Ben haketmedim bu aşkı. Siz bu aşkı haketmediniz. Bırakıp düşmanı savaş
meydanında ve hatta bir avuç silah arkadaşınızı dahi bırakıp orada dev bir
orduya karşı, dişi bir yüreğe kaçacaksınız ha? Düşman dağların ardında
silahlarını yağlarken ve uçan kuşu hedef yaparken zulmüne, esrara, zülüfe,
şiire, güle ve bülbüle sığınacaksınız öyle mi?
Öyle mi erkek kardeşlerim? Öyle mi kız kardeşlerim? Ne kadar güvendik oysa size.
Ben kendime ne kadar güvendim. İstanbul'un ortaya yerinde dolaşırken ne zaman
aklıma Malatya gelse, ayak parmaklarımın ucunda yükselip yükselip ufku
seyrettim. Ve binlerce inançlı adam ve dahi kadın ve dahi deli beden, avuçlarını
kalplerinin üzerinde biriktirip sökmeye hazırlandılar. Söküp atmaya
hazırlandılar patlayacak bir sesin, bir çığlığın, bir kahkahanın gösterdiği yöne
doğru. Atını çatlata çatlata koşturan bir adam bekledik.
Bir adam bekledik Kayseri'den, Sivas'tan, Diyarbakır'dan, Konya'dan, Bursa'dan.
Fakat, ardına taktığı uyuz eşekle birlikte sürüklenen sünepe, miskin ve düşkün
adamlar yenilgi haberleri getirdiler sadece. Ve arsız arsız bakıp yüzümüze; "Çeçenistan
ne olacak?" diye sordular. Ulan, bin taneniz bir Çeçen etmiyorsunuz; neyi
sormaktasın? Ulan, bak etrafına ve gördüğün şeylerden hangisini haketti o korkak
kalbin; söyle? Sen kimsin be, sen kimsin? Bırak şu aşk işlerini de önce ismini
hatırla! İsimsiz bir aşk, renksiz bir aşk, kokusuz bir aşk, ateşsiz bir aşk,
sıvı bir aşk nasıl yarışabilir Ferhat ve Şirin, Kerem ve Aslı ile?
Yarışamıyorsunuz. Koşamıyorsunuz. Sizi gördüm atlarınızdan düşerken. Sizi gördüm
kapaklanmış vaziyette düşmanın önünde. Sizi gördüm, tenhalara pusmuş, ürkek,
iğreti. Hangi hakla, yiğit kızlarımızdan birini de tutarak kolundan, ruhundaki
şarap mahzenine sürükleyeceksin sen? Senin "aşk" dediğin, zayıf, titrek,
hastalıklı, sancılı bir kaç kelime, bir kaç fotoğraftan başka nedir ki? Nasıl
bir "aşk"ı olabilir korkak bir askerin, korkak bir mücahidin, korkak bir
devrimcinin? Dövüşürken kara aslanlar, kara alınlar, kara kaslar dev ordulara
karşı, bine bir, tanka saban bir oranla zaferler yazarken göğüslerine, sen burda,
geride, arka planda, kızlarımızla gözgöze geleceksin ha? Utanmadan, sıkılmadan
uzanacaksın bir kalbe? Utanmadan sıkılmadan uzanacaksın bir sarı zülüfe, bir göz
ucuna?
Bir korkağın aşkı nedir ki? Nedir ki aşkı bir hainin? Annesinin dizi dibinde
titreyen bir süt çocuğunun yüreği ne kadar büyüyebilir? Ne kadar dövüşebilir
tosuncuklar? Siz bu aşkı haketmediniz. Ve yok bundan sonra beyaz duvarlara
kırmızı harflerle ilan-ı aşk yazıları döktürmek. Ne zaman ki zaferi, patlamış
bir nar gibi çıkartıp koyar avuçlarımıza Malatya, ne zaman ki uzakları yakın
eder Diyarbakır, ne zaman ki yarin nefesi kadar sıcak ve kanımızı kızıştıran
müjdeler getirir Sivas, ne zaman ki Kayseri harbiden Kayseri olur; işte o zaman
ben de pencerenizin altında durup aşk türküleri mırıldanacağım size bütün
gecelerde. Ve siz kulağınızı kamaştıran türkülerimi havada yakalayıp,
üfleyeceksiniz sevdiğinizi zülfüne. Bunu haketmiş olacaksınız. Hakettiğiniz gün
gelin yanıma. Şimdilik küsüm sizinle. Konuşmuyorum. Ne kapıma, ne kapınıza!