Bayramiye, ıydiye, bahariye, şitaiye, nevruziye, temmuziye... Hep takvimdeki
özel günler için yazılmış şiirlerin adları. Bayramın, baharın, kışın, nevruzun
veya temmuzun gelişinde bir uğur sezip, bunu karşısındakiler için de dileyen
şairin vezinli ve kafiyeli sözleri...
Bir kutlu kişinin teşrifi adına kaleme alınan "kudûmiye" veya birisinin
yaptırdığı eve hayırlı olsun dileğini şiirle dile getiren "dariye". Bunlar da
birer tebrikname adı ama şimdiki gibi kısaca hemen "bayramınızı tebrik ederiz"
kabilinden yasak savma değil. Şöyle kerli ferli, okkalı cukkalı şiirler. İşte
muharremiye de onlardan birinin adı.
Muharrem, hicri takvime göre yılın ilk ayı sayıldığı için bugünün yılbaşı
tebrikleşmesine kültürel anlamda (dinî terminolojide değil) muharremiye gözüyle
bakılabilir. Gerçi Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilişi de Muharrem ayına
rastladığı için o elim hadiseye dair yazılan şiirlere de muharremiye adı
verilmiştir ama bunlar, yeni yılın gelişini konu alan ve muhatap için o yılın
güzel geçmesi temenni edilen şiirlerden çok ayrıdır.
Muharremiyeler de diğer tebrik şiirleri gibi kaside biçiminde kaleme alınmış
olup çok zaman bir hediye beklentisi ile yazılmışlardır. Çünkü bu tür günlerde
hediyeleşmek Osmanlılarda köklü bir gelenekti. Özellikle ihtişam dönemlerinde
bayramlar vesile edilerek büyükten küçüğe verilen hediyeler (iltifat, atiye,
ihsan) daha sonraki dönemlerde hediyeleşme ruhundan ayrılıp neredeyse resmiyete
bindirilerek alınıp verilmeye başlanmış, bu hediye artık umulmaya veya
beklenmeye, hatta rüşvet kılığında suistimallere konu olmuştur. Tanzimat
yıllarına kadar devam eden bu uygulamaların bugüne benzemeyen bir yönü var ise o
da şairlerin tebrik vesilesiyle güzel şiirler yazmış olmalarıdır. Bu şiirler, o
çağlara ait önemli sosyal ve siyasal çözümlemeler ile yorumlanmalara açık
belgeler gibidir. Ayrıca sonlarında ebced hesabıyla tarih düşürüldüğü (tevrîh-i
sâl) için de nokta atışı yapar gibi kesin yıllar gösterir.
Osmanlılar döneminde yeni yıl dolayısıyla görevde veya azledilmiş olan vükela
ile devlet ricali saraya giderek tebrikatta bulunurlar ve padişah tarafından
kendilerine verilen hediyeleri (Bu hediyelerin adı da muharremiyedir) alırlardı.
Daha sonra aynı rical ve vükela, kendi müntesipleri tarafından ziyaret edilir,
böylece tebrikleşme/hediyeleşme, büyükten küçüğe silsile-i meratip usulüyle
yürütülür ve yılbaşı gelince hemen herkes ufak da olsa bir hediye almış olurdu.
Mamafih bunun en yüksekte bir kese altın ile başlayıp en aşağıda çil kuruşa,
hatta bir meteliğe kadar düşmesi mümkündür, ama önemli olan husus, hediyeleri
alanın buna mukabele sadedinde dualar ve temennilerde bulunması ve yeni yılın
hayır ve güzelliklere vesile olmasını istemesidir. Unutmadan söyleyelim,
atalarımız senenin ilk gününde alınan bu parada bereket olduğuna inanmışlar ve
hemen herkes yılın ilk gününde birkaç kuruş da olsa bereket adına kesesine
koymayı arzu etmiş, bunun yollarını aramıştır. Elbette alınanı ganimet sayanlar,
borç isteyip unutanlar veya yılbaşında akrabadan, ahibbadan nazı geçenlere
uğrayıp (Nisan şakası gibi) ufak mikyasta faka bastırma operasyonlarının sonunda
"Yeni yılınız mübarek olsun!" temennisiyle kaptığının üzerine yatanlar da
mevcuttu.
Bu yazıyı bir muharremiye âdeti yerini bulsun diye yazdık! Bu vesileyle 2008
yılı ülkemize, büyüklerimize ve bütün halkımıza hayırlar getirsin!
Şimdi artık, gelenekler unutuldu mu denilsin yani?
[BİR DEVLET REİSİNE YILBAŞI TEBRİKİ]
Enderunlu Vasıf (ö.1824), III. Selim'in hicrî yeni yılını tebrik için bir
muharremiye yazmıştır. O sene bahara rastlayan bu yılbaşı tebrikinin son beyti
ebcede vurulduğunda 1217 hicrî (1802 miladî) hesabını veriyor. Şimdi yıllardan
2008. Yeni bir yıl geldi ve töre aynı töre; tebrik aynı tebrik. Ve işte o şiirin
sonlarından birkaç beyit:
(...)
Câm-ı cihân bu sene lebrîz-i neş'edir
Sâyende dehre şevk ü tesellâ mübarekî
Ahdinde giydi bâğ u çemenzâr feyz alıp
Cennet yeşili câme-i kemhâ mübarekî
Güller lisân-ı hâl ile der hemçü andelîb
Kıldıkça kasr-ı gülşeni me'mâ mübarekî
Âlem tamâm sâye-i cûdunda kâm alup
Der halk birbirine serâpâ mübârekî
Cümle cihân lutfun ile kâmyâb iken
Lâyık mı sana denmeye şâhâ mübarekî
Ey sultan! Cihan denen kadeh bu yıl ağzına kadar bereket neşesiyle dolu. Sayende
memlekete coşku ve teselliler mübarek olsun.
Devrinde bağlar bahçeler, kırlar bayırlar bolluk görüp cennet yeşili ipek
kadifeler giydi; mübarek olsun.
Güller, gülistan sarayını sığınak edindiler de bülbüle eşlik edip hal diliyle
"Mübarek olsun!" diye tekrarlamaktalar.
Âlem, senin cömert yönetimin sayesinde dünyadan kâm aldı da sonunda bütün halk
birbirine "Yeni yılınız mübarek olsun!" demekteler.
Ey sultan! Bütün âlem senin lûtfun ile muratlarına ermiş iken sen de "Başımızda
mübarek ol!"
[BERCESTE]
Gelen bu yıl, dilerim ülkemizde îd olsun
Saâdetin güneşiyle doğan ümîd olsun
Çekişmeler yere batsın yeter kilid olsun
Bu yıl da her seneden çok size saîd olsun
Laedrî
Zaman
01/01/2008