Cilası dökülen yıldızlar
Tarih: 31.03.2007 Saat: 18:40
Konu: Gökhan Özcan


Üstünden çok zaman geçmedi, düne kadar toplum olarak aldıkları nefesten, içtikleri suya, öfkelerinden sevinçlerine, tutkularından zaaflarına her şeyleriyle yakından, çok yakından, kendi hayatımıza baktığımızdan çok daha yakından ilgileniyorduk.



Bu tuhaf, bu muhteris ilgilerimizle onları günübirlik pop starlar, âlemin en cilalı şöhretleri haline getirdik. Ancak bu sürecin doğal sonucu olarak bir sonraki gün onları çıkardığımız yerden indirmemiz gerekti ve indirdik.

Ne adına yerlerine yeni toplumsal oyuncaklar koyabilmek adına. Çünkü bu zamanın şöhretleri, kâğıt mendiller gibi tek kullanımlıktı. Şöhretleri, kendi yapıp ettiklerinden, üretip ortaya koyduklarından gelmiyordu, şöhreti onların suretlerine biz yapıştırıyorduk. Dolayısıyla sıkılınca bir kenara atmakta, yerine yenisini koymakta hiç zorlanmıyorduk. Ne sesleri sesti, ne yorumculukları yorumculuktu, ne yıldızlıkları yıldızlıktı. Yani hafızalarımızda bir iz bırakma şansları da yoktu. Onlar imal edildiler, sonuna kadar kullanıldılar ve atıldılar.

Kendilerinin bu işin doğal sonunun bu olduğuna dair bir fikirleri var mıydı? Vardı da, hayatlarının hiç değilse birkaç gününü şöhret olarak geçirmenin cazibesine mi kapıldılar? Yoksa üstlerine sürülen yıldızlık cilasına gerçekten inandılar mı?

Popüler dünyanın tarihi, şöhretini yitiren insanların trajedileriyle tıka basa doludur. Bir dönem toplumun yoğun ilgisinden sarhoş olan yıldızcıkların, bu parlak günlerin ardından nasıl hızla dibe vurduklarını anlatan pek çok hikâyeye bizler de şahitlik ettik. Hatta kaybettikleri şöhreti, o yükseklerden yere çakılırken çıkardıkları yakıcı sesle yeniden yakalayanları da gördük. Ama onlar çoğu zaman yeniden manşet olduklarını göremediler. Yaşananlar “Şöhretin iyisi kötüsü olmaz” tekerlemesini çöpe attıracak kadar kötüydü, trajikti çünkü.

Bugünlerde gazetelerde o günübirlik şöhretlerden Bayhan'ın hikâyesinin yeni bölümlerini okuyoruz. İstanbul'daki bir gece kovalamacası sırasında polise ateş açan dört kişiden biri Bayhan. İki polis memuru tarafından bir suçlu olarak götürülürken uzun bir aradan sonra tekrar kameraların ilgisine mazhar oluyor. Gazetecilere “Bir yanlışlık var” diye bağırıyor.

Hayır, birden çok yanlışlık var. İnsanların kendi birikim ve yeteneklerine güvenerek kendilerine birer hayat rolü aramak yerine yalancı şöhretler peşinde koşmalarında bir yanlışlık var. Medyanın ikiyüzlü bir tavırla, dün bu insanlara şöhretin bütün imkânlarını sunarken, bu şöhret ellerinden gittikten sonra düştükleri durumu vicdansızca yargılamasında bir yanlışlık var. O sahte şöhreti dağıtanlar olarak yaşanan bu trajediden kendi sorumluluklarına düşen payı hiç sorgulamıyor oluşlarında bir yanlışlık var. Ve bizim, bu toplumun bireyleri olarak hepimizin, şöhret olmak için kitlesel bir oyuncak olmayı kabul etmek dışında hiçbir niteliğe sahip olmayan bu insanları sahte ilgilerimizle önce zirveye taşımamızda, sonra dibe vuruşlarına seyirci kalmamızda da bir yanlışlık var.

Bayhan polise ateş açarken yakalanıyor, nasıl bir hayatın içinde olduğu belli. Semra Hanım'ın oğlu Ata, girdiği uyuşturucu komasından çıkamayarak hayatını kaybetti. Dünün o sahte şöhretlerinden geriye kalanların kimisi psikolojik tedavi görüyor, kimisini çeşitli fuhuş operasyonlarında yakalananlar arasında görüyoruz, pavyona düşenler, köşesine çekilip kırık hayalleriyle yaşayanlar da var.

Peki, onları şöhret yapanlar ne yapıyor? Bir yandan geçmiş kurbanları yargılıyor, bir yandan da arenaya düşen yeni kurbanları parçalanmaya hazır hale getiriyor!

Evet, bu işte bir insanlık yanlışı var!




Yenişafak
29/03/2007







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=2896