Fransa, Osmanlı coğrafyasındaki çıkarlarını korumakla Batı'nın Osmanlı
karşıtı tavrı arasında kalınca sanal bir devlet kurdu, Çar Nicola 1850'de
kahraman dediği kişiyi 1854'te aptal ilan etti
Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğinin önünü tıkayan tavrı herhalde geçtiğimiz
hafta Ankara gündeminin en önemli konusuydu... Durum malum, zirve toplantısına
hazırlık için toplanan AB dışişleri bakanlarının genişlemeyle ilgili karar
metninden Türkiye konusunda 'katılım konferansı toplanması' ifadesi çıkarılarak
yerine 'hükümetlerarası konferans' konuldu, müzakerelerin amacının üyelik olduğu
ifadesi de belgeden kaldırıldı..
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu sonuca tepkileri
'ikiyüzlülük' olarak özetlenebilir.. Erdoğan, Sarkozy için: "Yüzümüze karşı
farklı, arkamızı dönünce farklı..." dedi..
Türkiye'nin dış dünyada ne zaman umduğunu bulamasa hayal kırıklığı yaşadığını ve
şaşkınlık içine sürüklendiğini biliyoruz. Oysa tarih bunda yadırganacak bir yan
olmadığını gösteriyor...
Devletler asırlardır kendi çıkarlarına uygun siyaset oluşturuyor, bunu ya en
yalın haliyle ya da farklı gerekçe ve duyarlılıkla perdeleyerek sunuyor...
Sardunya ya da Piyamonte krallığı
Fransa'nın 16. yüzyılda Osmanlı'nın desteğiyle Avusturya-Macaristan İmparatoru
Şarlken'e yem olmaktan kurtulup ayakta kaldığı sır değil. Fransa Kralı I.
Fransuva Kanuni'nin desteğiyle tahtını geri almakla kalmadı, borçları nedeniyle
Venedik'te limana bağlanan donanmasını Osmanlı yardımıyla icradan kurtardı...
Hatırlatma olsun diye 1525'te Pavye yenilgisi üzerine esir düşüp hapse atılan I.
Fransuva'nın annesi Düşes Dangolem aracılığıyla başvurduğu Kanuni'den aldığı
cevabi mektubu aşağıya alıyorum...
"Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah'ın
yeryüzündeki gölgesi Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve
Karaman'ın ve Rum'un ve Vilayet-i Zülkadriye'nin ve Diyarbekir'in ve
Kürdistan'ın ve Azerbaycan'ın ve Şam'ın ve Halep'in ve Mısır'ın ve Mekke ve
Medine'nin ve Kudüs'ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen'in ve dahi nice
memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu
Sultan Süleyman Han'ım. Sen ki Fransa vilayetinin kralı Fransuva'sın.
Hükümdarların sığındığı kapıma elçinizle mektup gönderip, ülkenizi düşman istila
edip, şu anda hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım
talep ediyorsunuz. Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına
arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret
edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda
atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri
kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz
kaleler fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız
belimizde kuşatılmıştır.
Yüce Allah hayırlara bağışlasın.
Allah'ın istediği ne ise olur. Bundan başka haberleri gönderdiğiniz adamınızdan
öğrenesiniz. Böyle biliniz."
Sonrası malum, Kanuni Macaristan seferine çıktı, ancak Osmanlı ordusunun
Avrupa'ya hareket etmiş olması dahi Fransuva'yı kurtarmaya, tahtına dönmesine
yetti... Kanuni'nin Batılı bir devletin başvurusunu karşılıksız bırakmayı
kendine yediremediği için jest yaptığı düşünülmemeli. I. Fransuva'yı saf dışı
bırakan Şarlken Alman ve İtalyan prenslerini dize getirdikten sonra Papa VII.
Klerean'ın huzurunda Bizans İmparatoru unvanını almış, Fransuva'nın
Protestanlığı kabul etmiş olmasını da kullanarak Katolik Avrupa'yı Osmanlı'ya
karşı ittifak haline getirme arayışına girmişti... Bu hayaller 1526'da Mohaç'ta
son buldu... Devlet başkenti Budin, Osmanlı hâkimiyetine geçti.
Kısacası o dönemde askeri bakımdan yeterli güce sahip olsa da Batı'da kendisiyle
birlikte hareket edecek ülke arayışı içinde olan Osmanlı'nın işine gelmişti
Fransa'yla yakınlaşma... Avrupa'da İstanbul'a medyun bir Hıristiyan devletinin
var olması İstanbul'u rahatlatıyordu... Kapitilasyon anlaşmasıyla Fransa'ya
tanınan ticari ayrıcalık Paris'i ekonomik olarak güçlendirmişti ama bu defa da
siyasi bakımdan rahatsız ediyordu... Gerçi Hıristiyan birliğinin Şarlken
tarafından bozulduğunu, istenirse Osmanlı'yı Avrupa'dan çıkaracak askeri güce
Fransa'nın öncülük bile edebileceğini söyleyerek eleştirileri cevaplandırıyordu
I. Fransuva ama ülkesinin Hıristiyan dünyanın düşman saydığı Osmanlı'nın
himayesinde olduğunun bilinmesinden rahatsızdı. Uzun yıllar devam etti bu
tedirgin durum... Sonunda Osmanlı'nın tepkisini çekmekle Hıristiyan dünyanın
ısrarına direnmek arasına sıkışan Fransa çareyi kuzey İtalya'daki prensliklerden
birini kraliyet haline getirip Osmanlı'ya karşı Piyamonte/Sardunya krallığını
çıkardı. Fransız askerleri Sardunya üniformasıyla Osmanlı Ordusu'nun karşısında
çıktılar..
Acı olan şu ki Babıâli bunun bir oyun olduğunu fark edemedi...
Kahraman ve aptal
Diplomasi cilvenin çok olduğu bir alan.. Kırım Savaşı öncesi Çar I. Nikola'nın
sergilediği tavrı da bunun tipik bir örneği...
1840'ların dünyasında Osmanlı Devleti'nin varlığının tartışılır olduğunu
biliyoruz...
Gün 9 Ocak 1853. Yer, Petersburg. Grandüşes Helena'nın sarayda verdiği davete
katılan Çar I. Nikola, İngiliz elçisi Hamilton Seymur'u kenara çekip "Türkiye
karışık.. Bu ülke kendi kendine parçalanıyor. Çöküşü çok sarsıcı ve sorunlu
olabilir. Aramızda anlaşmamız ve biribirimizi haberdar etmeden adım atmamamız
gerektiğine inanıyorum..." demesi üzerine deneyimli bir diplomat olan Saymur 'Ne
düşündüğünüzü bana açıklar mısınız' diye sorar. Çar'ın cevabı uzun süre
akıllarda kalacak hükümdür: "Kollarımızın arasında bir hasta adam var... Ansızın
kolumuzda ölmesi Avrupa savaşına sebep olur..."
O dönemde İngiltere'ye Girit ve Mısır'ı öneren, İstanbul'da Bizans'ın ihya
edilmesini istediğini, Rusya himayesinde Bulgaristan ve Romanya'nın
bağımsızlığını istediğini söyleyen Çar, Londra'da aradığı desteği bulamayınca
Fransa'ya yöneldi... III. Napolyon'un tahta çıkışını engellemeye çalışıp
başaramayınca tebrik etmediği için kendisine kızgın olduğunu falan göz ardı edip
ona 'Aziz Dostum' hitabıyla başlayan bir mektup yazdı... 'Sefil Türklere bir
ders vermek istiyorum' diyordu... Ama III. Napolyon'dan ret cevabı aldı...
Üstelik Fransa kralı 'Hayır' demekle yetinmedi cevabi mektubunda 'Bana dostum
diye hitap etmenizi kabul edemem. Kişinin akrabalarımı seçme hakkı olmasa da
dostlarını seçme hakkı vardır...' dedi...
Çarın destek arayışında başvurabileceği tek bir ülke kalmıştı Avusturya... 1848
ihtilalinde ordusuyla müdahale ederek kendisine yardım eden Rusya'yı Osmanlı
karşısında yalnız bırakmayacağını umuyordu Avusturya'nın... 1850'de Varşova'da
Fransuva Josef ile Çar buluştular.. Çar, Josef'i iltifatlara boğdu... Sarayın
pencerelerinden görülen Varşova Meydanı'na dikilen Viyana Kuşatması'nda Osmanlı
ordularının yenilmesini sağlayarak Avusturya'yı işgalden kurtaran Lehistan Kralı
Jean Sobyesky'nin heykelini işaret ederek: "Dünyada iki hükümdara saygı duyarım.
Biri bu heykeldeki kişi...
Diğeri de zatı haşmetpenahineleriniz..." diyecek kadar ileri gitti vs. Ancak I.
Nicola bu mültefit tavrına rağmen Osmanlı karşısında Avusturya'dan beklediği
desteği alamadı. Avusturya 1853'te savaş başladığında önce tarafsız kalacağını,
sonra da gerekirse Osmanlı yanındaki güçlere katılacağını açıkladı... Hatta
Avusturya ordusu Rusya'nın işgal ettiği bazı topraklardan sürülmesini sağladı...
Bunu öğrenen Çar'ın tepkisi huzuruna çağırdığı Avusturya elçisine bir kitapta
yer alan Jan Sobyesky'nin portresini gösterek söylediği şu sözler oldu: "Dünyada
iki ahmak hükümdar tanırım. Biri bu adam.. Viyana'da Türkleri mağlup ederek
kendi devletinin -Lehistan Avusturya tarafından işgal edilmişti- tarihten
silinmesinin zeminini hazırladı. Öteki de benim.. 1848'de Avusturya'yı
parçalanmaktan kurtararak yılanı koynuma soktum..."
Bütün bunlara bakarak günümüzde gerek ABD'nin Irak, PKK ya da Ermeni
meselesindeki tavrına gerekse Fransa'nın gerçekte başkaca Avrupa ülkelerinin
hislerine tercüman olarak sergilediği olumsuz tutuma şaşmamak lazım...
Radikal
16/12/2007