Bir ara, “Sinema koltuklarına AİDS’li iğne sokuyorlar, oturana battı mı AİDS
oluyor” meşhurdu. Sinemaya gitmekten vazgeçen oldu, dalga geçen çok oldu. Şimdi
dolaşan haberler farklı. Çünkü bunlar ülkemizin bölünmez bütünlüğüyle ilgili.
İki tanesini aşağıda vereyim de tüyleriniz diken diken olsun. Mülkiyeli sınıf
arkadaşım büyük harflerle “ÇOK ÖNEMLİ LÜTFEN OKUYUN VE DAĞITIN” demiş:
“Diyarbakır’da bir resmî bina inşaatı. Önündeki tabelada şunlar yazıyor:
Diyarbakır İstinaf Mahkemesi Binası İnşaatı. Construction of Appeal Building
Diyarbakır.
Hibe Sözleşme bedeli: 7 milyon 284 bin Euro.
Financed by (Parayı veren): European Union (Avrupa Birliği)
Faydalanıcı: T.C. Adalet Bakanlığı (Republic of Turkey, Ministry of Justice)
Şu anda ülkemizde istinaf mahkemeleri yoktur. AKP hükümeti bu mahkemeleri kurmak
için yasa tasarısı hazırlamaktadır. Tesadüf bu ya; bu mahkemelerin kurulmasını
AB de ısrarlı bir şekilde istemektedir. AB’nin projesi ülkemizin bölünmesi
sonrası, bu mahkemelerin eyalet mahkemeleri olarak kullanılmasıdır. AB bunu açık
açık dile getirmektedir. AB sonuçtan o kadar emindir ki, 7 milyon euroyu bir
çırpıda bağışlamış, mahkeme binasının inşaatına bile başlamıştır. Üstelik
nerede? Tesadüf bu ya; yine Diyarbakır’da. Özgür ülkemin, özgür meclisinin,
özgür insanları. Özgür ülkemde özgür meclisimin kararı bile olmadan, yasası bile
olmadan, özgür ülkem daha bölünmeden, AB bu mahkeme inşaatını nasıl
yaptırabilmektedir? Lütfen, gönderebileceğiniz herkese gönderin, lütfen.
Artık son şanslarımız…”
Bu canhıraş çığlığa bir diğer sınıf arkadaşım başka bir uyarıyla katılıyor:
“Uzağa gitmeyin arkadaşlar. Aynı inşaat ve tabela Ankara-Söğütözü’nde.”
Bu habere Hürriyet'ten de ulaşabilirsiniz. Sanırım ilk defa, Yeniçağ
gazetesinden naklen Emin Çölaşan yazmıştı (01.04.07).
İşte tam “şehir efsanesi” denen şey. Gerçek durumsa şöyle:
1) Çoktan kuruldu bu mahkemeler. 26.09.2004’te kabul edilen ve Resmî Gazete’nin
07.10.2004 tarih ve 25606 sayılı nüshasında yayınlanan 5234 sayılı yasayla:
“Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adli Mahkemeleri Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun”. Bütün Avrupa ve KKTC’de vardı, bizde de oldu.
Gerekçesi, Yargıtay’ı boğan iş yoğunluğunu azaltmak. Kimi nispeten önemsiz
(örneğin, 1000 YTL’nin altındaki) davalar Yargıtay yerine buraya gidecek. Aynen,
artık Danıştay yerine Bölge İdare Mahkemeleri’ne gittiği gibi.
Geçici Md. 2 Adalet Bakanlığı’na bu iş için 2 yıl süre vermişti. Oysa AB’ye
verilen projeler hemen sonuçlanmadı, biraz da lâgarlık oldu, binalar vs.
yapılamadı, bunun üzerine uygulama 2010’a ertelendi. Olay bu.
2) Eyaletle ilgisi yok. Bütün önemli merkezler gibi Diyarbakır’da da yapılıyor.
Ankara-Söğütözü’nde de. İstanbul’da da. Diyarbakır deyince, demek ki Kürtler
Ankara’yı da almaya kararlı! Ağzımdan yel alsın yarabbi, şu mübarek Ramazan
gününde…
Hatay Suriye’ye, GAP İsrail’e
Ortalıkta fıldır fıldır dolaşan ikinci şehir efsanesi, yabancılara mülk satışı
konusunda. Burada da ülkemizin bölünmez bütünlüğü söz konusu olduğu için
ulusalcılarımız bizi en çok iki konuda uyarıyor:
1) Ata yadigârı Hatay elden gidiyor. Hatay’da toplam 120 milyon metre kare
Suriyelilere satıldı.”
Maalesef burada da ulusalcılarımızda birazcık bilgi eksikliği mevcut: Hatay’ın
Türkiye’ye iltihak ettiği 1939’dan beri Suriyelilere tek bir santimetre kare
satılmadı. Bu mülkiyet tablosu o tarihte Suriye vatandaşlığını seçenler
nedeniyle.
2) GAP elden gidiyor. İsrail GAP’tan sürekli toprak satın alıyor. Bunlar yarın
buralarda egemenlik iddiasında bulunurlar. Yahudiler vaktiyle Filistin’de öyle
yapmıştı.
Burada da bir tuhaflık var. Tapu-Kadastro Gn. Md. M.Z. Adlı’nın açıklamalarına
göre Gn. Kur., MİT ve MSB araştırma sonuçları hiçbir İsraillinin GAP’tan
taşınmaz almadığını gösteriyor. Bunlar 82’si İstanbul’da olmak üzere Türkiye’de
toplam 133 taşınmaz almışlar (T.Işık, Radikal, 11.12.2004). “Efendim, Yahudiler
kurnaz. Türk vatandaşları adına alıyorlar”. Eh, birader, yapıyorlardır
köftehorlar. Ne Yahudi’dir onlar. Ne Sabetaycıdır onlar. Her şey beklenir
onlardan…
Sonuç: Yine paranoya
Sıcak döviz girişi durduğu an allakbullak olacak bir ekonomiyle yaşıyoruz. Bu
yolla son dört yılda giren döviz 7.1 milyar dolar (Y.Törüner, Milliyet,
11.08.07).
Ve bu kalıcı döviz. Gidici değil. Yabancıların spekülatif sermayeyle geldiğini,
deve yüküyle faiz götürdüğünü, üstelik de bir kriz anında hemen alıp götürerek
ekonomiyi batırdığını söylüyoruz, ki tastamam doğru. Ama öbür yandan da
yabancıların, alıp götürmesi en zor olan taşınmaz mülkiyeti edinmesini “ülkeyi
satmak” sayıyoruz.
Acaba kimi insanlarımız “mülkiyet” ile “ulusal egemenlik” kavramlarını
karıştırıyor olmasın? Böyle bir endişe varsa, onun da çaresi var: Dikkat ederiz
ki yabancılar topraklarını bavula koyup götürmesinler. Veya, sayfiye evlerinde
Bağımsız Cumhuriyet ilan etmesinler.
Bu şehir efsanelerinin özeti: Kürtler ülkeyi bölmeye gidiyor, AB buna yardımcı
oluyor, ülkemiz parça parça satılıyor, bu parçalar üzerinde yeni ülkeler
kurulacak.
Ben de Prof. Şerif Mardin gibi ihtiyatlı olayım: Ülkenin elden gitmesinden
korkanlar haklı da olabilir. Çünkü 28.07.07 tarihli Radikal’de çıkan bir habere
göre topraklarımız üzerinde “İlk İrlanda Kolonisi” kuruldu bile. Kuşadası’nda
“eski çöplük mevkiinde” toprak almışlar, tapuları dağıtmışlar. İki havuz, bar,
restoran, spor merkezi ve futbol sahası da yapmışlar. Nasılsa denize kıyıları da
var; bunlar yakında elektriklerini de kendileri üretir, kuyularını açar, sonra
da bağımsız cumhuriyet ilan ederler. Bakın, açık havada sigara içmeyi bile
yasaklamışlar. Küstahlığa bak.