“Benim oyum Baykal'a, ama bir şartla!” başlıklı yazımda, Cumhuriyet
mitinglerinde yükselen, “Ne ABD, ne AB, tam bağımsız Türkiye” sloganını, Baykal,
orijinaline sadık kalarak bir kez söylesin; oyumu cebinde bilsin, demiştim.
Şartım tastamam bundan ibaretti.
Baykal'dan, CHP'yi, Ali Topuz'lardan arındırmasını da istememiştim, darbelere,
muhtıralara aslanlar gibi direnmesini de.
Yani, bir oy vereceğim diye, eşeğin (…) su kaçırıp, ondan olmayacak şeyler
yapmasını beklemiyordum.
Taştan karşılık var, Baykal'dan yoktu. Demek ki, benim oyumu gözden çıkarmıştı.
Ne diyelim; sağlık olsun.
Teklifim, Baykal'da bir karşılık bulmadı ama, Basın Konseyi'nin, bir okurun
müşteki sıfatıyla yazdığı dilekçeye dayandırdığı, “Equus asinus davası”na neden
oldu.
Equus asinus, bildiğiniz eşeğin Latince karşılığı. Anlayacağınız, bu dava, “Eşek
davası.”
Türkçe eşek dururken, Latince'sine yer vermemi sakın ola zirzopluğa bağlamayın.
Nedeni var; aman verin ki, anlatalım.
Şunu düşündüm: Madem “davalı” durumundayım, revnaklı bir adı olsun davanın.
Hani, ayıptır söylemesi; olmuşken bilimsel çağrışımı olsun. Bir de, eşek hangi
dile çevrilirse çevrilsin, "eşeklik baki kalır" , unutulmasın.
İmdi, söz konusu okurun, Basın Konseyi'ne başvurmadan önce bana gönderdiği maili
noktasına, virgülüne, 'tashihine' hiç dokunmadan aynen aktarıyorum:
“Sayın Tuna, Gazetecilik ciddi iştir. Kalemi öyle istediğin gibi kullanamazsın.
Eşek son derece çalışkan,sabırlı, sessiz ve sevimli bir Hayvandır. Böylesine
güzel ve sevimli bir hayvanı yazınızda edepsizce kullanmanızın izahı yoktur. Ve
o sessiz Sakin, uysal, ağzı olup dili olmayan, savunmasız zavallı eşeğin '….' a
su kaçıranlar ve bunu yazılarında marifet gibi kullananlar zavallı
mahlukatlardır. Derhal önce ekmek yediğin gazetenden, sonra velinimetin
okurlarından ve bütün eşeklerden ÖZÜR DİLE. Saygılarımla, “
Görüldüğü gibi, “sayın”la başlamış, eşekler hakkındaki takdire şayan duygularını
ve hassasiyetini dile getirmiş, “edepsizce” ve “zavallı mahlukatlar”
lakırdılarıyla cıvıtmış, “özür dile” diyerek su koyuvermiş, “saygılarımla”
ifadesiyle mailini nihayete erdirmiş.
Neresinden bakarsanız 'tuhaf' bir mail. 'Rahatsız' mı, şaka mı yapıyor, belli
değil.
Aynı okur, Basın Konseyi'ne de baş vurmuş. “Konunun incelenerek, mağduriyetime
mahal kalmaması için gereğini arz ederim.” şeklinde biten dilekçesinde,
“şahsımda hem ifadede kullanılan hayvanın, hem de tüm gazete okurlarının
incindiğini hissettim.” diyor.
Basın Konseyi'nin, ( okurun, kendi şahsında bütün eşeklerden özür dilememi
beklediği) şikayet dilekçesini işleme koyarak, konuyu şappadak incelediğini ve
okur mağduriyetini gidermek için harekete geçtiğini ispat eden evrak-ı
şahaneleri şu anda masamın üzerinde duruyor.
Okumaya doyamadığım bu güzide evrakta, “Basın meslek ilkelerinin” 4 ve 12'inci
maddelerinden bahisle benden 'savunma' isteniyor.
Gelin, 4'üncü maddeyi birlikte okuyalım:
“Kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren,
aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.”
Demek ki; Basın Konseyi sekreteryası, söz konusu maddenin konuyla ilişkisini
kurmak için, “Kişi ve kuruluşları” ifadesinin yerine, “eşek” yerleştirmiş.
Hayırlı, uğurlu olsun. Kutluyorum.
Basın Konseyine, Türk basın tarihinde bir ilk olan, “Equus asinus davası”nda,
bana, “davalı” rolünü bahşettiğinden ötürü, eşek sudan dönünceye kadar teşekkürü
bir borç bilirim.
Borcumun ilk taksitini yarınki yazımda kendilerine ödeyeceğim. Bu yazıyı ister
'savunma' olarak, isterse, “Eşeği süren, (…)uğuna katlanır.” şeklinde
okuyabilirler. Nasılsa, “kişi ve kuruluşları” ifadesine, “eşek” manası
verebilecek kadar geniş okuma yetenekleri var.
Şu bizim Basın Konseyi tam bir madenmiş yahu!
Yenişafak
03/07/2007