Meclis üstünlüğü 1924-1960 dönemi boyunca bir anayasal felsefe olarak kaldı.
Tek parti dönemi ve genelde üç partinin temsil edildiği 1946-60 dönemi boyunca
yürütmenin ağırlığı rejimi sarsan kavgalar yarattı
1924 Anayasası "Esas Teşkilat Kanunu" başlığını taşır ve bizim neslin
çocukluğunda yani 1950'li yıllarda da böyle denirdi. Bazı öz Türkçeci kimseler
"anayasa" deyimini kullandığı gibi 19'uncu yüzyıldaki ilk anayasamızdan mülhem;
"Kanun-ı Esasi" deyimini kullananlar da vardı. 1950'li yıllarda çok partili
rejim ve Demokrat Parti iktidarı döneminde "Kanun-u Esasi"nin veya Anayasa'nın
ihlal edildiği sıkça tekrarlanır oldu ama ilginç bir gelişme daha vardı: Anayasa
için değişiklik önerenler...
Mesela İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi ve komşu hukuk fakültesinden bir grup üye 1958'de
kendiliklerinden İstanbul civarında Kilyos'ta bir araya gelmiş, günlerce süren
bir çalışma ile bir taslak demeyelim ama bir değişiklik raporu hazırlamışlardır.
Prof. Bahri Savcı sonradan bu tutanakları yayımladı.
1924 Anayasası daha hazırlanırken referandumla değil, Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin görüş ve onayının yeterli olduğu şartı kabul edilmişti; öyle de
oldu. 1924 Anayasası'na, Prof. Mümtaz Soysal "Suçsuz anayasa" der.
1961 Anayasası'nın dili
Bir imparatorluğun kalıntısı fakir bir ziraat ve azgelişmiş sanayi ülkesi olan
Türkiye'nin siyasetçi ve aydınları değişmenin getirdiği bütün buhranları, üstüne
üstlük siyasi seçkinler ve temsilcilerinin acemiliklerinden doğan çatışmaları bu
anayasanın üzerine yıkmış ve 27 Mayıs 1960 darbesini yapan Milli Birlik Komitesi
daha ilk günlerde yeni anayasa yapacağını belirtmiş, bunun için ilmi komisyon
toplanacağını duyurmuştur.
İstanbul Üniversitesi'nden Ord. Prof. Sıddık Sami Onar başkanlığında toplanan bu
komitenin Tarık Zafer Tunaya, İsmet Giritli, Lütfü Duran gibi üyeleri vardı.
Komisyon çalışması uzun tartışmalarla çok fazla devam etti ve neticede
dağıtıldılar.
Komisyonun tasarımlarını beğenmeyenler sadece Milli Birlik Komitesi üyeleri
değildi; Ankara ve İstanbul'dan bir kısım hoca da bu çalışmaların yürütülme
biçimine karşıydı. Önerileri kabul etmiyorlardı. Nitekim Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin öğretim üyeleri üniversite ve yargı organı
mensuplarını da çağırarak fakülte salonunda açık ve geniş bir seminer
tertiplediler. Toplantılar ilgiyle izleniyordu.
Bu geniş kurulun tartışma ve önerileri Milli Birlik Komitesi'nin dikkatini çekti
ve kurulan yeni anayasa komisyonunda ağırlıklı üyeler bu çevreden geldi.
Fakültedeki tartışmalar sırasında aynı çevrenin ünlü hukukçularından ve 1946
döneminin genç bakanlarından Prof. Tahsin Bekir Balta, "1924 Anayasası'nın
cumhuriyetin anayasası olduğu, sağlam ve mantıklı bir dili ve yapısı olduğu"
gibi gerekçelerle kaldırılmasının hiç de yerinde olmadığını ancak bazı fasıl ve
maddelerde değişiklik yapılarak hayata devamının sağlanabileceğini ısrarla
belirtmiştir.
Mesela 1961 Anayasası'nda üzerinde ısrarla durulan Cumhuriyet Senatosu'nun bir
yasama organı olarak kendinden bekleneni veremediğini, bunu önerenlerin bile
sonraları gözünden düştüğünü ve 1982'de hemen hemen itirazsız kaldırıldığını
düşünürsek Tahsin Bekir hocanın haklı olduğu anlaşılır.
Aslında değişiklik milletlerin de hukukçuların da en masum isteğidir; değişmesi
gereken Türk siyasal hayatıydı ve anayasa değişikliği bunun için anıtsal bir
başlangıç olarak düşünülmüştür. 1961 Anayasası'nın dili, 1982 Anayasası ile
mükayese edilmeyecek kadar güzeldi; dibaçesi yani girişi şiirseldi ve bu şiirsel
metin 27 Mayıs harekatını ve onu yapanları meşrulaştırıyordu.
İçinde "Üniversiteler devlet eliyle kurulur" gibi sonraki ihlallere hiç cevaz
vermeyen kesin hükümler veya "Vatani görev herkesin hak ve görevidir" gibi
yurttaş toplumuna özgün kurumları kendine özgün üslupla ifade eden maddeler
vardı.
İktidar ve muhalefet
Oysa 1924 Anayasası meclis üstünlüğünü felsefe olarak korumakla birlikte
parlamenter rejimi getiriyor, yürütme organı yetkileri ile birlikte teşkil
ediliyor ve yargı erki mahkemelere devrediliyordu. Nitekim 1950'li yıllarda
mahkemelerin bağımsızlığı ve hakim teminatı en çok tartışılan konulardan olacak
ve 1961 Anayasası yargı bağımsızlığını getirecektir. Böylelikle hakimlere;
"Görülen lüzum üzerine ... yere tayin edildiniz" devrinin bitirilmesi
düşünülmüştür. 1920 konvansiyonel sistemi sona ermişti.
Bu anayasadaki en önemli özellikle yurttaşlardan "Türkler" olarak söz
edilmesidir. Türkler çağdaş cumhuriyetlerin anayasalarında "Fransızlar",
"Polonyalılar" diye söz edilen, etnik ayrımdan çok kapsayıcı bir kimlikle tarif
edilen tipteki yurttaşlığın Türkiye'de de kabulüdür. 1961 Anayasası bunun yerine
"yurttaş" deyimini kullanmayı tercih etti.
Meclis üstünlüğü 1924-1960 dönemi boyunca bir anayasal felsefe olarak kaldı. Tek
parti dönemi ve genelde üç partinin temsil edildiği 1946-60 dönemi boyunca
yürütmenin ağırlığı rejimi sarsan kavgalar yarattı ve meclisin üstünlüğüne
dayanarak kurulmak istenen, TBMM Tahkikat Komisyonu bu sebeple yargının ihlali
ve meclisin terörü olarak tenkit edildi. Mutlaka 28 Nisan olayları da bu
tartışmalardan çıktı.
Genelde Demokrat Parti iktidarın nasıl kullanılacağını bilmiyordu, Cumhuriyet
Halk Partisi de muhalefette olmayı kabul edemiyordu. 1946 ve 1950'de
milletvekili seçimlerinde ekseriyet sistemi denen ve vilayet temelinde en çok
oyu alan partinin tüm temsilcilikleri almasına dayanan sistem; CHP 1950'de
muhalefetteyken nispi sistem konusundaki kavgalara dönüştü ve yeni anayasa
gereği 1961 seçimleriyle ilk koalisyon hükümeti de kuruldu.
1924-1960 meclisleri dış politikayı asla tartışmamıştır, bazı konular siyasi
organların adeta tartışma yetkisi dışında tutulan tabulardır. Bunun değişmesi
için 1965 seçimleri ve yeni partilerin meclise girmesi beklenecektir. 1961
Anayasası muhtelif organlardan gelen temsilcilerden oluşan bir kurucu meclisin
nihai metni yapması ve anayasanın 1961 yılı ortasında referandum yapılarak
kabulü ile yürürlüğe girmesiyle sonuçlandı. Kabul eden çoğunluktu ama ezici bir
çoğunluk değildi. İzmir vilayeti yeni anayasayı reddetmişti. 1961 Anayasası
tartışmalarla başladı ve öyle de devam edecektir.
Fax: (0312) 427 20 64
Milliyet Pazar
21/10/2007