Benim doğduğum köyü gece eşkiyalar basardı" diyor ya şair; işte o eşkiyalar
biziz. Yine bir başkası alıp onun ağzından lafı, "Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz"
diye racon kesiyor orta yerde. Hükümdar olmak gibi bir niyetimiz yok oysa.
İktidar kirlidir ve eline kan bulaştırmadan işler cinayetlerini. İktidar
öldürmez, sipariş verir sadece ve gece köy basan adamları, yani bizleri bindirip
kamyon kasalarına, temizlik işlerine gönderir.
İktidarın elleri beyazdır ve o beyazlaştıkça kanlanır bizim avuçlarımız. O
büyüdükçe bizim yüzümüz kararır, kurbanlarımız artar, bastığımız köylerde taş
üstünde taş kalmaz. İktidar birini sevse, biz arka sokağa götürüp vururuz onu.
Bunu iktidar ister ve sonra temizlenme sırası bize gelir. Silahların, ölümlerin,
ateşlerin gölgesinde geçen hızlı, kısa ama bir o kadar da uzun hayatımız, tenha
bir avlunun köşesinde sona erer. Kara ve kıllı bir el boğazımıza yapıştığı zaman
anlarız oyuna geldiğimizi. Ama hep böyledir bizim kaderimiz, değişmez. Kullan ve
yok et yani. Kullan ve yok et!
Yüreğimin eşkiya yanı depreşti yine. Yüreğimin dağlara sevdalı yanı. Bir ateşin
başında yeminler edip, uzun uzun sigara içip, gözlerimizi karanlığa dikerek,
"şehre inme vakti gelmiştir" demek vardı şimdi.
Şehre inme vakti gelmiştir ve bir başından girip öteki ucundan çıkarak bir şehri
titretmek, ürkütmek, yakmak vakti gelmiştir. Usulca ayağa kalkıp mavzerlerimize
uzansak; toprağa tükürüp yenilesek kinimizi ve dudaklarımızın kenarına sert bir
ifade koysak; titrek ve flu bir fotoğraf hatırlasak yokedilen günlerimizden;
ateşe verilmiş gençliğimizin sevgilisini bulsak zihnimizdeki resimlerin arasında
ve sonra kalkıp konaklara doğru yürüsek. "Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz" diyor
adam ısrarla. Dünya ne, hükümdar ne, eşkiya kim? Bütün bu soruların içinde
kıvranarak yakıyoruz herşeyi ve aslında kendimizi yakıyoruz ve belki bizi
kurtaracak olan gemileri. Gemileri yakıyoruz, hiç birşey umurumuzda değil.
Kurtulmak isteyen kim? Kurtaracak olan kim? Kurtuluş ne? Hepsi bir palavra ve
karın doyurmuyor uzak bir hayalin belirsiz çizgileri.
İnanmıyorum kurtuluşa. İnanmıyorum beni çevirip yol soranların sahiciliğine.
Yolların bir yere çıktığına da inanmıyorum, yolcuların bir yere gittiğine de.
Büyük bir oyunun küçük taşlarıyız biz ve iktidar denilen kir yumağı üstümüze
sarılıyor. Alıp öldürüyorlar bir kısmımızı, bir kısmımızı ise en kanlı
cinayetlere taşeron kılıyorlar. Beklemediğimiz bir anda, ummadığımız insanlar,
sokulup yanımıza hançerlerini böğrümüze saplıyor.
Ya erken davranıp sen öldür, ya da sus ve bekle ölümü. Bize önerdiği bu işte
hayatın. İstifa ediyorum kurduğunuz herşeyden, verdiğiniz her görevden,
biçtiğiniz her makamdan. Sizden nefret ediyor ve toprağınıza tükürüyorum. Beni
kurtarmayın. Asla ama asla...