İki fırka Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucuları, Cumhuriyet'in ilk
küskünleriydi. Serbest Fırka yandaşları da umduklarını bulamamıştı.
İmparatorluk döneminde Meclisi Mebusan seçimlerinde, sonra Erzurum ve Sivas
kongrelerinde başladı liste mücadeleleri ve hiç eksik olmadı. Her dönemde aday
listeleri bir grubu küstürdü
Bizde 'aday listesi' demek, siyasetin zirvesindeki kişinin seçtikleri demek. Bu
şimdi ortaya çıkmış bir durum değil, öteden beri böyle. İmparatorluk
asırlarında, yani Meclis'in, dolayısıyla partilerin değil meşrepleri/çıkarları
uyuşan insanların bir aradalığı manasına gelen kadrolar rekabetinin yaşandığı
ortamda da durum aynıydı; Meclis teşekkül ettikten sonra da tablo değişmedi.
'Meşrep/çıkar uyuşması' diye tanımladığım birliktelikleri yabana atmayın. Ve
bunların günümüzün siyasi partilerinden fazla farklı olduğunu düşünmeyin.
Osmanlı asırları boyunca rekabetin merkezinde 'Saray Partisi'nin yer aldığını
söyleyebiliriz. İlk asırlarda şehzadelerin her birinin ayrı parti olduğunu
biliyoruz. Sonraki yıllarda gruplaşmaların ekseninin bürokrasiye kaydığını da.
'Saray Partisi' ve Çandarlı
Saray Partisi'nin çetin mücadeleleri arasında Fatih'in Çandarlı'yı saf dışı
edişi, 3. Selim ve Genç Osman'ın reform projelerine karşı çıkan ordu/ulema
partisi tarafından katledilmesi vardır. Kanuni'nin kendi oğullarıyla girdiği ve
onların öldürülmesiyle sonuçlanan mücadeleyi de bu çerçevede görmek lazım. Keza
Sultan Abdülmecid'in sadaret makamına Mustafa Reşit Paşa'yı getirmesini de...
Öylesine sert bir rekabettir ki Osmanlı bürokrasisinde yaşanan Mustafa Reşit
Paşa'nın yükseliş sürecinde onu kendi ikbal yolunda engel olarak gören Donanma
Komutanı Ahmet Paşa, padişahın tercihini rakibinden yana kullanması üzerine
donanmayı Mısır'a kaçırıp Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya teslim etmekte tereddüt
etmemiştir.
Osmanlı sarayında siyasi rekabetin ülke içinde taraftar bulmak ve baskın
gelmekle sınırlı olduğunu sanmayın. Aksine gerek saray partisi gerekse bürokrasi
partilerinin her biri aldığı dış destekle gücünü pekiştirme yoluna gitmiştir. Bu
nedenle özellikle imparatorluğun son yüzyılında sadaret mührünün yabancı
elçiliklerin devreye girmesi neticesi el değiştirmesi nadir rastlanan bir hal
değildir.
Meşrutiyet ve sonrası
Söz konusu yıllarda rekabetin hedefi vezirlik yani bakanlık makamı, valilikler,
paşalık rütbesi v.s. idi. Ama meşrutiyetle birlikte durum değişmeye başladı.
1. Meşrutiyet Meclisi'nin siyasi bilinç anlamında azınlıkların Türk nüfusa
kıyasla daha aktif olmasının etkisiyle dengesiz ama merkezin müdahalesi dışında
oluştuğu söylenebilir. Nitekim yerel tercihler ve seçim etkili olduğu için fazla
bir hoşnutsuzluk doğmamıştır. Ama 2. Abdülhamid'in saltanat döneminde İttihat
Terakki'nin ortaya çıkışıyla başlayan siyaset yarışı 'liste' kavramını gündeme
getirdi. Ünlü Babıâli Baskını sonrasında sarayla İttihat Terakki arasında Meclis
üyelikleri dahil kamu görevlerinin neredeyse tamamı için listeler düzenlenir, bu
listeler için talipler arasında çekişmeler, kavgalar yaşanır oldu. İttihat
Terakki'nin lider kadrosuna yakın olmak, yakın kişilere yakın olmak belirliyordu
listede yer alıp almamayı.
Enver, Talat veya Cemal paşalardan birinin kanatları altına girmek listelerde
yer almanın güvencesiydi bir bakıma. Tabii onların öfkesini çekmek de
hışımlarına uğramanın garantisiydi. Mustafa Kemal bu öfkenin mağdurlarındandır.
Terfi ve taltiflerinin Enver Paşa tarafından sürekli engellendiği,
geciktirildiği bilinir.
Cumhuriyet'in küskünleri
Milli Mücadele yıllarında da başlangıçtan itibaren 'liste' kavgası eksik
olmamıştır desek yeridir. Mustafa Kemal bu süreçte dönem dönem değişen farklı
kadrolarla birlikte çalışma eğilimindedir. Dolayısıyla gerek Anadolu direnişinin
farklı safhalarında, gerekse Cumhuriyet'e giden yolda pek çok liste, pek çok
küskün vardır. Savaşın önemli simaları siyasi tablonun şekillenmesi safhasında
ya hayli geri plandadırlar, ya da yoklardır. Hatta bir kısmı tasfiye edilmiştir.
Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali İhsan Sabis gibi komutanlar kendilerine yakın
olmanın neredeyse sakıncalı olmak manasına geldiği konumdadırlar. Tabii savaş
yıllarında muteber olan Halide Edip, Mehmet Akif gibi siviller de.
Resmi söylem 1. BMM'nin görevinin Cumhuriyet'in ilanıyla sona erdiğidir. Oysa
Milli Mücadele'nin dayandığı Meclis'in yapısıyla başlatmaya karar verdiği siyasi
reformlar dönemine girmeyi imkânsız gören Mustafa Kemal'in kararıdır bu. 1.
Meclis; isteklerini zar-zor kabul ettirmekle birlikte zayıf olduğu görülen
Hâkimiyeti Milliye grubuyla, hilafet makamına bağlılığı sürdürme eğiliminde olan
2. gruptan oluşmaktaydı.
Muhalifler seçimlerin yenilenmesi kararına oy verirken kaybedeceklerini
düşünmüyorlardı. Ama hem onlar açısından hem de Hâkimiyeti Milliye grubuyla
birlikte hareket edenlerin önemli bir kısmı açısından sonuç hayal kırıklığı
oldu. 5-6 kişinin dışında Mustafa Kemal'e muhalefet edebilecek kimse giremedi
Meclis'e. Sonradan Cumhuriyet Halk Fırkası'na dönüşecek Hâkimiyeti Milliye grubu
da adlarını bizzat Mustafa Kemal'in işaret ettiği milletvekillerinden oluştu.
Çalışmaya Mustafa Kemal'e Atatürk soyadını vermekle başlayan 2. meclis üyelerini
belirlenirken tek ölçü itirazla karşılaşmamak değildi. Atatürk gerçekleştirmeyi
planladığı reform sürecinde bilgisine ve desteğine ihtiyaç duyacağını düşündüğü
kişileri toplamıştı. Doğal olarak 1. Meclis'in din adamı ağırlıklı kadrosunun
yerinde yeller esiyordu. Atatürklü yıllar boyunca bu anlayış fazla değişmedi.
Kâh İsmet İnönü ön plana geçti, onun yakın çevresinin yüzü güldü; kâh İnönü
gözden düştü, onunla birlikte çevresinin ismi milletvekili listelerinden
silindi.
Atatürk'ün kurulmasına itiraz etmediği ya da önayak olduğu Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka denemeleri de 'küskün' sayısının artmasından
başka sonuç doğurmadı. TCF'yi 1924 senesinin Kasım ayında Ali Fuad Cebesoy,
Kazım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, İsmail Canbolat gibi
Cumhuriyet'in ilk küskünleri kurmuşlardı. Mustafa Kemal düşünce olarak tek
partiden yanadır.. 'Bu milletin siyasi fırkalardan çok canı yanmıştır. CHF sınıf
partisi değil, bütün milletin partisidir' diyen bir liderdir.. Bundan dolayı
TCF'nin kuruluşuna itiraz etmemekle birlikte açıkça bu partiye muhalif bir tavır
içindedir. The Times muhabiri Maxwell Macartney'le mülakatında yer alan şu
sözler onun yaklaşımını gösterir: " Terakkiperverler, cumhuriyetçiliklerinde
samimi değiller, programları bir sahtekârlık örneği." Oysa TCF'nin görünürde
Halk Fırkası'ndan önemli bir ayrılığı yoktu. Tek fark terakkicilerin dine
bakışındaki liberalliktir. TCF Aralık 1924'te yapılan araseçimlere katılamadı.
Seçimi CHF kazandı. Ancak Bursa ve Kırkilise'de TCF'nin desteklediği bağımsız
adaylar seçimi kazandı. Bunun üzerine hükümet Bursa'da kazanan Ferik Nurettin
Paşa'nın mazbatasını iptal etti. İkinci defa yapılan seçimi yine Nurettin Paşa
kazanınca CHF'nin yapacağı bir şey kalmadı.
13 Şubat'ta Şeyh Sait isyanı başladı. Hükümet 15 ilde sıkıyönetim ilan etti.
TCF'nin buralarda dini propaganda yaptığı iddia edilirken Başbakan Fethi
Okyar'ın bu konuda yeterince duyarlı hareket etmediği söylentisi yayıldı. Bunun
üzerine Okyar istifa etti, yerine CHF sertlik yanlısı İsmet Paşa geldi. Ardından
çıkan Takriri Sükûn Kanunu'yla birçok gazete ve dergi kapatıldı. İstiklal
Mahkemeleri kuruldu. Ve TCF illegal bir örgütmüş gibi yargılanıp 3 Haziran
1925'te bütün şubeleri kapatıldı.
Peşi sıra Serbest Cumhuriyet Fırkası da benzer akıbete uğradı. Vefatından önce
Atatürk'ün CSF'nin lideri olarak kendisinin seçtiği Fethi Okyar'ı çağırarak çok
partili hayata geçme zamanının geldiğini, geçmişte yaşananları unutup bu işi
sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini söylediğinde Okyar'ın, "Neden yapayım..
Senden bir kere daha tokat yemek için mi?" dediği bilinir.
Çok parti, çok küskün
Çok partili hayata geçildikten sonra gerek İsmet İnönü gerekse Celal Bayar/
Adnan Menderes ikilisi sürekli ekip değiştirdiler. Örneğin CHP'de Kasım Gülek
devir geldi gözde, devir geldi alay konusu oldu. Turhan Feyzioğlu, Nihat Erim,
Kemal Satır, Kamil Kırıkoğlu gibi isimler de liderin tercihi doğrultusunda kâh
parladılar, kâh kenara itildiler. Benzer tablolar DP ve Adalet Partisi
bünyesinde de yaşandı. DP'nin dört kurucusundan biri olan Fuad Köprülü
partisinden koptu muhalif bir parti kurdu. Yıllar sonra benzer şekilde AP'nin
kurucuları partilerinden ayrılıp Demirel'e karşı cephe oluşturdular.
Bütün bu gelişmeler içinde her seçim yarışının öncesinde partilerin bünyesinde
savaş diyebileceğimiz liste mücadeleleri yaşandı; bu süreçte kaybedenler
'küskün' hale geldiler. Bunlar şayet 'erken seçim' kararı sonrası liste dışı
kalmışlarsa, devam eden milletvekili sıfatları dolayısıyla TBMM'yi olağanüstü
toplayıp seçim kararını iptal ettirmeyi de denemediler değil. Ama şimdiye kadar
bu yolu deneyen ve kazanan 'küskün' de görünmedi.
Radikal
10/06/2007