Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. Yollar senin
olsun diyorum, ben kenardan yürürüm. Üstümüze yıkılıyor dediklerimiz ve biz
dediklerimizin üzerine yıkılıyoruz. Yaralı bir hayvan gibi, arkamızda bir kan
ırmağını sürükleyerek, yıkılıyoruz ettiğimiz her lafın üstüne. "Gece gündüz
tenhalarda bekleyenim var demedin" diyorum bakarak gözlerine ve baktığım herşey
üzerime yıkılıyor.
Bütün suçlar, bütün aşklar, bütün kaçaklar, bütün ihanetler, bütün kırıklıklar
üstümüze boca ediliyor ansızın ve kör ve yaralı ve sadık ve kalbimizi
avuçlarımıza alarak yıkılıyoruz.
Bizi yıkıyorlar, eski bir binayı yıkar gibi, kadim bir bilmeceyi çözemeyip
kenara atar gibi, bir çiçeği kopartıp koklamadan ezer gibi yıkıyorlar bizi. Ve
dilsiz ve bütün kelimeleri elinden alınmış ve yenik bir şehir gibi duruyoruz
"onların tarihi"nin önünde.
Daha fazla ölmemizi istiyorlar, daha fazla yenilmemizi, daha fazla unutmamızı.
Ölmeye ve yenilmeye eyvallah belki, ama unutmak asla. Unutamıyoruz. Zihnimizden
kovduğumuz şeyler, bir bakıyorsun çocuklarımızda yeşeriyor. Biz bıraksak onlar
alıyor savaş meydanının kenarına yığılmış mızrakları. Mızraklı ilmihal gibi
yaşıyoruz ve mızraklar üstümüze yıkılıyor. Bir ilmihal kalıyor geriye, ama
'hal'imizi 'ilim' yapamıyoruz.
Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. "Gördüklerini unut
diyorsun" bana ve herşeye rağmen bir cümle düşüyor ağzımdan: "Zet öldü bebeğim,
Zet öldü". Zet niye ölüyor bilmiyorum ve niye böyle bir diyalog geçiyor aramızda
ve niye geçiyor bizim adamlar karşı orduya ve niye mızraklarına musaf
bağlıyorlar, bilmiyorum. Hiçbirşey bilmiyorum ve bilmediğim şeyler üzerime
yıkılıyor. Suç üzerime yıkılıyor ve detaylarını bilmediğim, belki de hiç
yeralmadığım şeylerden dolayı yargılanıyorum "suyun önünde". Su akıyor ve ben
yargılanıyorum. Su akıyor ve biryerlerimiz kanıyor durmadan.
Su akıyor ve yeniliyoruz hep. Niye yeniliyoruz bilmiyorum. Niye yanımda yürüyen
adam, sokağın köşesine geldiğimizde lüks bir 'mercedes'e biniyor, bilmiyorum.
Bunları bana sorma oğlum, bunları bana sorma. Ben olmadım hiç, biz de olmadık.
Tahta kılıçlılar ve cüzamlılar ordusuyduk yeldeğirmenlerinin önünde.
Yeldeğirmenleri dönmeye devam ediyor ve kırıldı kılıçlarımız. Niye ordaydık ve
niye savaştık, bilmiyorum. Git ve aramızda sıyrılıp yüksek masalara kurulanlara
sor herşeyi. Onların bir cevabı vardır mutlak. Çünkü biz sorulardan, onlarsa
cevaplardan yontuldu. Biz sorularımızla kaldık ortada, onlarsa cevapların
nimetiyle palazlandı. Belki bütün hikaye bu, belki de hikaye mikaye yok
ortalıkta.
Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. Çocuklarımızı
öldürüp önümüze atıyorlar. Avuçlarımızdaki kana benziyoruz ve giderek bir avuç
kan oluyoruz kendi avuçlarımıza kilitlenen. Bizi kilitliyorlar oğlum.
Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. Demirin,
ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. Kavuşamadığımız 'Leyla'ların ve ihanet
ettiğimiz 'Mecnun'ların içine. Bizi kilitliyorlar oğlum ve tarih en büyük
kilididir insanlığın. Bizi tarihin içine kilitliyorlar. Sana birşey
sorduklarında asla konuşma oğlum, ağzını açıp birşey söyleme. Çünkü her cevap
ihanetin kapılarını aralıyor. Her cevap biraz daha öldürüyor bizi ve yadellerin
oluyoruz konuştukça. Yadeller, hepsi bu ve yıkılıyor üstümüze sıla, yıkılıyor
üstümüze memleket, yıkılıyor üstümüze bir türkü. Geriye bir Leyla kalıyor hiç
görülmemiş, bir de 'Mecnun' yüreğim. Ve belki de son yıkım onların güllesiyle
geliyor. Bekliyorum. Sen bekleme ama!
Bizi kilitliyorlar oğlum. Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine
kilitliyorlar. Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine.
Kavuşamadığımız 'Leyla'ların ve ihanet ettiğimiz 'Mecnun'ların içine.