Osman Çakmakçı: Anonim ölüm - Elias Canetti
Tarih: 20.08.2007 Saat: 10:59
Konu: Kitap Tenkidleri


Ölüm içimizde midir, yoksa ona dışarıdan maruz mu kalırız? Ölüme doğru ilerler miyiz yoksa ölüm mü bize doğru gelir? Canetti'ye göre, 'ölüm bize doğru gelir ve geriye itilmelidir'

"Hakkında konuşulamayan konusunda susmalı," der Wittgenstein. Ölüm de hakkında konuşulamayan bir yaşantı olarak susulması gereken bir konu mu o zaman? Öyle ya, onu deneyimlediğimiz anda her şey biter, ulaşıldığı anda yok olur, demek ki ölüm üzerine konuşulsa bile bu konuşma ancak onun çevresinde dolanan, ama ne yazık ki ona temas etmeyen bir konuşmadır.



Onu asla ölmeden yaşayamayız, yaşayanları seyrettiğimizde nasıl ölündüğü hakkında belki birtakım izlenimler ediniriz, ama asla nasıl bir şey olduğunu bilemeyiz. Bu demek ki ölüm bize her zaman kapalı ve karanlık kalacak bir deneyim. Bunları ontolojik bir gerçeklik olarak öne sürdüm. Ama tabii ölüm aynı zamanda sosyolojik ve kültürel bir olgudur da. Değil mi ya, birçok kültürel olgu gibi ölüm de tarih boyunca şekil değiştirmiş, toplumdaki yeri ve algılanışı dönüşüm göstermiştir.

Örneğin şunu diyebilir miyiz acaba? Ölüm eskiden daha merkezi bir yer tutarken şimdi toplumsal yaşamdan iyice dışlanmıştır. Önceden ölüler yaşadığımız yere, örneğin evlerimizin bahçesine gömülürdü de daha çok iç içe olurduk ölüyle ve ölümle. Şimdi ise epey bir zamandır kentlerin dışına sürülen mezarlıklara yığıyoruz ölülerimizi. Bu, ölümden kaçma, onu göz ardı etme çabasıyla ölüm düşüncesinden kurtulma çabası olarak değerlendirilebilir mi? Aman, gözden uzak olsun da! Eskiden sadece kendi yakın çevremizdeki ölümlerle içli dışlı olurken, şimdi dünyanın her yanından ölüm görüntülerini görüyoruz, haberlerini işitiyoruz. Bu şu demek ki, eskiden ölüm daha niteliksel bir şeyken (yani daha gerçek, daha öze ilişkin bir şeyken) şimdi gelişen iletişim teknolojisi sayesinde daha niceliksel bir şeye dönüşüp gerçekliğini daha çok yitirdi; biçimsel bir jeste dönüştü. Ölüm her yerde, işte bu yüzden seyreldi, ağırlığını yitirip hafifleşti ve gerçek dışı bir kimlik kazandı.

1981 yılı Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olmakla kalmayıp aynı zamanda çok da iyi bir yazar ve dikine düşünen bir kişi olarak Elias Canetti, Ölüm Üzerine adlı kitabında, insanın en temel gerçeği üzerine düşüncelerini bir tür aforizmalar halinde okurlara iletiyor. Kitapta belirgin bir şekilde ortaya konan ve benim de çok uzun zamandır üzerinde düşündüğüm şey şu: Ölüm içsel bir yaşantı mıdır, yoksa bize dışarıdan gelen bir saldırı mıdır? Yani: Ölüm içimizde midir, yoksa biz ona dışarıdan maruz mu kalırız? Ölüme koşar mıyız, ona doğru ilerler miyiz, yoksa ölüm mü bize doğru gelir. Canetti'ye göre, "biz ölüme doğru koşmayız, fakat ölüm bize doğru gelir ve geriye itilmelidir." (s. 116) Ben bu konuda hâlâ kararsızım.

Ölümün beklenmedikliğidir de biraz onu korkunç kılan. "Her ölüm erken ölümdür" her zaman. Ani ölüm ile uzun süren yavaş ölüm üzerinde de çok düşünülmüştür. Kimi ani ölümle ölmeyi yeğlerken ben yavaş ölümü tercih erdim; hiç olmazsa yarım bırakmamak ve ölmeden önce tamamlamak için; aynı zamanda da ölüme hazırlanmak için.

Canetti, kitabı oluşturan notlarında, ölümün insanın kişiliğini ortadan kaldırıp kaldırmadığı üzerine de düşünüyor. Sağken her insan öyle ya da böyle bir kişiliğe sahiptir. Bir şey imler, temsil eder, hakikatte yer alır. Peki ama ölen insan hemen bir et yığınına dönüşüp anonimleşir mi? Zamanın ve tarihin ve tabii ki hakikatin dışına mı atılır? Gerçi insanoğlu buna karşı, mezar taşlarıyla, oraya kazıdığı isimle karşı durmaya çalışmıştır. Orada sadece bir ölü değil, bir zamanlar yaşamış olan ve belki de hâlâ hayallerimizde, sözlerimizde de olsa yaşamaya devam belirli bir kişi yatmaktadır. Mezar taşları anonimleşmeye karşı bir direnç olarak da okunabilir. Belki de insan öldükten sonra gerçek kimliği şekillenip varlık kazanır. Ölüler öldükten sonra da aramızda en azından belli bir süre yaşamaya devam eder. Daha sonra, birkaç kuşak sonra ise anonimleşerek yok olurlar. (Sanat bu yok oluşa karşı bir tür diklenmedir.)
Canetti'ye gelince, o, ölüme seksen yaşında şu satırları yazarak meydan okumayı sürdürüyordu: "Eğer bir gün olacaksa demek ki olacak, kesinlikle olacaksa, o zaman elimde sarı kurşunkalemle ölüme karşı yazdığım tehditkâr bir sözcüğün başında ölmek isterim."
Yaşam her şeye karşın ölüme karşı bir tehdit değil midir?


ÖLÜM ÜZERİNE
Elias Canetti, Çeviren Gürsel Aytaç, Payel Yayınları, 2007, 127 sayfa






Radikal Kitap
17/08/2007
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=4109