Bu derleme olmasaydı, soğuk bir kış gecesi, Nahit Sırrı'yla Abdülhak
Şinasi'nin kapışmalarını nasıl öğrenebilirdik?
Ahmet Cemal'in çevirisine borçluyuz: Stefan Zweig ünlü denemesinde mektup
yazmayı başlı başına bir 'sanat' sayar. Bununla birlikte mektup yazma sanatının
sonuna gelinmiştir.
1924'te kaleme alınmış denemeye bakılırsa, gazete-yazı
makinası-telefon üçgeni mektuba özgü duyarlığı, o gizemli haberleşmeyi usul usul
ortadan kaldırmıştır.
Stefan Zweig, mektup yazma sanatının yakın gelecekte büsbütün yiteceği, sona
ereceği kanısındadır. Oysa bu sanat, hem her insana açık, hem de özgür bir
sanattır. Şöyle diyor "Bilinmeyen Kadının Mektubu" hikâyecisi:
"İnsan bir dosta, bir yabancıya günün getirdiklerini, bir olayı, bir kitabı, bir
duyguyu iletebiliyordu; üstelik bunu kolayca, bir armağan verme kastı
bulunmaksızın, bir sanat yapıtından sorumlu olmak gibi tehlikeli bir gerilime
düşmeksizin yapabiliyordu. Böylece geçmiş zamanlarda, mektupların henüz insanlar
arasında bağlar kurabildiği, insandan insana iletilen mesajların sihirli bir güç
taşıdığı huzurlu bir dünyada sayısız küçük mucizeler gerçekleşebilmiştir."
Tekrar hatırlatmak gerekirse, yıl 1924. Ama, mektup saltanatı bizde daha uzun
yıllar sürmüştür. Özellikle edebiyat adamlarımızın kaleme getirdiği mektuplar.
Onların, öyle kolayca geçip gitmeyen, geleceğe anlam taşıyan bir ömürleri
olabiliyor. Bu mektuplar, bazen, zamandan zamana sayısız bildirge iletiyor.
Edebiyat adamlarının, ressamların, her sanat alanından kişilerin mektuplarını
okumayı çok severim. Dünya edebiyatında seçkin örnekleri sayılamayacak kadar
çok.
Ama yayıncılığımızda -son yıllara kadar- mektup derlemelerine pek yer yoktu.
Belki de yayıncılar, mektup derlemelerinden oluşma kitapların alıcı
bulamayacağını düşündüler; yıllar yılı, düşüncelerinden caymadılar. Tiyatro
eserlerine yönelik iştahsızlık, mektup için de geçerli olmalı.
1908 doğumlu Yaşar Nabi Nayır, 1972'de Dost Mektuplar'ı yayımladı. Kurucusu
olduğu Varlık Yayınları'nın verimi. Abdülhak Şinasi'den Nahit Sırrı'ya birçok
yazarın Yaşar Nabi'ye yazdığı mektuplar gerçekten etkileyici bir tat
bırakıyordu. Dahası, edebiyatımız adına bir 'ilk' örnekti.
Dost Mektuplar'ı arada sırada karıştırırım. Geçmiş günlerden bir sesleniş. Dün
Yaşar Nabi'yeyken, bugün her okura. Bu derleme olmasaydı, Ankara'da soğuk bir
kış gecesi, Nahit Sırrı'yla Abdülhak Şinasi'nin kapışmalarını nasıl
öğrenebilirdik? Şimdiyse, o geceyi gözümün önüne getirebiliyorum. Zaman geçmiŞ;
o kavgalar, çekemezlikler, hışımlar dostça bir çehre edinmiş. En azından Yaşar
Nabi'nin gönlünde.
Yaşar Nabi aramızdan ayrılanlar için üzülüyor: Reşat Nuri, Ataç, Tanpınar, Sait
Faik, Orhan Kemal, ötekiler... Mektupları derlerken, geçmiş günlerin anılarına
dalıp gidiyor. Zarflar rutubet kokuyormuş, tozlar içindeymiş; mektup kâğıtları
sararmış, mürekkep solmuş...
Yazar arkadaşlarımdan aldığım yüzlerce mektup diyor. Oysa Dost Mektuplar -altbaşlığı:
Mektuplarıyla Edebiyatçılarımız-, küçük boy, hepi topu 196 sayfa. Yüzlerce
mektup nerde? Ancak bu kadarını yayımlayabildim diyor hazırlayıcı; olanaklar bu
kadarına el verdi demeye getiriyor.
Zaten Varlık Yayınları olmasaydı, Yaşar Nabi edebiyatımızın zenginliklerine
sahip çıkmayı ön görmeseydi, belki bu 'demet' bile derlenemeyecekti.
Bir ülkenin kültürü, şüphesiz, edebiyatına duyduğu saygıyla da ölçülür.
Edebiyata sahip çıkışıyla, Yaşar Nabi'den öğrendiğimize göre, Sabri Esat
Siyavuşgil'in ve Nahit Sırrı'nın dosyalarda duran mektupları "ayrı birer cilt
tutacak çokluk"taymış. Karanlık siyasetlerin oyuncağı olmuş devlet yapımı
yığınla kitabı hatırlayın ve edebiyatçılarının mektuplarına sahip çıkamayan o
yayıncılık anlayışını değerlendirin...
Gönül isterdi ki, Yaşar Nabi'nin açıklamasından sonra -1972'de kimdi başbakan,
hangi hükümet iş başındaydı?- Devlet Kitapları mektuplara sahip çıksın, bir an
önce yayımlasın.
Yine rüya mı görüyorum?
* * *
Gündeş öneriler
a) Virginia Woolf/Vita Sackville-West Mektuplaşmaları, Mefkure Bayatlı'nın
çevirisi, Agora Kitaplığı, 2007.
b) Kiraz Çiçekleri, Kavabata, Hüseyin Can Erkin'in çevirisi, Doğan Kitap, 2007.
Radikal
27/07/2007