Meğer Tülay Hanım’ın da içine sinmemiş şu 367 safsatası... Önce görevsizlik
kararı önermiş.
Sonra gözüne ne görünmüş de 367 çıkmış peki? Gözüne neyin ya da kimin
göründüğünü Türkiye’de bilmeyen yok.
Nisan ayının son günleri, pek göze batan günlerdi...
O günlerde bir de uzlaşma safsatası çıkarılmıştı... “Cumhurbaşkanını ya
bürokrasi seçer, ya onu temsil eden parti, ya da onun en azından onayı aranır”
diyemedikleri için, cumhurbaşkanı uzlaşmayla seçilir diye bir dümen buldular.
Acaba Atatürk hangi uzlaşmayla üstüste cumhurbaşkanı seçilmişti? Dincilerle
“antant” mı kalmışlardı, saltanatçılara, örneğin Rauf Bey’e mi sormuşlardı,
sosyalistlerden ya da liberallerden en azından uyum mu beklemişlerdi?
Acaba İnönü üstüste cumhurbaşkanı seçilirken birilerine mi danışılmıştı?
Yoksa Celal Bayar seçilirken İnönü’ye mi sorulmuştu?
Milli Birlik Komitesi, Cemal Gürsel’i cumhurbaşkanı seçtirirken Yassıada artığı
hapisane kuşlarının “konsensüsünü” mü aramıştı yoksa?
Cevdet Sunay’ın Çankaya’ya çıkması bir uzlaşma sonucunda mı gerçekleşmişti,
yoksa işin içinde “Silahlı Kuvvetler Birliği” falan gibi birtakım “efsanevi”
oluşumların da payı var mıydı?
Fahri Korutürk gibi bir adamın bu göreve getirilmesi bir uzlaşma mıdır, yoksa
“kaht-ı rical” sonucu mudur? “Faruk Gürler’i seçmemek ama orduyu daha fazla da
sinirlendirmeden bir başka asker aday bulmak” formülü uzlaşma mıdır, çaresizlik
mi? Benzer bir soru Ahmet Necdet Sezer için de sorulabilir mi?
Kenan Evren... Haa, bakın, o uzlaşmanın daniskasıdır. Hem solcuların, hem
ülkücülerin, hem de Hamzakoy ve Zincirbozan gibi zorunlu tatil beldelerinde
“kendi güvenlikleri için” dinlenmeye çekilmiş siyasi liderlerin kapıları
aşındırılmıştır onu seçebilmek için!...
Turgut Özal da Demirel’den izin almıştı herhalde, seçilebilir miyim ağabey?
Demirel de bana sormuştu, koysam mı koymasam mı?
Niçin bu ülkede bu konuda “sıkışınca” gözler hemen Anayasa Mahkemesi’ne
çevirilir? Muhittin Taylan diye bir adam hatırlar mısınız?
“Asker bürokrat uyduramadık, sivil bürokrat verelim” mantığına ne zamandan beri
uzlaşma tabir ediliyor?
O zaman Anayasa’ya “Türkiye laik, sosyal ve bürokratik bir hukuk devletidir”
ibaresini koyunuz.
Ya da “egemenlik kayıtlı şartlı milletin, az biraz da memurlarındır” yazınız ki
ele güne rezil olmayalım.
Cumhurbaşkanı seçimi konusunda hiçbir yerinde “uzlaşma, mutabakat, konsensüs”
gibi laflar geçmeyen Anayasa, bunu öngördüğü için mi ilk toplantıda 367 kişi
arıyor ama son turda 276 kişiyi yeterli buluyor? Üçte iki çoğunlukla turlara
başlamak zorundasın ama iki tur geçersen, üçüncü turda yarıdan bir fazlası
yeterli! Hani uzlaşma bunun neresinde?
Siz uzlaşma arayıp da bulana kadar sekiz erken seçim daha yaparsınız hemşerim,
Kasım 2007, Şubat 2008, Mayıs 2008, Eylül 2008, Aralık 2008, Mart 2009, öyle
öyle gider...
Bütün bunları söyledikten sonra... Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını
ister miyim? Hayır. Abdullah Gül’ü ister miyim? Hayır. Bülent Arınç’ı ister
miyim? Asla.
Ama istek başka şey, hukuk başka şey.
Benim ya da şunun bunun keyfi hukuk olsaydı bize de padişah derlerdi...
Peki bütün bunları nisan ayının son günlerinde niçin mi yazmadım?
Cevabı çok basit: Maçam sıkmadı da ondan!
Görünen o ki, bazı hukukçuların da sıkmamış.
Akşam
30/06/2007