José Saramago, son romanı 'Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'ta bir gecede insanlığa
ölümsüzlüğü armağan eden 'ölümü' anlatıyor. Ölümsüzlük bayramı sonsuz yaşlılık
yüzünden yerini kaosa bırakırken, ölüm güzel bir kadın olarak insanların içine
inecek ve bir viyolonselciye âşık olacaktır
Portekiz edebiyatının dünyaca ünlü ismi José Saramago, modern edebiyatın
insanlık hallerini en iyi anlatan romancısı. Saramago'nun asıl dikkat
çekiciliği, hep büyük bir muamma olarak kalacak insana dair tüm ayrıntıları
merkeze alırken, metinlerini ustaca kurgulamasıdır denebilir.
Yazarın eserleri, teknik ustalıkları bir yana bırakıldığında dahi, her
okuyucunun kendini yakın hissedebileceği temalar barındırır. Çünkü Saramago'nun
romanlarında büyük ağırlığı olan anlatı, romanın ele aldığı konuyu, insanın bin
yıllardır deneyimlediği birikimlerin süzgecinden verir.
Her okuyucunun, Saramago metinlerini kendine yakın bulmasının nedeni, yazarın
insanı doğrusu ve yanlışıyla, bütünlüklü analiz edebilme gücüdür. İnsan hem asi,
hem de olup biten her şeyi tevekkülle karşılayabilen bir varlık. Dolayısıyla
insan ikisinden sadece biridir demek yanlış olur, çünkü, bilindiği gibi, insanın
ne olabileceğinin sınırları yoktur. Saramago'nun bireyi, hem isyan eder, hem de
kadere boyun eğerken, 'insanlık halleri'ne dair çeşitlemeler sunar. Okuyucu,
yazarın yetkin anlatımında sunulan insanların, gerçekçi ya da en azından mümkün
olduğunu görür.
Var olmanın sonsuz cehennemi
Saramago, Türkiyeli okurların, hakkını ziyadesiyle verdikleri bir yazar. Zira
kendisinin neredeyse tüm eserleri Türkçeye çevrilmiş durumda. Körlük, Lizbon
Kuşatmasının Tarihi, İncil'deki İkinci İsa, Ricardo Reis'in Öldüğü Yıl, Umut
Tarlaları, Bilinmeyen Adanın Öyküsü, Kısırdöngü, Mağara, Ressamın Elkitabı,
Baltasar ve Blimunda, Yitik Adanın Öyküsü ve İsa'ya Göre İncil , Saramago'nun
Türkçede ilk akla gelen eserleri.
Bu çevirilerin son halkasını ise, Merkez Kitapçılık tarafından yayımlanan Ölüm
Bir Varmış Bir Yokmuş oluşturuyor. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi,
Saramago bu romanında, insanın ilk zamanlarından itibaren peşine düştüğü
ölümsüzlüğü hikâye ediyor. Ölüm, insanın sıkıntılı konularından. Fakat
Saramago'nun, Kısırdöngü eserindeki ölümden kaçan kralın hikâyesinden sonra
ölümü tekrar ele aldığı bu kurgusu, ölümsüz olmanın, ölümlü olmaktan daha da
büyük sıkıntılar doğuracağını söylüyor. Böylece, ana konunun kolları ve
dallarına inerek ayrıntıları mükemmel bir şekilde çoğaltan yazarın eşliğinde,
ölümün ortalıktan çekilmesi halinde, ne olup biteceğine tanık oluyoruz.
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, adı bilinmeyen bir ülkede, yeni yılla beraber,
ölümün faaliyetini tamamen durdurmasını hikâye ediyor. Saramago, insanın ölümsüz
olmayı istemesiyle alay ederken, bunu deneyimlemiş biri olarak, alay vurgusunu,
bu arzunun trajik yönünü odağa yerleştirerek verir.
Ölüm büyük bir acıdır, fakat yazar, asıl trajedinin ölümsüzlük isteğiyle ortaya
çıktığını söyler. Çünkü ölüm olabildiğince gerçek olmasına rağmen, ölümsüzlüğü
istemesi de, yaşam tutkunu insan için doğal bir taleptir. İşte, romanda yer
alan, gerçek ile mümkün olmayanın bu çelişkisi, insanın, tabiri caizse 'bam
telini titreten' yönü.
Ölümün sonlandığı, fakat yaşlılığın, hastalıkların ve her türlü kazanın insan
bedenini paçavraya dönüştürdüğü ülkede, ölümsüzlük cenneti değil, tamı tamına
sonsuz cehennemi getirmiştir.
Noktalama işaretlerinden sadece virgül ile noktayı kullanmaktan ve muzip
anlatımından bu romanında da kesinlikle taviz vermeyen Saramago, anlatılan konu
ne kadar sıkıntılı olursa olsun, trajikomik unsurları çok iyi kullanarak
okuyucuyu tebessüm ettiriyor.
Örneğin, ülkedeki bu kaotik durumda hükümetin, Roma Katolik kilisesinin,
Protestanların, felsefecilerin, hükümetin, sağlık örgütlerinin, levazımatçıların,
huzurevi yöneticilerinin, mafyanın ve nihayet tüm toplumun yaşadığı muazzam
şaşkınlık ve çaresizliğin anlatımı, bana göre, kara mizah metinlerinin en yetkin
örneği. Ölümsüzlüğün mümkün olması halinde, başta Hıristiyanlığın 'yeniden
diriliş' inancı olmak üzere, toplumsal düzenin nasıl altüst olacağını canlı
biçimde anlatırken bunu ironiyle de çok iyi harmanlamış Saramago.
Kafka'yla da çokça karşılaştırılan Saramago tabii ki Kafka'ya göre bariz bir
iyimserliğe sahip. Ama öte yandan konu ne kadar fantastik, ne kadar gerçeküstü
ve hatta absürd olursa olsun bunu, olabildiğince sade bir anlatımla ve
ayrıntıları neredeyse sonsuz derecede çoğaltarak vermesiyle gerçekten Kafka'ya
benzer bir yazardır Saramago.
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş, temelde iki bölümden oluşuyor. Yukarıda anlattığım
birinci bölümde, ölümün adı bilinmeyen bu ülkeden çekilmesinden sonra, ortaya
çıkan kaotik durumun, orada yaşayan insanlar üzerindeki etkisi merkeze alınıyor.
'Ölümsüzlüğün yaşandığı' yedi aylık süreden sonra ikinci bölüm başlıyor. Burada
ölümün 'ete kemiğe bürünmüş' hatta âşık olmuş insan yönüne tanık oluyoruz. Tam
da burada, ara başlığa bir açıklık getirelim. Saramago'nun ölümü kadın, çünkü
Portekizce, İspanyolca gibi Latince kökenli modern dillerde 'ölüm' kelimesi
dişil. Buradan hareketle Saramago ölümü dilsel bir etkenle kadınlaştırmış.
İnsanın en büyük başarısızlığı
Ölüm yedi aylık öldürmeme faaliyetine son verip yeniden ortaya çıktıktan sonra,
insanlara bir jest yapıp, öldüreceği kişilere önceden eflatun renkli bir mektup
göndererek, bir hafta içinde öleceklerini ve ölüm hazırlıklarına girişmelerini
haber vermeye başlar.
Fakat bu durum, insanların her an kendilerine gelecek ölüm mektubu korkusuyla
beklemelerine ve dolayısıyla daha da büyük bir kaosa neden olur. Tam bu aşamada
ölüm, bir viyolonselciye gönderdiği eflatun mektubun sürekli geri dönmesinin
nedenlerini anlayabilmek için, yeraltındaki salonundan yeryüzüne, öldüremediği
müzisyenin evine gitmeye karar verir. Yatağında uyurken gördüğü bu yalnız, kendi
dünyasına kapanmış, müziğin büyüsünden başka bir tutkusu olmayan orta yaşlı
adamı gördükten sonra, "Avını her zaman yakalayan bu kartalın gözlerinde bu kez
bir şefkat perdesi" oluşur. Güzel bir kadın görünümünde dünyaya dönen ölüm,
viyolonselciye âşık olacaktır. Daha önce hiç âşık olmamış, vakti dolan insanları
da anında öldürmüştür. Dört kez deneyip de öldüremediği müzisyen ilk kez
'başarısızlığı'nı yüzüne vurur.
Ölüm, temelde, muktedir insanın en büyük başarısızlığı olarak düşünülebilir.
Saramago'nun kurgusu da, insanı yaşamını sonlandırarak başarısızlığa uğratan
ölümden, onu bir insana aşık ederek intikam almış gibi görünüyor. Fakat metin,
genel olarak, ölüme isyan eden, ardından da onu tevekkülle karşılamak zorunda
kalması gerektiğini öğrenen insanın hikâyesini anlatıyor.
Saramago, İstanbul'da, 18 Mayıs 2007'deki konuşmasında, Ölüm Bir Varmış Bir
Yokmuş'ta, daha çok yaşlılık üzerine düşündüğünü söylemişti. Gerçekten de
yaşlılık, adı olmayan ülkedeki ölümsüzlüğü cehenneme çeviren başlıca unsurdu.
Saramago'nun bayağı ilerlemiş yaşı göz önüne alındığında, böylesi bir konuyu
seçmesindeki 'otobiyografik' etken de açıkça görülüyor.
ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
José Saramago, Çeviren: M. Necati Kutlu, Merkez Kitaplar, 2007, 208 sayfa.
Radikal
25/05/2007