Bir toplumun geçmişi onun belleğidir; belleği ise o toplumun kimliği.
Belleğini kaybeden bir toplum, kimliğini de kaybeder. Toplumlar, Sartre'ın bir
sözünü, bağlamını değiştirerek aktarırsam, 'geçmişi olmayan gemi enkazı'
değildirler...
Doğrudur: Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür ('İnsan belleği, unutma
özürlüdür'). Ama geçmişten bugüne, yine eskilerin deyişiyle mazi'den hal'e, o
toplumun kimliğini inşa eden ne varsa, onların unutulmaması (ya da,
unutturulmaması!) gerekir. Kimliği işte bu süreklilik ve devamlılık, ya da 'imtidad'
inşa eder.
Peki bir toplumun 'imtidad'ını sağlayan belleği nelerden oluşur? Genel olarak
bizim kısa ve kestirme yoldan, 'kültür mirası' adını verdiklerimiz! Bunların
başında da hiç şüphe yok, müzelerimiz ve arşivlerimiz gelir. Epeydir, Osmanlı ve
Cumhuriyet dönemi arşivlerinin ne durumda olduğunu öğrenmek istiyordum;-
Türkiye'nin büyük tarihçilerinin başında gelen Prof.Dr. Halil İnalcık hocamızın,
rahmetli cumhurbaşkanı Turgut Özal'a söylediği sözü hatırlayarak... Şöyle
demişti İnalcık Hoca, Özal'a: 'Bana Osmanlı arşivini verin, size bir Kültür
İmparatorluğu kurayım...' (Osmanlı'yı 'cehalet'le suçlayanların kulakları
çınlasın!..)
Kalktım ve değerli dostum Doç. Dr. Mustafa Budak'ın davetine icabet ederek,
Sultanahmet'teki TC Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı
Arşivi'ni ziyarete gittim. Doç. Budak, Osmanlı Arşivleri genel müdür
yardımcısıdır. Onunla uzun bir söyleşi yaptık.
Belki şaşıracaksınız: Osmanlı Arşivleri'nde 150 milyon belge, 366 bin defter
bulunuyor. (Ben, daha fazla tahmin etmiştim!) Bu belge ve defterlerden yaklaşık
yüzde 40-45'i tasnif edilmiş durumda. Ve elbette asıl önemlisi, 'Arşiv Otomasyon
Projesi' başlığı altında yürürlüğe konulan bir programla, tasnif edilen belge ve
defterlerin dijital ortama ve mikro filmlere aktarılmış olması! Doç. Budak,
halihazırda 5 milyon görüntünün, araştırmacıların incelemesine açık olduğunu
söylüyor. Tasnif işlemleri Nezaretler bağlamında yürütülüyor. Tanzimat'la
birlikte Osmanlı yürütme erkinin, Nezaretler (Bakanlıklar) olarak örgütlendiği
biliniyor. Tasnife, Maliye Nezareti belgeleri ile başlanmış. Çok doğru bir
yaklaşım! 'Osmanlı', 'vergi' demek, dolayısıyla Maliye demektir! Maliye
Nezareti'nden sonra Hariciye Nezareti belgeleri üzerinde de, Sefaretler bazında
çalışılıyor. Londra Büyükelçiliğimizden Osmanlı belgeleri getirtilmiş. Sırada
öteki Sefaretler var. Londra Sefareti deyince, Doç. Budak'a Müsürüs Paşa'nın
Londra Sefirikebiri olduğu yıllarda Abdülhak Hamid'in Londra'ya müsteşar
atandığını hatırlayarak, tasnif edilen belgeler arasında Hamid'e ilişkin
olanlarının bulunup bulunmadığını sordum. Hamid'in Londra Sefaretindeki
maceralarını Esat Cemal Paker 'Kırk Yıllık Hariciye Hatıralarım' adlı kitabında
tatlı tatlı anlatır. Bu tasnifler sırasında Hamid'e ait belgeler çıkar da
Londra'dakilere, Lahey ve Brüksel'deki görevlerine ilişkin belgeler de
eklenirse, bir 'Diplomat olarak Hamid' üzerine ilginç çalışmalara yol açabilir,
diye düşünüyorum.
Doç. Budak, haklı olarak, Osmanlı Hariciyesi belgelerinin, özellikle güncel dış
politikamız açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Budak, Arşiv'in bu
alandaki çalışmalarını 'Kültür diplomasisi' olarak nitelendiriyor.
Osmanlı arşivinde çalışan araştırmacılara gelince, 2007 yılında Osmanlı Arşivi
belge ve defterleri üzerinde 1.113 Türk, 240 yabancı araştırmacı çalışmış. Doç.
Budak, yabancıların ağırlıklı olarak ABD'li ve Japon olduklarını belirtti.
Yabancı araştırmacılarla bizimkiler arasında temelli ve metodolojik farklar
olduğunu, daha önce sevgili dostum Prof. Dr. İlber Ortaylı'dan dinlemiştim. Türk
araştırmacılar, sözgelimi bir defteri okuyup kısa ve deskriptif bir sunuş
yazısıyla yayımlamayı yeterli buluyorlar. İlber, buna 'Defteroloji' ve
araştırmacılığı böyle anlayıp uygulayanlara da 'Defterolog' diyerek dalgasını
geçer. Oysa, yabancı araştırmacıların, Osmanlı belge ve defterlerini, belirli
bir teorik yaklaşımla ve belirli bir meseleyi irdelemek üzere okudukları
anlaşılıyor. Bu deskriptif bilim anlayışından, 'Defteroloji'den ne zaman ve
elbette nasıl kurtulunacak? Osmanlı Arşivleri'nin çok önemli idari, teknik ve
yasal meseleleri var. Onları da önümüzdeki hafta dile getirmeye çalışacağım.
Zaman
27/01/2008