleri gibi
görünmesi' kastedilmiyor. Ama yine de Baudrillard'ın 'fetişist mantık' diye
kavramsallaştırdığı durumla, Marx'ın 'meta fetişizmi' diye kavramsallaştırdığı
durum arasında bir bağıntı var elbette!) dışına çıkarmak sözkonusu olabilir mi?
Sanatın büyüsünü ya da 'aura'sını, yeniden üretebilmenin nesnel koşulları var mı
gerçekten?
Bana kalırsa, çözümü, biraz da Adorno'nun yaklaşımlarında aramak gerekir. Sanat
yapıtı, sanatı, bilgiyi, bedeni, düşünceyi (ve elbette her şeyi!) nesneye
dönüştüren bu fetişizmi açığa çıkarma, onun hakikatini 'ifşa etme' işini
üstlenmelidir. Adorno'nun Rilke'nin 'Dinggedichte'si için söylediği de tastamam
budur: '[Lirik] Şiir, protestosunda, her şeyin farklı olacağı bir dünya düşünü
dile getiriyordur: Lirik tinin, maddi şeylerin üstün gücüne karşı o çok kişisel
muhalefeti, dünyanın şeyleşmesine karşı, modern çağın başlangıcından sınai
devrimin hayattaki baskın güç haline gelişinden beri insanların meta tahakkümü
altına girişine karşı bir tepki biçimidir: Rilke'nin 'şey kültü de, bu kişisel
muhalefetin parçasıdır.'
Daha önce de sormuştum: Pekiyi de, Kapitalizmin 'şeyleştirici' dolayımı, lirik
şiirde her zaman (ve zorunlu olarak) şeylerin kültleştirilmesine mi yol
açacaktır;- Rilke örneğinde olduğu gibi! Hayır! Tam tersine, bu 'şeyleşme',
lirik şiirde 'şeylerin gözden yitimi' biçiminde dilegetirilen bir muhalefete de
işaret edebilir,-etmiştir de!
Paul de Man, 'Lyric and Modernity' adlı makalesinde, bir Alman eleştirmenin Hans
Robert Jauss'un bu konudaki görüşlerini aktarır. Paul de Man'ın belirttiğine
göre, '[l]irik şiir alanında Baudelaire'in ismi modern alegorik üslubu ortaya
çıkaran kimse olarak geç[mektedir] ve Jauss 'alegorik üslub'u, 'işareti
olabilecek bir dış gerçekliğine bir referansın olmayışı' olarak nitelendirir.
Kısaca, dış gerçekliğe gönderme yapmayan bir şiir! Bu şiirde, elbette, (dış
gerçekliğe gönderme yapmadığına göre), 'nesnenin gözden yitmesi', 'ana tema'
olacaktır.
Görülüyor; Kapitalizm lirik şiirle ilişkisi, ister, şeylerin kültleştirilmesi
bağlamında, ister (sözcüklerin dış gerçekliğe atıfta bulunmaktan kurtulmaları
dolayımıyla) şeylerin gözden yitmesi bağlamında olsun, birbirine karşıt
yollardan da olsa, ideolojinin gizleyip örtbas ettiğini açığa çıkarma anlamına
geliyor.
Kısaca, büyüyü yeniden inşa etmek yerine, büyüden arındırılmış bir dünyanın
eleştirisi! Sanatın işlevi, işte bu eleştirel işlevdir: Özetle, İdeolojinin
örtbas ettiğini açığa çıkarması!
Zaman
12/03/2008