Üstünden çok zaman geçmedi, düne kadar toplum olarak aldıkları nefesten,
içtikleri suya, öfkelerinden sevinçlerine, tutkularından zaaflarına her
şeyleriyle yakından, çok yakından, kendi hayatımıza baktığımızdan çok daha
yakından ilgileniyorduk.
Bu tuhaf, bu muhteris ilgilerimizle onları günübirlik pop starlar, âlemin en
cilalı şöhretleri haline getirdik. Ancak bu sürecin doğal sonucu olarak bir
sonraki gün onları çıkardığımız yerden indirmemiz gerekti ve indirdik.
Ne adına yerlerine yeni toplumsal oyuncaklar koyabilmek adına. Çünkü bu zamanın
şöhretleri, kâğıt mendiller gibi tek kullanımlıktı. Şöhretleri, kendi yapıp
ettiklerinden, üretip ortaya koyduklarından gelmiyordu, şöhreti onların
suretlerine biz yapıştırıyorduk. Dolayısıyla sıkılınca bir kenara atmakta,
yerine yenisini koymakta hiç zorlanmıyorduk. Ne sesleri sesti, ne yorumculukları
yorumculuktu, ne yıldızlıkları yıldızlıktı. Yani hafızalarımızda bir iz bırakma
şansları da yoktu. Onlar imal edildiler, sonuna kadar kullanıldılar ve
atıldılar.
Kendilerinin bu işin doğal sonunun bu olduğuna dair bir fikirleri var mıydı?
Vardı da, hayatlarının hiç değilse birkaç gününü şöhret olarak geçirmenin
cazibesine mi kapıldılar? Yoksa üstlerine sürülen yıldızlık cilasına gerçekten
inandılar mı?
Popüler dünyanın tarihi, şöhretini yitiren insanların trajedileriyle tıka basa
doludur. Bir dönem toplumun yoğun ilgisinden sarhoş olan yıldızcıkların, bu
parlak günlerin ardından nasıl hızla dibe vurduklarını anlatan pek çok hikâyeye
bizler de şahitlik ettik. Hatta kaybettikleri şöhreti, o yükseklerden yere
çakılırken çıkardıkları yakıcı sesle yeniden yakalayanları da gördük. Ama onlar
çoğu zaman yeniden manşet olduklarını göremediler. Yaşananlar “Şöhretin iyisi
kötüsü olmaz” tekerlemesini çöpe attıracak kadar kötüydü, trajikti çünkü.
Bugünlerde gazetelerde o günübirlik şöhretlerden Bayhan'ın hikâyesinin yeni
bölümlerini okuyoruz. İstanbul'daki bir gece kovalamacası sırasında polise ateş
açan dört kişiden biri Bayhan. İki polis memuru tarafından bir suçlu olarak
götürülürken uzun bir aradan sonra tekrar kameraların ilgisine mazhar oluyor.
Gazetecilere “Bir yanlışlık var” diye bağırıyor.
Hayır, birden çok yanlışlık var. İnsanların kendi birikim ve yeteneklerine
güvenerek kendilerine birer hayat rolü aramak yerine yalancı şöhretler peşinde
koşmalarında bir yanlışlık var. Medyanın ikiyüzlü bir tavırla, dün bu insanlara
şöhretin bütün imkânlarını sunarken, bu şöhret ellerinden gittikten sonra
düştükleri durumu vicdansızca yargılamasında bir yanlışlık var. O sahte şöhreti
dağıtanlar olarak yaşanan bu trajediden kendi sorumluluklarına düşen payı hiç
sorgulamıyor oluşlarında bir yanlışlık var. Ve bizim, bu toplumun bireyleri
olarak hepimizin, şöhret olmak için kitlesel bir oyuncak olmayı kabul etmek
dışında hiçbir niteliğe sahip olmayan bu insanları sahte ilgilerimizle önce
zirveye taşımamızda, sonra dibe vuruşlarına seyirci kalmamızda da bir yanlışlık
var.
Bayhan polise ateş açarken yakalanıyor, nasıl bir hayatın içinde olduğu belli.
Semra Hanım'ın oğlu Ata, girdiği uyuşturucu komasından çıkamayarak hayatını
kaybetti. Dünün o sahte şöhretlerinden geriye kalanların kimisi psikolojik
tedavi görüyor, kimisini çeşitli fuhuş operasyonlarında yakalananlar arasında
görüyoruz, pavyona düşenler, köşesine çekilip kırık hayalleriyle yaşayanlar da
var.
Peki, onları şöhret yapanlar ne yapıyor? Bir yandan geçmiş kurbanları
yargılıyor, bir yandan da arenaya düşen yeni kurbanları parçalanmaya hazır hale
getiriyor!
Evet, bu işte bir insanlık yanlışı var!
Yenişafak
29/03/2007