Bir anayasanın uzun veya kısa olmasıyla demokratik olması arasında zorunlu
bir bağlantı olmadığını yazıyordum. Bu doğru, ama hiç bağlantı yok da diyemeyiz.
Şuradan girelim: demokrasi, anayasanın sahibi olan toplumun kültürüne nüfuz
etmemiş, sinmemişse, herhangi bir anayasanın bunu otomatikman sağlaması mümkün
değildir.
Ama 'kısa'lık burada şu biçimde ortaya çıkabilir: temel uzlaşmalarını pratikte
gerçekleştirmiş, demokratik yaşamaya karar vermiş bir toplumda, anayasanın
düzenlemesi beklenen konular da azalır. Yani, klasik örnekle, Amerikan anayasası
kısa olduğu için Amerikan toplumu demokrat olmamıştır. Tersine, bu anayasa,
toplumun zaten fiili hayat içindeki demokratik kazanımlarına oturduğu için
'kısa' olabilmiştir.
Birleşik Krallık'ta 'yazılı' anayasa bile olmaksızın dünyanın sayılı
demokrasilerinden birinin var olabilmesi hepimize çok değerli görünmüştür.
Ama bu ülkede, 1988'de, 'Charter'88' adını alan bir hareket başladı: hedefi,
'yazılı anayasa'ydı! Niçin? Hareketi başlatanlar, varolan durumun, Margaret
Thatcher gibi demokrasiye saygısı olmayan politikacıların keyfi uygulamalarına
daha büyük imkân sağladığını söylüyorlardı. Bu da doğruydu.
Birleşik Krallık'ta gene 'yazılı anayasa' yok. Yok, çünkü toplumun demokratik
kültürü Thatcher'a teslim olmadı. Thatcher gittikten sonra da toplum benzer bir
zorlamayla karşılaşmadı. Dolayısıyla, 'gelenek-perver' Britanya, dünyada 'tek'
olmasını sağlayan bu özelliğiyle yaşamaya devam edebiliyor.
Demek ki, belirli koşullarda, 'kısa' ve 'olmayan' anayasa da bir sorun haline
gelebiliyor. Şimdi bir de bunun tersi durumlara göz atalım.
İspanya, Franco'dan kurtulduğunda, sağın çoğunluğunun da katılımıyla,
'demokratik dünya'nın bir parçası olma kararını vermişti. Bunun için yeni
anayasa hazırlandı. Uzun ve ayrıntılı bir anayasadır bu. Çünkü ciddi bir 'geçiş'in
gerçekleştirilmesinde en önemli araç olması bekleniyordu ve olabilecek çeşitli
durumlarda demokratik doğrultunun kaybedilmemesi için böyle ayrıntılı bir metne
ihtiyaç duyuluyordu.
Demek ki, uzun ve ayrıntılı bir anayasa da demokratik olabilir, demokrasinin kök
salmasına yardımcı olabilir. Türkiye örneğine baktığımızda, gelenekleri
değerlendirdiğimizde, bize daha uygun düşecek örnek de, muhtemelen, Amerika'dan
çok İspanya olacaktır.
Ama sorun, dün de söylediğim gibi, metnin uzunluğundan, kısalığından önce,
demokratik olma iradesinde. Güneri Cıvaoğlu ile asıl tartıştığım konu da bu.
Dün yazımı yazıp gazeteye gönderdikten sonra, Şemdinli'deki olay hakkında karar
veren yargıçların başka bir yerlere tayin edildiğinin haberi çıktı. Bugün
gazetelerde okuyabiliyoruz. Şimdi, bu ne demek? Herkesin aklına ilk gelen cevap
geçerli mi, yoksa başka bir açıklaması var mı?
Başka bir açıklaması olsa da, ondan önce savcının başına gelenler var; Şemdinli
olayıyla ilgili yeni karar var, Anayasa Mahkemesi'nin açıkladığı 'gerekçe' ile
yarattığı son derece tuhaf durum var vb.
Yani o demokratikleşme iradesi yok ve yokluğunu yaratanlar arasında yargı kurumu
yer alıyor. Sanırım önce masaya yatırmamız gereken vahim sorun bu.
Radikal
30/06/2007