İspanya tehdidi karşısında 3. Murat'tan yardım isteyen İngiltere Kraliçesi 1.
Elizabeth, Osmanlı donanmasının Akdeniz'e açılması üzerine İspanyol donanmasının
ikiye bölünmesiyle soluk aldı...
Geçtiğimiz hafta İngiliz basını 'Kraliçeyi Türkler mi kurtardı' haberiyle hop
oturdu hop kalktı. İngiliz Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Trevor
Philip'in tarih kitaplarındaki yanlışların düzeltilmesinden söz ederken 1588'de
İngiltere Kraliçesi 1. Elizabeth'i İspanyol tehdidinden Osmanlı Devleti'nin
kurtardığını söylemesiyle başladı ve tartışma büyüdü.
Trevor Philip'i haklı bulanlar, "Böyle bir mektubun yazılması Osmanlı'nın yardım
ettiği manasına gelmez" diyerek karşı çıkanlar oldu.
Nedir işin aslı diye bakıldığında görünen şu:
Osmanlı İmparatorluğu'nun kıta Avrupasında askeri varlığını hissettirmesiyle
aynı dönemde Osmanlı-İspanyol rekabeti başladı aslında. İspanya Katolik
Hıristiyanlığın hamisi, Osmanlı İslam hilafetinin merkeziydi. Ayrıca Şarlken'in
tahta geçmesiyle bütün Avrupa'nın hâkimi mevkiine yükselmişti. Şarlken Papa'nın
'Kutsal Roma Germen İmparatoru' ilan ettiği insandı ve akrabalıkları dolayısıyla
Alman İmparatoru olarak tahta geçtiğinde aynı zamanda İspanya, Kastilya, Aragon,
Napoli, Sicilya, Hollanda, Belçika kralıydı. Ve kontrol ettiği büyük güçle
Müslüman Osmanlı karşısında Hıristiyanlığın tek hamisiydi.
Sadece İslam karşısında değil Protestanlık karşısında da Roma kilisesi sırtını
İspanya'ya dayıyordu. 16. yüzyılda sadece Avrupa'da değil Kuzey Afrika'da da
karşı karşıyaydı Osmanlı'yla İspanya. 1571'de İnebahtı yenilgisi hariç
İspanya'nın burnunun dibindeki bu coğrafyada hâkimiyet kurmasını engelleyen tek
güç Osmanlıydı. İspanya kara savaşında yenemediği Osmanlı'yı denizde Akdeniz'de
zorlarken diğer taraftan Osmanlı'yı doğuda meşgul etmek için İran'la temasa
geçmiş Şah Abbas'la ittifak yapmıştı. Tarihsel olarak önceki yüzyıllarda da
Osmanlı baskısı karşısında batıda müttefik arayışına giren ve her seferinde
Almanya'yla birlikte hareket eden İran'ın tereddütsüz evet dediği bir anlaşmaydı
bu.
Söz konusu döneme damgasını vuran bir diğer olay ekonomik gelişmelerdi kuşkusuz.
16. yüzyılın sonu diğer ülkeler gibi Osmanlı'ya da İspanyol gümüşünün aktığı
dönemdir. Ve bunu meydana getirdiği pahalılık yani enflasyon baskısı İstanbul'un
en büyük sıkıntılarından biridir.
Elbette bütün bu gelişmelerin güç kattığı İspanya'nın tek derdi değildi Osmanlı.
Afrika'da ve Amerika kıtasına uzanan yolda rakip gördüğü İngiltere'yi yenik
çıktığı 'Yüzyıl Savaşları' diye bilinen bir dizi savaşın ardından kendini
toparlayıp yeniden güç haline gelmeden kontrol altıba almak istiyordu İspanya.
Katolik inancından kopan Protestan Anglikan Kilisesi'nin varlığı bu talebin
gerekçesi, bahanesiydi sadece.
Armada yenilgisi
Ara ara kesintiye uğrasa da 1527'den 1598'e kadar devam eden İspanya- İngiltere
savaşlarının en şiddetlisi 'Armada Yenilgisi' diye bilinen ve 1588'de yaşanan
deniz savaşıydı kuşkusuz. İspanya Kralı 2. Philip İngiltere Kraliçesi 1.
Elizabeth'in kayınbiraderi olmasına aldırmaksızın 30 bin kişilik bir orduyu 130
gemiyle İngiltere'ye göndermek için plan yapmaya başladı. 2. Philip sefere
kumanda etmesi için kumandan ararken İngiltere kraliçesinin elçisi Topkapı
Sarayı'nda 3. Murad'ın sadrazamı Siyayuş Paşa'nın yanındaydı. Londra'dan gelen
elçi Kraliçe'nin mektubunu getiriyordu ve İspanya karşısında Osmanlı devletiyle
ittifak teklif ediyordu. 3. Murat'ın bu talebe verdiği cevapta Osmanlı
donanmasının Akdeniz'e açılması için emir verildiği ifade edildikten sonra
padişahın meydana gelen gelişmelerden haberdar olma arzusunun ifade edildiği
biliniyor: "Siz bana itaat ve boyun eğmekte sebat gösterip, o taraflarda
bildiğiniz ve öğrendiklerinizi arz etmekten geri kalmayasınız."
Nitekim 28 Mayıs 1588'de İspanyol donanması İngiltere seferi için denize
açıldığında ağır topların bulunduğu gemilerin önemli bir kısmı Akdeniz'de
muhtemel bir Osmanlı saldırısını önlemek için ayrılmıştı. 2. Philip yine de
galebe çalacağı ümidindeydi.
Kötü hava şartlarının hızını yavaşlatmasıyla Armada ilk kez ancak 27 Temmuz'da
The Lizard yarımadası açıklarında gözlendi. İngiltere'nin güney kıyısı boyunca
dizili, sinyal ateşinden oluşan uyarı sistemi sayesinde haber iki gün içinde
Londra'ya ulaştı. Armada güney sahilini kendisini İngiliz filosunun 55 gemisinin
beklediği Plymouth'a kadar izlendi. Düz bir çizgi şeklinde formasyon oluşturan
İngilizler Armada'nın peşine takılarak rüzgâr sayesinde stratejik manevra
avantajı elde ettiler. Gelişmeleri sonraki haftalarda Eddystone ve Portland
açıklarında sonuçlanamayan iki çarpışma takip etti. İspanyollar geride kaza
sonucu harap olan iki gemi enkazı bıraktı. Armada, Parma'nın ordusundan haber
beklemek için Wight Adası açıklarında geçici bir üs kurma olanağı elde etti.
Bunu mutlaka engellemek için İngilizler dört kola ayrılarak saldırıya geçince
Armada akıntı yüzünden kayalara oturma tehlikesiyle yüz yüze geldi. Sonuçta bu
ünlü savaş İspanyol filosunun geri dönmez zorunda kalmasıyla neticelendi.
İspanya Kralı 2. Philip hedefe ulaşamamış olunmasını Osmanlı tehdidi dolayısıyla
Akdeniz'de tutmak zorunda kaldığı filonun eksikliğine bağlıyordu. Yavaş hareket
eden, kısa mesafelerde netice alacak çapta küçük toplarla donatılmış gemilerle
harekâtı yapmaya kalkmanın neticesiydi bu...
Gerçi sonraki yıllarda denizlerede İspanya hâkimiyetinin kurulmasını engellemedi
'Armada Savaşı' ama İngiltere tahtını kurtarmasının yanında Londra'yla
İstanbul'a yakınlaştırdı. İngiltere 18. yüzyıla kadar Osmanlı devletine doğudaki
güvenilir müttefiki olarak bakma eğilimine girdi.
İran'a gelince; İspanya'yla yaptığı ittifakın neticesi olarak Osmanlı'nın
dikkatini Akdeniz'den ve Avrupa'dan doğuya çevirmeye çalışan İran'ın Anadolu ve
Kafkaslarda başladığı harekât İran'ın ağır yenilgisiyle sonuçlandı. Öyle ki Şah
Abbas barış talebiyle İstanbul'a gönderdiği oğlu ve veliahtı Mirza'nın verdiği
sözü tutacağının delili olarak rehine statüsüyle tutulmasını teklif etme
noktasına geldi.
Kıyafet her dönemde sorun...
Türban tartışmasının nereye kadar devam edeceği ve ne netice vereceği şimdilik
meçhul. Ama kadınların neyi nasıl giyip giymeyecekleri her dönemde erkeklerin
başlıca meşgalelerinden biri oldu. Üstelik sadece bizde değil Rusya'da ve batıda
da kadınların örtünmesi her zaman gündemdeki yerini korudu. Rusya kadınlar
dışında erkeklere de karıştı. Büyük Petro'ya kadar Osmanlı coğrafyasında
yadırganmayacak tarzda giyim kuşam alışkanlığının bulunduğu Rusya'da modernleşme
hamlesi sırasında pantolon giymeyenler, sakal bırakan erkekler takibe uğradı.
Çar'ın sakala dıyduğu öfke yüzünde pek çok erkek idam edildi.
Ünlü Fransız yazar Pierre Loti İstanbul'da yaşadığı günlerdeki anılarından
yararlandığı 'Bezgin Kadınlar' adlı romanında kahramanlarının ağzından, gizli
gizli buluştuğu Müslüman Türk kadınlarının ondan ruhlarının olduğunu ortaya
koyacak kitaplar yazmasını istediklerini anlatıyor. Onlardan yüzlerini
açmalarını isterken: "Bu derece görülmeyen varlıklarla konuşmanın benim için ne
kadar yeni, garip, endişe verici bir şey olduğunu tasavvur edebiliyor musunuz?
Sesleriniz bile üç kat örtünün altında maskelenmiş gibi. Bazı anlarda size karşı
müphem bir korku duyuyorum (...) Hiç değilse bir şey yapın, bana yüzünüzün
göründüğü resimlerinizi verin... Sizi şerefimle temin ederim ki, bunları derhal
iade edeceğim, yahut da kaderin cilvesi olarak bir dramın neticesi ayrılırsak
yakarım."
Kadınlar Pierre Loti'ye fotoğraflarını göndermeyi vaat ederek ayrılırlar.
Ancak sözlerini tutup gönderdikleri pozlarda sırtları açık hayli dekolte Fransız
kıyafetleri içindedirler. Pierre Loti için şimdilik ve hiç değilse peçenin
açılması yeterliydi. Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı Fatma Aliye Hanım da Müslüman
kadınların tesettüre riayet etmeleri şartıyla yüzlerini açmalarında bir sakınca
olmadığını söylüyordu ama imparatorluğun son yıllarına kadar bu konuda kadınlar
lehine fazla önemli bir değişiklik olmadı.
Radikal
30/09/2007