Bu yıl Toulouse'da düzenlenen Sözcükler Maratonu, Londra'yı ve
edebiyatçıların bu kentle ilişkisini odağına taşıyarak zengin bir içerikle
gerçekleştirildi
Yazarları etkileyen şehirlerin başında gelen Paris, Cortázar'ı da etkilemişti.
Kentin yazınla ilişkisi üzerinde çokça durulmuştur; yazarların kentlerle kişisel
ilişkileri de yeterince ele alınmıştır herhalde. Yazarların yapıtlarında
yarattıkları kentlerle 'gerçek'teki kentlerin üst üste binmesinden ortaya çıkan
bulanık resim karşısında okuyucuların tepkileri, ilk iki örnek kadar olmasa da,
eli kalem tutan okuyucular tarafından diğer okuyucuların dikkatine sunulmuş olsa
gerektir. Hatta eminim bir kentin yerlilerinden olan insanların, kendilerini
kurgusal bir yapıtta, kentlerinin sokaklarıyla ve mimarisiyle birlikte
buluverdiklerinde neler hissettikleri hakkında da birden fazla yazı bulunabilir.
Türk yazarlarını etkileyen kentlerin başında İstanbul geliyor elbette; ülke
sınırları dışındaysa herhalde Paris bu unvanı başka hiçbir kente kaptırmaz. New
York, Berlin ve biraz Londra dışındaki kentler, Türk yazarları için egzotik
kaldı yakın zamana kadar; Latin Amerika, Kuzey Avrupa, Güney Afrika, Avustralya
nispeten yeni girdi Türkçe yapıtlara. Paris'in konumu şaşırtıcı değil öte
yandan; dünyanın dört bir yanından yazarlar için, 'merkezde olma' hissinin
yaşanacağı yer olageldi Paris. Bu merkez, yalnızca yazınsal bağlamda
tanımlanmadı hiçbir zaman; Hemingway, Stein, Beckett, Joyce, Pound, Cortázar ve
Fitzgerald gibi yazarları Paris'e çeken şey, aynı zamanda 'çağ'ın ve 'yaşam'ın
merkezinde olma isteğiydi kuşkusuz. Hemingway'in ne dediği malum: "Paris'te genç
bir adam olarak yaşama şansınız olduysa, sonra ne zaman giderseniz gidin Paris
sizin Paris'iniz olacaktır, çünkü taşınabilir bir şölendir Paris."
İngilizcenin 'lingua franca' haline gelmesiyle ve Amerikan yayıncılık
endüstrisinin dev bir ekonomik güce dönüşmesiyle New York, Paris'in yerine göz
diktiyse de, New York'ta olmak isteyen Parisli yazarların sayısının, Paris'te
olmak isteyen New Yorklu yazarların sayısından epeyce az olmasına bakarak, bu
nöbet değişiminin tam anlamıyla gerçekleşmediği söylenebilir. Türk yazarlar için
de durum böyle: Paris gecelerinin kurda ait olduğu düşünülür, oysa New York çoğu
zaman büyük bir şakanın parçasıdır. New York'un makûs talihini değiştirirse
Orhan Pamuk değiştirecektir.
Bütün bunlar, yine de yazar-okuyucu-yazın-kent dörtgeninin tekrar tekrar gündeme
gelmesini engellemiyor. Geçen ay içinde bizde yayımlanan iki kitap, bu ilişkinin
çeşitli yönlerini İstanbul ve yazarları/hikâyeleri bağlamında gözler önüne serdi
örneğin; geçen hafta Toulouse'da düzenlenen bir 'maraton' da benzer bir iş
gerçekleştirdi. 'Sözcükler Maratonu', yazar ve diplomat Olivier Poivre
d'Arvor'nun önayak olduğu ve üç yıldır düzenlenen bir etkinlik; ilk yıl Lizbon,
ikinci yıl Barcelona, bu yılsa Londra, yazarlar ve yapıtlar aracılığıyla odağa
yerleştirildi. Son iki yılda Umberto Eco, Russell Banks, Salman Rushdie, Mahmoud
Darwich, Aharon Appelfeld, Isabelle Huppert, Carole Bouquet, Sami Frey, Jacques
Higelin, Patrice Chéreau, Grand Corps Malade, Lambert Wilson, Dominique Blanc,
JMG Le Clézio ve Michel Tournier gibi ünlülerin konuk olduğu Sözcükler Maratonu,
bu yıl da Londra'yı ve edebiyatçıların bu kentle ilişkisini odağına taşıyarak
zengin bir içerikle gerçekleştirildi.
Bu yıl Maraton'a katılan üç yüzü aşkın konuğun arasında Fernando Arrabal, Tariq
Ali, Martin Crimp, Erri de Luca, James Flint, Amos Oz, Luis Sepúlveda, Jonathan
Coe, Martin Crimp, David Lodge, Will Self, Emmanuel Carrère, Marie Darrieussecq,
Nicolas Fargues, Pascal Bruckner, Laurent Mauvignier, Virginie Despentes,
Philippe Djian, Nancy Huston, Emmanuelle Urien, Alexandre Jardin ve Jean-Michel
Ribes'in yanı sıra pek çok oyuncu da vardı. Londra'yla özel bir ilişkisi olan
Fransız yazarlarından Rimbaud, Céline, Hugo, Desnos, Christine Jordis, Stephan
Audeguy, François Good ve David Brun-Lambert'e de maraton çerçevesinde yer
verildi.
İstanbul'un benzer bir maratonu koşmaya nefesi yetmez mi?
Radikal
22/06/2007