Marazi adam
Tarih: 02.03.2008 Saat: 14:26
Konu: Deneme


Ben, hasta bir adamım... İçi öfkeyle dolu, çekilmez bir adamım ben. Sanırım, karaciğerimden de rahatsızım. Doğrusu, hastalığımın ne olduğunu, hatta neremin ağrıdığını bile bilmiyorum. Tıbba, doktorlara saygı duyduğum halde tedavi olmak için hiçbir şey yapmadım.


Dahası, boş inançlara bağlı olan biriyim; hem de tıbba saygı duyacak kadar. (Çok iyi bir öğrenim gördüm; bunlara inanmamam gerekir ama inanıyorum işte.) Sırf inadımdan tedavi olmak istemiyorum. Siz, buna bir anlam veremiyorsunuzdur herhalde. Ama ben çok iyi anlıyorum. / Huysuzluğumla kimin canını yakacağımdan bahsetmeyeceğim elbette; çünkü bunu ben de bilmiyorum. Bildiğim tek şey, böyle hareket etmekle sadece kendime zarar vereceğimdir."

Yukarıdaki satırlar Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar adını taşıyan romanından… O kitabın başlangıç cümleleri… Huzursuz, hasta bir adamın kişilik yapısını ortaya koyuyor.

Bu tip, aslında evrensel ve kadim olmakla birlikte modern zamanlarda sayısı çoğalmıştır.

Onun, kendiyle başı hoş değildir. Çevresiyle uyumu zayıftır. Huysuzdur.

Bir işi yapmaya karar verdiği anda, onun tam tersini yapmaya da heveslenebilir. Bir yere çağrıldığında gitmek ister. Bir yandan da acaba bana ne derler, diye düşünür, kaygılanır.

Ama sonunda gider. Orada bulunduğu sürece kendinden memnundur. Çevresini eğlendirmeye çalışır, çevresini eğlendirdiğine kani olursa kendine olan güveni ve memnuniyeti çoğalır.

Ancak bu memnuniyet o mekânla mukayyettir. O mekândan ayrıldığı anda, kendini dostlarına hesap verme mecburiyeti altında duyumsar.

Yakınmaya başlar. "Ah, bileydim dostlarım…" der. Bileydi acaba ne olurdu?

Bileydi elbette o çağrıya icabet etmezdi. Bileydi, o sofraya oturmazdı.

Marazi adam bütün bunları söylerken içtenliklidir. Ne kendini kandırma niyeti vardır, ne başkasını…

O, kandırmak için değil, içi öyle istediği için, içi o ân öyle buyurduğu için öyle konuşur ve içinin sesine uymak istediği için öyle yapar.

Camus, saçma durumu açıklarken, biraz da böyle bir insanı gözünün önüne alıyordu sanırım. Dostoyevski de bir başka kahramanı, Stavrogin için benzer bir cümle kuruyordu: "O, inanırsa inandığına inanmaz, inanmazsa inanmadığına…" saptamasıyla belirliyordu adamın içine gömüldüğü saçma, çelişkili, dahası nihilist durumu.

Durum elbette kişinin zekasıyla ilintili değil. Bazen böyle biri zekice işler de yapabilir. Durum, hayır, akıl ve zeka ile değil; fakat kişilik yapısıyla ilintilidir.

O, hoşlandığı ortamda hoşa gidecek laflar eder, kendini beğendirmek ister. Her bir cümlesinin arkasından etrafını süzer, söyledikleri etraftakilerin de hoşuna gitmiş mi acaba diye onların gözünün içine bakarak anlamak ister. Hafif baş eğişlerle, belirsiz göz süzmelerle karşılaştığında onaylandığını düşünerek keyiflenir. Dudağının kenarından sızan incecik salyasını fark ederek önündeki peçeteyle ve kibarca dudağını fiskeler.

Ancak marazi adamın si-ya-sî versiyonu tehlikelidir. Çünkü bir siyasetçi hiçbir zaman bir başına bir insan değildir. Onun yapıp etmeleri toplumun bütününe yansır, kendiyle kaim kalmaz. Onun tutarsızlığı toplumun bütününe sirayet eder, toplumu tümüyle tutarsız hale getirebilir. Ancak o, ayrıca ele alınmayı gerektirecek kadar yeni bir konudur…






Yenişafak

02/03/2008







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4968