Osmanlı'yı özleyen Hayfa
Tarih: 17.06.2007 Saat: 17:24
Konu: Tarih Üzerine


Hayfa Üniversitesi'nde "19'uncu asrın Osmanlı valileri" üzerine bir seminer yapmak çok ilginç. Oradaki bir tarihçi "Bütün cemaatler birbirinden nefret ederken Osmanlı'yı özlememek imkansız" dedi



İsrail'in kuzeyindeki Karmel Dağı'nda bir küme Dürzi köyü vardır. Dürzilerin en kalabalık kesimi Lübnan'dadır. Bu yüzden dağlık Lübnan'a Cebeli'dürüz yani Dürziler Dağı denir ve Suriye'de de Golan Tepeleri'nde yaşarlar.

Bugün Karmel Dağı'ndaki diğer Dürzi köyleri erimiş. İsfiya ve Dalyat el Karmel adlı köylerde oturuyorlar. Bu iki köyün halkı Arapça uzmanlarını şaşırtacak derecede hoş bir Halep şivesiyle konuşuyor ve Halebi unvanını taşıyorlar; Arap dünyasının en kuzey noktasından bu uçtaki noktaya niye göçtükleri belli değil. Dinini iyi bilen ve öğreten, lacivert cüppeleri ve beyaz sarıklarıyla dolaşan ukkâl (akiller) denen din bilginleri içerisinde lacivert kılığı ve beyaz maramalarıyla kadın üyeler de var.

İyi çarpışırlardı

Bir tarihte Lübnan dağlarındaki Aliyye kasabasında yapılan bir seminerde ön sıraları işgal eden bu muhteşem takımın içinde kadınlar da oturuyordu. Kadınların din görevliliğini tartışan dünyaya, mesela Katolik kilisesine gösterilecek bir manzaraydı.
Dürzilerin cenazeleri de son derece özgün, sessiz ve muhteşem oluyor. Sonrası mühim değil, ruhun anında yeni doğan bir çocuğa geçtiğine inandıkları için definden sonraki mezar kültürü kayda değmez. İsfiya ve Dalyat bugün bir belediye halinde birleşmiş. Sünnilerle veya diğer dinlerle evlilik yasak ama sulh içinde yaşamayı tercih ediyorlar. Hukukları tamamen Hanefi-Sünni ama iç dünyalarında tek kadın evliliğine kesinlikle uyuluyor.

Bulundukları memleketlerin ordularına asker verir ve iyi çarpışırlardı. Bu Osmanlı devrinde böyle olduğu gibi şimdiki İsrail'de de böyle. Yeniden dirilmeye inanç, Dürzinin hayatına önemli bir dinginlik getiriyor. Ölmekte olan ihtiyar, "Artık annemin kucağını özledim, bırakın da gideyim" diye bir an evvelki ölüm ve doğumla dirilişini özleyerek bu dünyadan ayrılıyor.

Dalya, Karmel Dağı'nın zirvesinde haziran ortasında dahi bazen bulutların arasında kalabilen biraz aşağıdaki Hayfa Üniversitesi'ne ve Mahrama Ovası'na bakan bir köy. Hayfa Üniversitesi'nde yani dağın tepesinde dikilmiş
30 katlı bir gökdelende "19'uncu asrın Osmanlı valileri" üzerinde bir seminer yapmak çok ilginç. Üniversitenin önde gelen hocalarından David Kushner tertipledi.

Tepeler dillense...

Toplantıdaki tarihçilerden biri "Her cemaatin birbirinden nefret ettiği bir dünyada Osmanlı yönetimini özlememek mümkün değil" diyor. 16 ve 17'nci asırların Osmanlı yönetimi değişen dünyanın getirdiği yeni şartlara da direnebildi. Aşağıda Bahailerin ünlü mabedi ve İran bahçeleri ortasındaki bu güzel kubbeli bina dinlerin kardeşliği iddiası ile halen taraftar toplayabiliyor. Oradan limana doğru uzanan Alman Templer tarikatı mensuplarının kurduğu mahalle, bugünkü gökdelenlerin ortasında 19'uncu yüzyılı aksettiren bir şirinlik.

Eski Beyrut vilayetine bağlı olan Hayfa, Yahudi kolonizatörlerin yoğunlukla yerleştiği bölgelerden. Hıristiyan Sursuk ailesinden satın aldıkları bataklıkları ıslah edip çiftliklerini kurmuşlar. II. Dünya Savaşı'ndan sonraki Arap-İsrail çatışmasının en şiddetli bölümü burada geçmiş ama Hayfa'nın etrafındaki tepelere sorsanız ve dillenseler sizi Osmanlı'nın son günlerindeki savunmayı, Yüzbaşı Bilal Bey'i anlatırlar.
170 kişilik birliği ve birkaç makineli tüfeği ile etraftaki tepelere mevzilenmiş, topografyayı çok iyi bilen bir kurmayın ustalığı ile Osmanlı'nın son savunmasına hazırlamış; şehre törenle girmeye hazırlanan İngiliz general bir anda açılan ateşle Rolls-Royce'undan atlıyor ve üç gün boyu Hayfa'ya giremiyor, verilen kayıp da cabası. Her zaman söyleneni tekrarlayalım.

I. Dünya Savaşı'ndaki komutanların içinde herhalde en acemileri İttihat ve Terakki'yi yönetmeye çalışan triumviraydı.
Karmel Dağı'ndan bakınca muazzam görünen ova Lübnan sınırına kadar uzanıyor. Aslında herhangi bir noktadan en uca kadar yarım saatte ulaşılabilir. Üstünde Osmanlı'nın Cezzar Ahmet Paşa'sının bıraktıkları, General Bonaparte'ın yaptığı savaş ve daha evvel Haçlı şövalyelelerinden en başta Akkâ Kalesi ve Atlit gibi kaleler, Karmel'in tepesinde İncil dönemlerine kadar uzanan kalıntılar ve buram buram kokan bir Osmanlı 19'uncu asrı.

Güzellikler ve çirkinlikler

Bu küçük coğrafya Ortadoğu'nun en yoğun kesiti ve sorunların çözülmezliğinin en iyi ifadesi. Bir yanda en ilginç mimari eserler, bir yanda hayat kavgasını ifade eden alelacele çıkarılmış çirkin yapılar; yeşillik, tabiat güzelliği yanında depo, fabrika, siloların getirdiği çevre kirlenmesi bir arada. Dünyanın hiçbir köşesi insanı her an iki bin yıl geriye götürüp tekrar zamanımıza çıkaran böyle bir zihinsel mekanizma yaratamaz.

Eğer iki bin yılının tarihi ve coğrafyası tanınırsa, Ortadoğu sevilir, aşık olunur; bilinmezse herkes herkesten nefret eder ve asayişi sağlayacak bir yabancı kuvvet beklenir. Ne yazık ki insanların çoğu iki bin yılı ne merak ediyor ne de bilebiliyor.

Osmanlı'nın kurduğu bir liman olan Yafa'da kaymakamlık binası Türkiye Büyükelçiliği'ne bırakıldı. Büyükelçi Namık Tan burada kültür müşavirinin ofisinin kurulacağını söylüyor. Kudüs'teki başkonsolosumuz Büyükelçi Ercan Özer orada dil kurslarının devam ettiğini anlattı. Halep'te de Türkçe dil kursları var. Arap dünyası Türkiye'ye düşkün. Eski kaymakamlık yeni kültür ofisimizin karşısında, Mustafa Kemal'in oturduğu zabıta merkezi, ortada saat kulesi. Osmanlı'nın Yafa'sı Tel Aviv'in yanında gelişen ve şıklaşan bu şehirde bütün renkleriyle sürüyor.





Fax: (0312) 427 20 64



Milliyet Pazar
17/06/2007







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=3533