Türkiye Ortadoğu batağına çekiliyor
Tarih: 29.10.2007 Saat: 12:49
Konu: Ortadoğu


Kuzey Irak'ı işgalle tehdit eden Türkiye, PKK hakkında merkezi Irak hükümeti değil Kuzey Irak bölgesel yönetimiyle görüşmeliydi. PKK, Türkiye'yi Ortadoğu karmaşasına çekmeye çalışıyor ve görünüşe göre de başarılı olacak. Böyle bir durumdan en çok zarar görecek olan taraf da ABD




Türkiye'yle 'yeni Irak' hükümeti heyeti arasındaki görüşmelerin sonuçsuz kalması, devrik Irak hükümetiyle Kuveyt'in, Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgalinden sadece iki gün önce Taif kentindeki görüşmesini hatırlattı. Bu görüşmeler başarısız olmuştu çünkü Şeyh Saad Abdullah'ın temsil ettiği Kuveyt tarafı Saddam'ın, Irak'ın mali olarak desteklenmesi, Rumeyla petrol yatağından Irak petrolünün çekilmesinin durdurulması ve dünya pazarlarını petrole boğarak petrol fiyatlarının düşmesine yol açılmaması gibi taleplerini kabul etmemişti. Kuveytliler bu talepleri imkânsız bulmuş, Şeyh Saad Abdullah 'Kuveyt kışkırtmalara boyun eğmeyecek' diyerek meşhur açıklamasını yapmış ve sonraki günün sabahında, ülkesinin başkentinin göbeğinde Irak tanklarıyla karşılaşmıştı.

PKK Kaide gibi davranıyor

Türk hükümeti Irak heyetiyle yoğun görüşmelerden bir gün sonra, PKK unsurlarının teslim edilmesi ve Kuzey Irak'taki üslerinin ortadan kaldırılması talepleri karşısında Irak'ın önerilerinin tatmin edici bulmadığını belirtti. Zira bu önerilerin hayata geçirilmesi uzun süre gerektiriyordu ve Türkiye bekleyemezdi.

Görüşmelerin başarısız geçmesi zaten bekleniyordu. Çünkü Türkiye yanlış tarafla görüşüyordu. Zira Irak heyetinin temsil ettiği merkezi hükümet, kuzeyde tek bir askeri bile harekete geçiremez ve dolayısıyla sınırı kontrol edemez. Bu hükümetin bayrağı bile Irak'ın Kürt bölgelerinin tümünde dalgalanmıyor.

PKK Türk ordusuna yönelik eylemleriyle bölgedeki dengeleri altüst etti ve ABD Başkanı Bush açısından yeni bir baş ağrısı yarattı. PKK eylemleri, Bush yönetimini epey zor bir tercihle karşı karşıya getirdi. ABD, 'büyük' stratejik müttefik Türkiye'yle, Irak savaşının ve işgalinin kolaylaşmasında temel rolü oynayan 'küçük' stratejik müttefik Kuzey Irak arasında bir seçim yapmak zorunda.

ABD Türkiye'nin Kuzey Irak'ı işgalinden en fazla zarar gören taraf olur. Zira böyle bir işgale karşı koyarsa Türkiye'yi kaybeder, karşı koymazsa da Kürtleri. Türk hükümetini 'kendini tutmaya' teşvik etme girişimleriyse meyve vermeyebilir.
Kürtler Washington'ı Irak'ta kanlı bir savaşa soktu. ABD onları, hiçbir kazanıma işaret etmeksizin kullandı. Şimdiyse Kürtler ABD'yi bölgedeki en güçlü müttefikine karşı bir başka savaşa sokmak üzere. Üstelik Kürtler, ABD'nin gerek Türk işgaline karşı koyarak, gerekse de savaşın tek başarısından, yani felaketzede ülkenin kuzeyinde istikrarlı ve yarı-bağımsız bir devlet kurulmasından vazgeçerek atacağı adımların
sonuçlarına katlanmaya hazır değil.

PKK liderlerinin, Kaide'nin ABD'yi planlı veya plansız bir biçimde bölgedeki çekişmelere daha fazla sokma teorisini uygulaması ironik. PKK eylemlerinin sonuçları bu hedefe hizmet ediyor.
Kaide, 11 Eylül 'saldırılarını' ABD'yi Arap ve İslam topraklarındaki savaşlara çekmek amacıyla gerçekleştirdi. PKK da Türkiye'ye saldırılarını Kuzey Irak'ta ABD'nin koruduğu bölgelerden düzenleyerek aynı şeyi yapıyor. Bu durum, Türkiye'nin bu bölgeleri işgal etmesine ve tarihin en büyük gücü ABD'yle çatışmasına yol açacak. Görünen o ki bu hedef gerçekleşmek üzere ancak Irak'taki Kürtler açısından vahim sonuçlara yol açabilir.

Birçok konuda ayrı düşen Türk halkı tek bir konuda birleşiyor:
Kuzey Irak'ta Kürt modelinin reddedilmesi. Çünkü bu model kendileri için yapısal bir tehlike oluşturuyor; Suriye, İran ve Türkiye'deki toprakları kapsayan 'büyük Kürt devleti'ni tesis ediyor.

Saddam'ın Irak'ından farklı

Kürtler bağımsız devlet yönündeki tarihi hayallerini gerçekleştirecek basiretli liderlerden yoksun. Mevcut liderlerin aptallığının en belirgin kanıtı, Kürtleri yaşadıkları bölgelerde gerçek dostlardan mahrum bırakan politikalarının felaket sonuçları. Kürtleri Türk tehditlerinden kurtarmak veya yanlarında durmak için Avrupalılar ve Amerikalılar dahil kimse harekete geçmiyor. Zira düşman, Irak'ın gücünü artıracak ve ABD'nin bölgedeki hegemonyasını tehdit edebilecek türden kitle imha silahları geliştirmek isteyen Saddam değil, NATO'nun ikinci büyük ordusuna ve dünyanın 19. ekonomisine sahip olan Türkiye.

Kürtlerin yaşadığı bütün ülkelerde zor şartlarla mücadele ettiklerini, asgari düzeyde ulusal, kültürel ve siyasi haklardan beslenmediklerini, tarihlerinin kanlı katliamlarla, dost ve müttefiklerin terk etmeleriyle dolu olduğunu itiraf etmek gerek. Fakat Kürtlerin güzel olanı koruyamadıklarını ifade edenler de var. Zira Araplar onlara Irak'ta, özerk yönetim verdi ve ulusal kimliklerini tanıdı. Bununla birlikte Araplara sırtlarını çevirdiler, onları düşman hanesine koydular, Arapçayı İngilizce, Fransızca ve Almanca'dan sonra üçüncü hatta dördüncü dil haline getirdiler. Sünni veya Şii Iraklı Arap, Irak Kürdistanı'na girmek için vize alır oldu. Ayrıca, bölgeye girebilseler bile ancak bir Kürt'ün kefil olmasıyla oturum izni alabiliyorlar.

Türk işgali yakın. Durdurulması mucizeye bağlı ancak her halükârda mucizeler çağında değiliz. İşgalin gerçekleşmesi durumunda kesin olan tek şey, bölgedeki tüm dengelerin altüst olacağı. İstikrara dair ne kaldıysa bozulma tehdidiyle karşı karşıya. En fazla zararlı çıkacak da kesinlikle ABD olacaktır. ABD'nin Arap ve Müslümanların ezici çoğunluğunun desteğini kaybetmesi sonrası çoğu Türk'ün de nefret ettiği ülke haline gelmesi zaten yeterli.
 

ABDULBARİ ATWAN
Londra'da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, genel yayın yönetmeni, 27 Ekim 2007

Radikal
29/10/2007

 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4469